Sivil denetim

Akay’a göre, sivil-asker ilişkilerini bir sorun düzlemine çeken çelişki, toplumu korumakla yükümlü olan bir kurumun fazla güç edindiğinde, yine aynı toplum için tehdit unsuruna dönüşmesi olasılığıdır. Silahlı kuvvetlerin yeterince güçlü olmaması, dış tehdit ihtimalini artırırken, gereğinden fazla güçlü olması aynı toplum için sorun olabilmektedir. Sivil denetim tartışmaları; bu çelişkiyi gidermek, dışarıya karşı güçlü orduyu muhafaza etmek ve bu gücün içeride kendi toplumuna dönmemesi için denge kurma amacını güder.
 

Klâsik sosyoloji: kökleri ve ilk yıllar

Toplumsal düşünceler tarihi ilk uygarlıklara, Grekler, Romalılar ve Çinlilere kadar götürülebilse de, bağımsız akademik bir disiplin olarak sosyolojik düşünceler tarihi çok kısa bir geçmişe sahiptir.
 
Auguste Comte, başlangıçta sosyal fizik olarak kullandığı 'sosyoloji' terimini yaklaşık 150 yıl önce icat etmişti. Bir ilgi alanı olarak sosyoloji üç kurucu babanın fikirlerinden doğmuştur: Emile Durkheim, Max Weber ve Karl Marx. Bu 'kutsal üçlü'nün büyük boy teorileri o zamandan beri sosyolojik düşünce ve araştırmanın temelini oluşturmuştur. Onlar büyük ölçüde toplumun iç işleyişini ortaya çıkarmaya çalışmışlardır. Ayrıca onlar, toplumu oluşturan şeyi, toplum ve birey arasındaki ilişkiyi ve toplumsal ve tarihsel değişim üzerindeki etkili güçleri açıklamaya çalışmışlardır.
 

Demokrasi

Demokrasiyi tanımlamada, salt günümüzdeki demokrasinin asgari koşullarından hareket edecek olursak, tarihte “demokrasi” kategorisine giren yönetim biçimi bulmakta zorlanırız. Örneğin, günümüz için

(1) yetişkin tüm yurttaşların eşit oy hakkına sahip olmasını ve

(2) iktidarın seçimle el değiştirmesini demokrasinin asgari iki koşulu olarak kabul edersek;

dünyanın en eski demokrasisi Yeni Zelanda olur, çünkü kadın-erkek herkese eşit oy hakkını 1893 yılında tanıyan ilk ülkedir. Demokrasinin beşiği kabul edilen Büyük Britanya’da dahi kadın-erkek eşit oy hakkı 1928 yılında tanınmıştır.

Tüm yetişkin yurttaşlar için koşulsuz eksiksiz oy hakkı ise 1948 yılında gerçekleşmiştir. Fransa’da kadınlar 1945 yılına kadar, örnek demokrasi olarak anılan İsviçre’de ise 1990 yılına kadar tam oy hakkına sahip olmamıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, siyahların koşulsuz, eksiksiz oy hakkına sahip olmaları ancak 1965 yılında Oy Hakkı Kanunu ile mümkün olmuştur.
 

Encümen-i Daniş

Osmanlı Bilim ve Sanat Akademisi olarak adlandırabileceğimiz Encümen-i Daniş 1851'de kurulmuştur. Encümen-i Daniş'in kuruluş amaçları arasında, ileride kurulması düşünülen Osmanlı üniversitesi için gerekli olacak ders kitaplarının ve "halk eğitimi" için gerekli eserlerin telif ve tercüme yoluyla hazırlanması yer alır. Bu iki amaç doğrudan "eğitim dili" sorununu gündeme getirir. Encümen-i Daniş'in kuruluş mazbatasında, yazı dilinin Türkçeleştirilmesi ve halk eğitimiyle ilgili eserlerin halkın anlayabileceği bir dil ve ifadeyle yazılması ısrarla vurgulanır. Türkçe kitap yazanlara veya yabancı dilden kitap tercüme edenlere rehber olacak birer Türkçe gramer ve Türkçe sözlük hazırlanması kararlaştırılmıştır.

Encümen-i Daniş'le "Osmanlı dilinin sadeleştirilmesi ve bilginin yayılmasını hedef alan bir ansiklopedist hareket" oluşturulmak istenmiştir. Kuruluş tüzüğünde Encümen-i Daniş'in, Arapça ve Farsça kelimelerin istilasından dolayı o zamana kadar ihmal edilen "lisân-ı türkînin ilerülemesine hizmet" edileceği, açıkça belirtilmiştir. Bu, Osmanlı yönetiminin dil konusunda atmış olduğu en açık ve en ileri adımdır. Takvim-i Vekayı'nin yayınlandığı günden beri, resmî çevreler, yazıların halkın anlayabileceği bir dille yazılması yönündeki isteklerini defalarca belirtmiş olmalarına rağmen, dille ilgili "resmî bir ilmî kuruluş" ancak 1851'de oluşturulabilmiştir. Ne var ki gramerle ilgili çalışmalar, bazı imlâ kurallarının tespit edilmesiyle sınırlı kalır. Sözlük çalışmaşıyla ilgili hiç bir gelişme kaydedilmez.

Muhafızların muhafızlığını kim yapacak?

Serra, Juvenal’ın “muhafızların muhafızlığını kim yapacak” sözünü aktararak sivil-asker ilişkilerini doğuran temel problematiğe işaret eder. Lipson ise, dışarıda düşmanlara ve içeride yasalara uymayanlara karşı korunmanın güvence altına alındığı noktada başka sorunların ortaya çıkabileceğini vurgulayarak ilişkilerdeki sorunsala dönük şu soruları sorar:

(1) Ne kadar güç örgütlenecektir?

(2) toplum kendini koruyucularına karşı koruyabilir mi?

(3) bir tür özgürlüğün korunması, başka bir özgürlüğü tehlikeye atar mı? 

Lipson, bu soruları takiben şu tespitte bulunur: “Bir ulusun dışsal denetimden kurtulup özgürlüğe kavuşmasına önderlik eden ‘kurtarıcı’, bazen içeride karşıtlarını baskı altına alır.” Bu tespitlerde, sivil-asker ilişkilerindeki iki temel probleme işaret edilmektedir. Bunlardan birincisi, ordunun sivil denetim altına alınarak toplumun kendi koruyucusuna karşı korunması; ikincisi ise sivil denetim altına giren ordunun, rakiplerine karşı kendi egemenliğini güçlendirmek için hükümetler tarafından kullanılmasıdır.