İbn-i Teymiyye ve İbn-i Arabi

Muhyiddin'in felsefeyi din halinde ifâde etmeye kalkması sünnî din reformcularının şiddetli reaksiyonunu uyandırmakta gecikmedi. Fakat onunla birlikte Gazâlî'ye kadar bütün mutasavvıflar da hücumlardan pay aldılar. Meşhur selefiyyeci İbni Teymiye, mutasavvıfların vahdet-i vücûd doktrinlerini İslâm'ın tevhîd doktrinine tamamen zıt bularak, tevhîd açısından vahdet doktrinine hücum etti. Orada en tehlikeli bulduğu nokta vahdet-i vücûd doktrininin iyi-kötü veya hayır-şer ayırımına imkân vermeyişi idi. Böylece sûfîlerin doktrini, ona göre, ahlâkı ve kanunu (şeriati) ortadan kaldırıyordu. Fakat İbni Teymiye hücumlarında fazla bir ayırım yapmadığı için bütün sûfîleri bir hizaya getiriyordu. Bununla birlikte İbni Teymiye'yi tasavvufun tam karşısında görmek doğru değildir. Selefiyye'nin aşırıları şeriat-tarîkat ayırımında sûfînin hakikat tezine karşı şeklî hukuk mânâsında Şeriat'ı tuttukları halde, İbni Teymiye Şeriat'ın şekilden ibaret bulunmadığını, kanun ile imâna ait hakikatin (İslâm açısından) birbirinden ayrılamayacağını söylemektedir. Hakikatte onun, tasavvufu İslâm'ın bünyesinden çıkarmak yerine, onu İslâmî çerçeveye sığacak hale getirmek niyetiyle hareket ettiğini söylemek daha doğru olur. Zikir, nefs murakabesi gibi takva ile ilgili hususları, hattâ keşif yani zihnî sezgiyi bile kabul etmektedir. Maamafih keşfi daha çok Gazâlî'ye yakın mânâda alıyor. Onun en çok düşman olduğu husus halkın velîlere olan inancı ve onlardan yardım dilenmeleri, mezar ziyaretlerini bir ibâdet haline getirmeleridir. O kadar ki, Peygamber'in kabrine gidip duâ ve niyazda bulunmayı da şiddetle reddeder.

Erol Güngör (İslam Tasavvufunun Meseleleri, s. 79)

Aynı Kaynaktan Altı Çizili Satırlar