Bolşeviklerin Pratikle İmtihanı

Bolşevikler başlangıçta Rus imparatorluğunun kaderine kayıtsızmış gibi göründüler. Ne de olsa, serde, milliyetçiliğin, emperyalizmin ve Çarcılığın kötülüklerine inanan enternasyonalist sosyalistler olmak vardı. Finlandiya'yı ve Polonya'yı "serbest bıraktılar". Yaptıklarının sadece, kinik bir tutum takınarak zor bir anda safra atmak olduğu da söylenebilir. Ben bunun daha çok, ideolojik önyargılarıyla uyumlu bir tür dolaysız, neredeyse içgüdüsel tepki olduğunu düşünüyorum.

Ama sonra rasyonel düşünceler ağır bastı. Bolşevikler kendilerini askeri açıdan güç bir iç savaş içinde buldular. "Serbest bırakma"nın kendi sınırlarında aktif düşman rejimler yaratmak anlamına gelebileceğinden korktular. İç savaşı kazanmak istiyorlardı; bunun da imparatorluğu yeniden fethetmeyi gerektirdiğine karar verdiler. Finlandiya ve Polonya için çok geç olduğu anlaşıldı, ama Ukrayna ve Kafkaslar için o kadar geç kalınmış sayılmazdı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa'daki üç büyük çokuluslu imparatorluktan -Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rus İmparatorluklarından- sadece Rus imparatorluğu işte bu şekilde hayatta kaldı, en azından 1991'e kadar. İlk Marksist-Leninist rejim işte bu şekilde bir Rus imparatorluk rejimi haline, Çarcı imparatorluğun halefi haline geldi.

Öngörülebilir bir düzlem olarak dünya

Sanayi, geniş köylü kitlelerini cazibe merkezi olmaya başlayan kentlere yönelterek, köklü üretim ve yaşam biçimi değişikliklerini harekete geçirmiştir. Sanayi üretiminin temel olduğu bir toplumsal düzen, öncelikle hareketliliği, ilerlemeyi, yanlışlanabilir bilgi rejimini, merakı, keşfi erdem haline getirmiştir. Ancak bunun için, geleneğin ilişkileri zaman ve mekâna çivileyen boyunduruğundan kurtulup ölçülebilir bir doğa anlayışına varmak gerekli olmuştur. Sanayi üretimi, Dünya'nın öngörülebilir bir düzlem olarak tahayyül edildiği, bunun için de hesaplanabilir birimlere bölündüğü bir anlam şemaları bütünü oluşturmuştur.
 

Sebep Sonuç

Modernliğin gelişiyle birlikte tanrısızlaştıkları ve “dinsel dogmalar’a inançlarını yitirdikleri için insanların giderek bireysel dü­şünmeye. kendileriyle ilgilenmeye ve kendilerini önemsemeye baş­ladıklarından söz edildiğini sık sık işitiriz. Bu öyküye göre, modem bireylerin kendi kendileriyle meşgul olmaları sekülerleşmenin bir ürünüdür ve dinsel inancın yeniden canlandırılmasıyla ya da seküler olduğu halde, modern kuşkuculuğun saldırısına maruz kalarak yıpranmadan önce hemen hemen tam hâkimiyeti elinde bulunduran büyük dinlerinkine benzer kapsayıcılığa başarıyla sahip çıkacak bir düşünceyle onarılabilir. Aslında bağlantıları bunun tersi bir sırada görmek gerekir. Modern gelişmeler, erkekleri ve kadınları, hayatlarının parçalandığını, herbiri farklı bir bağlamda ve farklı edimbilgisine (progmatics) göre peşinde koşulması gereken, birbirine gevşek bir şekilde bağlı amaçlara ve işlevlere bölündüğünü gören bireyler durumuna ittiği içindir ki, birleştirici bir dünya görüşünü destekleyen “her şeyi kapsayıcı” bir düşüncenin amaçlarına iyi hizmet etmesi ve dolayısıyla hayallerini etkilemesi ihtimal dışı kalmıştır.