Böyle kadın düşman başına

Haşim, az zamanda karısının bir bukalemun olduğunu anlamıştı. Bu, kendinden başka hiçbir kıymetin üstünde durmayan, bütün hayat imkanlarını kendi namına harekete getirmek, kendi için hazırlayıp seferber etmek yolunda yürüyen bir mahlûktu. Muzır ve fesatçı bir zekası. mantık ve irtibattan uzak bir idraki vardı. Aslında mütehakkim ve mağrur olan bu kadın, acz ve ihtiyaç zamanlarında birdenbire munisleşmesini, inandırıcı bir yavaşlık ve yumuşaklıkla yalvarıp küçülmesini de bilirdi. Fakat onun bu hali, afyon yedirilmiş bir kaplanın sükünetinden daha tehlikeliydi. Çünkü uyuşturulmuş olan vahşi bir mahlûkun kendine gelmesi için nihayet muayyen bir vade lazımdır. Fakat o, en beklenmedik zamanda, eline fırsat geçer geçmez, tekrar kaplan sıfatıyla dirilerek avının üstüne atılabilirdi. Haşim, karısının sakin zamanlarından, öfkeli anlarından daha fazla korkardı. Maamafih onda zekasından gelme bir rikkat devresi de yok değildi. İşte Haşim de ona, böyle mûnisleştiği bir zamanda sokulmuştu. Fakat ne çare ki sıcak ve durgun havada ani patlayan fırtına ile sersemleyerek, üşüyerek şaşınp kalan kimse gibi, ressam Haşim de birdenbire donan hisleriyle tekrar feci bir tenhalıkta kalıverdiğini anladı.

Sâmiha Ayverdi (Son Menzil, s. 16)

Aynı Kaynaktan Altı Çizili Satırlar