Bir randevuevi muhabbeti

Kalenderli, bir elinde kahve fincanı, öbüründe sigara, şimdi laf olsun diye soruyordu:

“İşler iyi gidiyor mu?”

“Bizimki zahire borsasına tabi bir hale geldi; tütün ve pamukla da ilgiliyiz.”

“O ne demek?”

“Kâr bırakan müşterilerimizin çoğu ceplerini doldurup içenlerden gelen çiftlik sahipleri! Büyük iş tütün ve pamuk satışları mevsimine rastlar. Otomobil acenteleri de o sıralarda muamele yaparlar. Bugünlerde başımızı kaşımaya vaktimiz yok. İlkbaharla haziran arası durgun geçer. Zira pamuk ekimi zamanıdır, arpa ve buğday da henüz tarladadır.

“Kadının nasılını arıyorlar? Yani rağbet ettikleri ne biçim kadındır?”

“Bu da tuhaf bir şeydir: Her şehir ve kasaba muayyen bir kadının meraklısıdır. Oradan gelenler, kendilerinden bir evvel gelen hemşerisinin buluştuğu kızı ister.

“Neden acaba? Tavsiye mi ediyor?”

“Bu da var ama asıl mesele birbirinden geri kalmamak iddiası. Memleketlerine dönüp şehir kulübünde konuşurken manalı manalı sırıüp ‘ben de onu tanırım, bir şey değil, canım... Değeri yüz, bilemedin yüz elli lira!’ demek için... Otomobil de böyledir, birinin aldığı markayı obur de alır; şehir kulübünün kapısı önünde ekseriya aynı markadan otomobiller sıralanır. Ertesi sene kız da, araba da değişir; bir yenisi moda olur.”

“Ve minel acayip!”

Refik Halid Karay (Kadınlar Tekkesi, s. 538)

Aynı Kaynaktan Altı Çizili Satırlar

Yorum yapın