Özellikle Mevlana'nın şiirlerindeki küstah üslup dikkat çekici.

Yunus Emre ve Mevlana'nın Fıkıh ve Şeriata Bakışı

Yunus Emre ise yazmış olduğu bir çok güzel şiirlerinin yanısıra, sayıları azda olsa şeriatı aşağılayan bir tavır ve düşünceyle de bazı şiirler yazmış, batıni yönünü bu şiirlerinde açığa vurmuştur. Örneğin:


Hakiykat bir denizdir, şeriattır gemisi
Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar.
............
Aşk imandır bize, gönül cemaat
Kıblemiz dost yüzü, daimdir salât
Dost yüzün göricek şirk yağmalandı
Anınçin kapı kaldı Şeriat.

Yakup Kadri'nin ağzından Ahmet Haşim

Ahmet Haşim'in bitmeyen tasası

Kendisinin son derece çirkin bir adam olduğunu zannediyordu ve bu zan, ona ilk gençlik çağından son gençlik demine kadar hayatı zehreden tasalardan biri olmuştur.Bir gün demişti ki:

-Mon cher, dün gece, bu suratımın hali uykumu kaçırdı. Onu, şöyle, hayalimde bir tahsis edeyim dedim. Mesela alnımı daha muntazam bir şekle soktum.Kafamı lepiska saçlarla örttüm.Yanağımdaki halep çıbanını hazfettim (yok ettim,sildim). Ağzımı ufalttım, çenemi incelttim. Gene birşeye benzemedi. Anladım ki bu kafayı kökünden kesip atmaktan başka çare yok.

Yara

Annene bakarak kendimi anladım. Hristiyan Filistinlilere verilen Lübnan kimliğini neden reddettiğimi, Hamra'daki evden neden kampa taşındığımı, niye yaranın tam ortasında oturduğumu, niye gidebilecekken her seferinde niye gitmediğimi...Herkes "halkımı" tedavi etmek için geri geldiğimi sanıyor. Halbuki tıpkı annen gibi ben de tedavi olmaya geldim.
Kimilerimiz böyle yaranın tam ortasında tedavi olabiliyor. Yara çünkü Filipina en canlı yeridir gövdenin. Hareket oradadır. Can, tam yaradadır.
...
Dünyanın canı neresinden yanıyorsa başkent orasıdır.

Ece Temelkuran (Muz Sesleri, 107. sayfa)

Müthiş Bir Böcek

Gece, uykumun en derin yerinde, keskin bir ısırılışla fırladım. Elektrik düğmesini çevirdim. Karnı patlayacak kadar taze kanla dolu bir tahtakurusu, odayı bir anda kaplayan göz kamaştırıcı ışık içinde, ne yapacağını, nereye gideceğini, nasıl saklanacağını bilmeyerek, sırtında koca yükle yakalanmış bir hırsız telaşıyla, beyaz örtülerin kıvrımları arasında aptal aptal kaçıyordu.

Küçük böceğe dokunmadım ve çetin talihi, müthiş cesareti hakkında hayretle düşünceye daldım:

Ahmet Haşim (Bize Göre, 57. sayfa)
Bizim kitabımız hakkında batılı ilim adamlarının vukufiyetleri hem şaşırtıcı hem can yakıcı...

Din Gelişen Bir Şey Midir?

Batılı alimler, bir çok nedenden dolayı, Kur'ân'ın çeşitli bölümlerinin ne zaman vahyedildiğine dair, en azından, kabaca bir fikir edinmenin yararlı olacağını düşünürler. Bu, onların müslüman cemaatin büyüyüp yeni ve farklı ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldığında Kur'âni mesajdaki vurguların nasıl değiştiğini incelemelerine imkan tanır. Batılı alimler için bugün bir dinde yaşayan, büyüyen ve dolayısiyle değişen ya da -onların tercih ettikleri bir ifadeyle- gelişen bir şeyler görmek bilinen bir hakikattir.

Böyle tasnifler, birer genelleme olsalar da ilginç olabiliyor...

Ölen medeniyetlerin arkalarında bıraktıkları şeyler

A. Toynbee bugünkü Batı toplumunun bir intihar hareketini temsil ettiğini söyler. Ona göre Batı dünyasını yarattığı büyük medeniyet, tıpkı dünya üzerinde gelip geçmiş bütün medeniyetlerin yaptığı gibi, insanı dünyevi bir varlık olmaktan çıkarıp onu azizler, etmişler seviyesine çıkarmayı gaye edinmişti. Ama laiklik ve demokrasi Hıristiyan medeniyetinin çürümesine, 'kokuşmasına yol açtı. Bir medeniyeti ancak dini bir maya canlı tutabilirdi; modern Batı, teknolojinin, ilme olan aşırı güvenin esiri oldu ve insanlığa faşizm, komünizm gibi belâlar getirdi.

Değişim bir süreçtir

Her şeyden önce, değişimin tek seferlik bir çaba değil bir süreç olduğu vurgulanmalıdır. Özellikle kamu yönetim alanında yapılacak değişikliklerin sistemik değişiklikler ve buna bağlı alt ögelerin uyumlu hale getirilmesi bir dizi düzenlemeyi gerekli kılan Yeniden Yapılanma Projesinin ilk safhası yedi yıllık bir plandı, daha sonraki safhalarda yeni planlarla devam edilecekti.