İyi toplum mücadelesi

Üçüncü sonuç da şudur: Evrendeki en karmaşık, dolayısıyla çözümlenmesi en güç sistemler olan insani toplumsal sistemlerde, iyi toplum mücadelesi, sürmekte olan bir mücadeledir. Üstelik insani mücadelenin, en fazla anlama sahip olduğu zamanlar, tam da bir tarihsel sistemden (mahiyetini önceden bilemeyeceğimiz) bir başkasına geçiş dönemleri olmaktadır. Başka türlü söylersek, özgür irade dediğimiz şeyin, mevcut sistemin denge durumuna geri dönme baskılarına direnebildiği zamanlar, ancak bu tür geçiş dönemleri olmaktadır. Nitekim, kökten değişim, asla kesin olmasa da mümkündür ki bu da bize daha iyi bir tarihsel sistem aramak için rasyonel bir biçimde, iyi niyetle ve kararlı bir biçimde hareket etmenin ahlaki sorumluluğumuz olduğunu hatırlatır.

Değişim ve Denge

Köklü değişime maruz kalan bir toplum, bir uyumsuz -dengesiz, patlamaya hazır ve eyleme aç- insanlar topluluğudur. Eylem, güven kazanmamızın ve değerimizi kanıtlamamı­zın en kolay yolu olduğu gibi, aynı zamanda, dengeyi yitirmeye karşı -dengeyi yeniden elde etmek ve ayakta kalmayı başarabilmek için kolları oynatıp havayı dövmeye benzer- bir tepkidir de.  Dolayısıyla, köklü değişim, insanın enerjilerini boşaltma vasıtalarından biridir. Fakat, değişim şokunun halkı etkili eylem adamları­na dönüştürebilmesi için belli koşulların, fırsat zenginliğiyle bir kendine güven geleneğinin var olması gerekir.
 

Yetenek ve boş zaman

Geliştirip kullanması kendisinden beklenen bir yetenekle doğmuş insan en büyük mutluluğunu bunu kullanmada bulur. Fakat serbest zamana sahip olmak öyle zannedildiği gibi herkesin payına düşen bir şey değildir; hatta insan doğasına yabancı bir şeydir, çünkü sıradan insanın kaderi kendisi ve ailesinin maişeti için gerekli olanların peşinde ömür tüketmektir; o özgür bir zihnin değil, mücadele ve ihtiyacın çocuğudur. Dolayısıyla insanlar kural olarak boş zamandan çok çabuk yorgun düşerler ve onu dolduracak hayali yahut zoraki hedefler, her türden oyun, eğlence ve hobi yok ise çok geçmeden bir yük haline gelir. Bu sebepten ötürü serbest zaman muhtemel tehlikelerle doludur ve doğru bir sözdür: "Difficilis in otio quies" eğer yapacak bir şeyiniz yoksa, sükuneti muhafaza etmek zordur.

Heybeliada’ya

"Bir zamanlar her hafta sonu Heybeliada’ya gittiklerini söyledi.  Doğan bey bu seyahat sırasında yanına hem İstanbullu Yahudilerin çıkarttıkları (ismini unuttum, Şalom olabilir) bir gazeteyi hem de Ermenilerin çıkardıkları Jamanak’ı aldığını söyledi. Nedenini sordum. “Ne yapayım evladım, azınlık psikolojisi olacak, Yahudiler rahatlıkla iki kişinin oturacağı yere tek tek yayılırlar ve cebinde o gazeteyi taşıyan soydaşlarını görmeden toparlanmazlardı. Ben de ayakta kalmamak için o gazeteyi ne yapar ne eder bulur; bu şekilde ayakta seyahat etmekten kurtulurdum” dedi. “İyi ama neden Jamanak?” diye sordum. “Ha” dedi “o intikam için. Şalom, diyerek oturduktan sonra, yanımdakiyle Yahudi aksanıyla konuşmaya başlar, iyice inandığına emin olduktan sonra, aksanımı yavaş yavaş Ermeni aksanına kaydırır, yol arkadaşımın gözleri hayretten fal taşı gibi açılmaya başlayınca da, hiçbir şey olmamış gibi Jamanak’ı çıkarıp okumaya başlardım...”

 

Kesinliğe duyulan ihtiyaç ve din

[Çıkarttığım] ikinci sonuç, modernliğin temel öncüllerinden biri olan, kesinliklere duyulan inancın körleştirici ve sakatlayıcı olduğudur. Modern bilim,yani Kartezyen-Newtoncu bilim, kesinliğin kesinliği üzerine kurulmuş-tur. Temel varsayım, bütün doğal olguları yönlendiren nesnel evrenselyasalar olduğu, bilimsel araştırmayla bu yasaların belirlenebileceği vebu yasalar bir kez bilindikten sonra, herhangi bir başlangıç koşulları kü-mesinden yola çıkarak, geleceği ve geçmişi kusursuz bir biçimde öngö-rebileceğimiz yönündedir.Sık sık, bu bilim anlayışının Hıristiyan düşüncesinin sekülerleştirilmesinden ibaret olduğu, Tanrı'nın yerine "doğa"nın ikame edilmesinitemsil ettiği ve zorunlu kesinlik varsayımının dinin hakikatlerinden tü-hiyat tartışması başlatmak istemiyorum, ama bana her zaman öyle gelmiştir ki kadirimutlak bir Tanrı inancı -en azından Batı dinleri denendinlerde (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam) ortak bir inançtır bu- aslında kesinliğe ya da en azından herhangi bir insani kesinliğe duyulaninançla mantıksal ve ahlaki olarak bağdaşmamaktadır. Zira eğer Tanrıkadirimutlaksa, o zaman insanlar inandıkları şeyin ebediyen doğru olduğunu ilan ederek sınırlayamayacaklardır Tanrı'yı; aksi takdirde iseTanrı kadirimutlak olamayacaktır. Modernlik döneminin başlarında ya-şamış, birçoğu gayet dindar insanlar olan bilimciler, egemen ilahiyatlauyuşan tezler ileri sürdüklerini düşünüyorlardı kuşkusuz ve yine kuşkusuz, zamanın birçok ilahiyatçısı da onlara böyle düşünmeleri için yeterince sebep sunmuşlardı, ama bilimsel kesinlik inancının dini inanç sistemlerinin zorunlu bir tamamlayıcısı olduğu kesinlikle doğru değildir.