Türkiye'nin Maarif Davası

Türkiye'nin Maarif Davası
Yazarı
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
187
Baskı Tarihi
1997
ISBN
975-7032-18-2
Baskı Sayısı
3
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergah

Hakikat aşkına sahip insanlar, cemiyetin içinde çoğalmadıkça, hakikat aşkı cemiyet içinde en yüksek ve muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatin ihtirası cemaat içerisinde bir umumi cereyan, büyük bir hareket haline gelmedikçe, milli mektep gerçekten var olmayacaktır.

Nurettin Topçu'nun Türkiye’nin Maarif Davası başlıklı eseri başta Prof.Dr.İsmail Kara olmak üzere öğrencileri tarafından derlenen yazılarından oluşmaktadır. Eser üç bölümü ihtiva etmektedir.

Birinci Bölüm

Gençliğe maarifin gidişatına ilişkin değerlendirmeler yapmakta ve genç nesli uçuruma götüren yolları şöyle sıralamaktadır:

  • Ahlak yeminini unutup siyaset ve tedbir yolunu tutarak fikirlerin savunmasını yapmak yerine siyasi boğuşmalara girilmesi,
  • Yaratıcılığın yerini taklitçiliğin alması,
  • İman ve ümidi bırakarak aşağılık karmaşasına kapılmak,
  • Ruh ve dava cephesinde düşmanlarla aynı silahı kullanmanın düşmanın ruhuna minnettarlık olduğunu bilmemek,
  • Kendini yetiştirmeden şerifini arayan nesil haline gelmek,
  • Determinizme sığınarak mesuliyetten kurtulmaya yönelmek,

İkinci Bölüm

Okulların ve öğretmenlerin sorumluluklarını incelerken öğretmenin öncelikle bir çıraklık süreci olduğunu belirtiyor:“Mektep çıraklık yeridir,diyebiliriz ki bir tezgâhtır. O tezgâhta usta yapar, çıraklar tekrarlar.Usta verir, çırak alır.Alınmamış, benimsenmemiş benliğe mal edilmemiş bir ders iyi ders sayılmaz.”. Okulların Amerikan metotlarıyla öğretim yapmasını eleştiren Topçu,“ızdırap çekme” ile öğrenmenin, mektebin bağını kuruyor:“gerçek mektepte muallimle talebe, ızdırap çekerek öğretmeğe ve ıztırapla öğrenmeye muhtaçtır”diyor.Nurettin Topçu’ya göre öğretmenlik mesleği tüccarlık değildir. Öğretmenlik mesleğinin mektepçiliği ticaret edinen, muallimliği esnaflık haline koyan kültürsüz fukaranın işi olmadığını ve ruh işi olduğunu dile getiriyor.

Üçüncü Bölüm

Maarifin hayata mektebin mideye mağlup olması; talebeliğin diploma avcılığına; muallimliğin örnek adamlıktan boynu bükük bir memurluğa dönüşmesi, mekteplerin ilim yapmak yerini ilim tarihini alma ve ezberlemeye yönelme sürecini açıklıyor.

Topçu'nun Islam Rönesans'ının gerçekleşmesi için önerdiği eğitim sisteminde geleneksel eğitimi sürdüren medrese ve Batıyı taklit eden okuldan farklıdır. Topçu’nun eğitim sistemi her şeyden önce maneviyatçı bir anlayış ile yürütülen ve heyecanını dinden alan bir yapıyı içermelidir.(Kaçmazoğlu, 2002).Topçu’nun görüşlerini içeren Türkiye'nin Maarif Davası başlıklı eseri bugünün güncel tartışmaları içerisinde özellikle eğitimin tekniğe boğuluşunun yoğun yaşandığı,ruhun mekaniğe yenik düştüğü,bu yenik düşüşün özden yoksun çalışmalarla kapatılmaya çalışmasının beyhude olduğunu görebilmemiz için davası olan öncelikle biz eğitimcilerin okuması gereken bir çalışmadır.

Kaynaktan Diğer Alıntılar

Başlık Altı Çizili Satır Sayfa
Kendini yetiştirmeden şef arayan nesil ekilmeden sulanan fidana benzer

Kendi iradesini kendi eliyle çürüten nesillerde kurtarıcı bir şef ihtiyacı kendini gösterdi. “Bizi sürükleyecek bir şef yok.

24
Düşmanın silahıyla silahlanmak aslında düşmana teslim olmaktır

Hayat mücadelesinde olduğu gibi fikir mücadelesinde de düşmana karşı koyarken düşmanın silâhlarını kullandılar.

24
Ahlâk muvaffakiyetsizliğin, siyaset muvaffakiyetin yolu mudur?

İlk işaretle harekete geçerken yaptıkları ahlâk yeminini az zamanda unutup siyaset ve tedbir yolunu tuttular.

22
Düşmanın açtığı yol hayra götürmez

Hakk’a götüren yolda yürürken uğradığı muvaffakiyetsizlikler, son neslin yollarını şaşırttı. Şüphe yok ki ümitsizlik, imansızlığa götürür.

22
İlk yıkılış devrinin ölü kaidecileri

İşin en fenası, bugünkü taassubun karşısına dikilenler, ilk yıkılış devrinin ölü kaidecileridir. Bunlar, XVII. yüzyıldan başlayarak bizi XX.

21
Yalnız iratlarıyle hayata hükmeden saltanat sahipleri

Hâlâ Abdülhamid devrinin artığı malikâneler ve alınteriyle kazanılmamış miraslar hayat sahnesinde iken yolumuzu yeni yeni kâşaneler tıkıyor ve yalnız iratlarıyle hayata hükmeden saltanat sahipleri,

21
Kaidelerle yaşamanın sıkıntısı!

Batı’dan alınan, fizyolojik iştihaların hakimiyetine teslim edici bir nevi hayat realizmi göze çarpıyor.

20
Yeni nesil bu iskeletten hayat alamazdı

İstiklal Savaşı’ndan sonra cesur ve taşkın, yeni ümitlerle canlanmış bir gençliğin doğuşunu karşıladık. Lâkin yeni doğuş, imanın değil, sadece kaba kuvvetin canlanması oldu.

20
İmanı riyâ ile bulanmış, iktidarı menfaatına esir

Dünyanın en heybetli gençliğini hayata çıkarmıştık.

19