Kamu Reformu Girişimi Neden Başarısız oldu?

Altıncı sorun, yeniden yapılanma konusunda belirleyici aktörün, siyaset kurumundan çok bürokrasiymiş gibi sunulmasıdır. Halka ve halkın beklentilerine yakın siyasî aktörlerin konunun önemini yeterince kavrayamaması, özellikle bakanların günlük işlerin yoğunluğundan kendini arındıramaması veya eleştirilerden çekinmesi gibi nedenlerle sorumluluğu bürokratlara bırakması proje için bir açmaz oluşturdu. Siyasî iktidarın vizyonunu benimsemeyen veya değişimin doğuracağı meçhullükten endişe duyan devlet memurları açıkça karşı çıktılar veya görevi ihmal yoluyla pasif direnişler sergilediler.

Bir randevuevi muhabbeti

Kalenderli, bir elinde kahve fincanı, öbüründe sigara, şimdi laf olsun diye soruyordu:

“İşler iyi gidiyor mu?”

“Bizimki zahire borsasına tabi bir hale geldi; tütün ve pamukla da ilgiliyiz.”

“O ne demek?”

“Kâr bırakan müşterilerimizin çoğu ceplerini doldurup içenlerden gelen çiftlik sahipleri! Büyük iş tütün ve pamuk satışları mevsimine rastlar. Otomobil acenteleri de o sıralarda muamele yaparlar. Bugünlerde başımızı kaşımaya vaktimiz yok. İlkbaharla haziran arası durgun geçer. Zira pamuk ekimi zamanıdır, arpa ve buğday da henüz tarladadır.

İki Dakika Nefret

Ses hiç kesilmeden sürüyordu. Winston bir an kendine geldi ve ötekilerle birlikte bağırdığını, topuklarını var gücüyle iskemlenin basamağına vurduğunu fark etti. İki Dakika Nefret’in en korkunç yanı, insanın katılmak zorunda olması değil, katılmaktan kendini alamamasıydı. Otuz saniye sonra en küçük bir zorlamaya gerek kalmıyordu. Tüm topluluk, elektrik akımına kapılmışçasına, ürkünç bir kin ve nefretle azgınlaşıyor, öldürme, işkence yapma, yüzleri bir balyozla yamyassı etme isteğine kapılıyor, insanlar ellerinde olmadan yüzleri kaskatı kesilerek çılgınlar gibi bağırıp çağırıyorlardı.

Yaşam, aklîleştirilemeyenle aklîliğin bir karışımıdır

Edgar Morin’in Amour, Poesie, Sagesse (Aşk, Şiir, Bilgelik) kitabında ‘bilgelik’ bağlamında ‘rasyonalite’ ve ‘rasyonalizasyon’ kavramlarına getirdiği açıklamalar bu konu için önemli.
..
Morin’in dediği gibi, “Aklîlik, harikulade bir araçtır, ama insan zihnine fazla gelen şeyler de vardır. Yaşam, aklîleştirilemeyenle aklîliğin bir karışımıdır.”

Umut Ekmekten Çekicidir

Modern bir toplumda insanlar ancak ardı arkası kesilmez telaşlı bir hayatın meydana getirdiği şaşkınlık içinde yaşadıkları sürece umutsuz yaşamaya dayanabilirler. İşsizliğin oluşturduğu karamsarlık, yalnız yoksulluk korkusundan değil, hayallerde yarattığı geleceğe ait boşluktan da ileri gelmektedir. İşsiz kalan kişilerin, kendilerine maddi yardım yapanlar yerine, kendilerine umut aşılayanları takip etmeleri daha güçlü bir ihtimaldir.

Kamu Reformu Girişimi Neden Başarısız Oldu?

Beşinci sorun olarak, siyasî iktidarın birçok aktörünün ortak bir vizyon ve misyon etrafında azim ve sebatla durmayışı söylenebilir. Özellikle bütün bakanların, Meclis grup başkan vekillerinin ve partinin politika belirleyicilerinin ortak bir hedef için kararlı olması başarının en önemli faktörüdür. Bakanlar Kurulu, ortak bir vizyon ve hedef oluşturmak için iki kez gündemi sadece “Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma Projesi” olan toplantı yapmasına rağmen, bazı bakanlar eleştiriler karşısında siyasî bir refleksle kenarda durmayı tercih ettiler.

Mürcie

Ümmetteki siyasi temelli bölünmelerin genellikle Emevî iktidarı karşısında yer alacak şekilde gerçekleşmesi, Emevî sultanlarını belirli oranda tedirginliğe iter. Şia, halifelik hakkının Hz. Ali ve soyuna ait olduğunu iddia ederek Emevî muhalifliğini sürdürürken, Kaderiyye, kişinin yaptıklarından sorumlu olacağını, bu nedenle Emevî Sultanlarının, yaptıkları yanlışlardan sorumlu olduklarını belirterek Emevî muhalifliğini itikadi alana taşımaları, Haricîlerin ise aynı şekilde itikadî ve siyasi alanda Emevîlere muhalif durumda olmaları, Emevî yöneticilerine korkulu rüyalar gördürür.

Fransuva Jozef'e dönmeye hazır şeyh efendi

Hain hain gülmeye başlamıştı:

“Ah şeyhim ah! Ne kaybettiğini biliyor musun? Bugün benim yerimde olmak için kısalası ömrümden birkaç senesini verirdin! Modern çiftlik ağalarının ismini bulamadıkları o kürküyle, üstüne biri mavi, öbürü sarı iki tüy takılmış miğfer biçimi siyah kadife şapkasıyla ne dilberdi Neşide! Senin sarıklı baban da şapka düşkünüydü, şapkalı kadına bayıldığını senden işitmiştim. O şapkaperest Kazesker Efendi de görmeliydi... Görmek için vallahi kendisi de başına silindir giyer, torba sakalını biçime sokturup favorili bir Fransuva Jozef'e dönmeye razı olurdu, yobaz!”

Şunu da düşünerek gülmesine devam etti:

“Malkaralızade yazık ki dünyaya biraz evvel gelmiş. Kastamonu’da başına ilk şapka geçirilen sarıklı olamadığına mezarında pek üzülmüştür. Ya Müslüman kadınının şapka giydiği cümbüşlü zamana yetişemediğine öyle kızmıştır ki mezarında muhakkak süngüsü depremiştir.

Bir değneğe takılmış domuz başı

Simon, başını hafif kaldırmıştı. Gözlerini ayıramıyordu Sineklerin Tanrısı’ndan ve Sineklerin Tanrısı gözlerinin önünde boşlukta asılıydı.

“Ne yapıyorsun burada, tek başına? Korkmuyor musun benden?”

Simon titredi.

“Sana yardım edecek kimse yok. Ben varım ancak. Bense, canavarım.”

Simon, ağzını zorla kımıldattı; duyulabilecek bir söz söyledi:

“Bir değneğe takılmış domuz başı.”

Baş, “Canavarın avlanıp öldürülebilecek bir şey olduğunu sanmak da nereden aklınıza geldi!” dedi.