Sakın o uçurtmayı vurma!

"Bir uçurtma! İlk kez senle birlikte görmüştüm geçen yıl. Ben ne olduğunu bilememiştim de sen demiştin uçurtma diye. Kocamandı senle gördüğümüz. Bizim göğümüzdeydi hem. Bu seferki o kadar büyük değildi. Ama maviydi onun gibi. Ağabeye dedim ki: 'Bak uçurtma kaçmış!' 'Hani bakayım! Nereden kaçmış?' 'Bizim göğümüzden kaçmış. Ama sakın onu vurma!' Ağabeyin gözleri doldu ben böyle deyince. Bana simit aldı. Babam gibi. Ağabey uçurtmayı vurmadı. Belki annemi de vurmazdı. O uçurtma nasıl kaçmış İnci?"

Çocuklar tutsak yaşayabilirler mi?

"Kuşum ölmedi. Benim elimden mama bile yiyor. Canlanıyormuş yavaş yavaş. 'Yaşayacak' dedi Nuran. Hep benimle kalsın istiyorum. Ama biraz büyüyünce uçmak istermiş. 'O zaman beni bırakıp gider mi?' diye sordum. Uçma zamanı gelince gitmesi gerekirmiş. Kuşlar tutsak yaşayamazlarmış. Ya çocuklar İnci? Onlar tutsak yaşayabilirler mi?"

Toplumsal Ahlak

"Toplumsal ahlak denilen şey son derece önemlidir. Bunu her yerde görebilirisiniz. Fransa'da da Almanya'da da İngiltere'de de. Hatta toplumsal ahlakın uygulanmadığı bir ülke yoktur. En değersiz ve aşağılık insanlar bile toplumsal ahlaka önem verir. Üzülerek söylüyorum ki ülkemiz Japonya, bu noktada yabancı ülkelerle rekabet edecek durumda değil. Üstelik toplumsal ahlak dendiğinde size sanki kulağa yurtdışından getirilmiş bir kavram gibi gelebilir ancak bu büyük bir düşünce hatasıdır. Atalarımız Konfüçyüs'ün öğretilerini izlemekten gurur duyardı. Bu öğretilerde ahlak duygusuna sırt çevirmemek ve başkalarına karşı içten ve dürüst olmak vurgulanırdı. Bu öğretide anlayış göstermekten kasıt hiç şüphesiz toplumsal ahlaktır. Ben de bir insan olduğum için ara ara yüksek sesle şarkı söylemek istediğim olur. Ancak ben ders çalışırken yan odada birisi yüksek sesle şarkı söylese odaklanmakta zorluk çekerim. Okuduğum şeyi bir türlü anlayamam. Bu da benim hatam olur. Böyle anlarda zihnimi rahatlatmak için eski Çin şiirlerinden birkaçını sesli okumaya çalışsam bile bunu yapmaktan kendimi alıkoyarım. Neden mi? Çünkü tıpkı benim gibi, başkalarını rahatsız eden birisini hiç farkında olmadan sürekili rahatsız etmiş olmaktan hoşlanmam. Bundan dolayı siz öğrencilerim de olabildiğince toplumsal ahlaka saygı göstermelisiniz. En azından başkalarını rahatsız edecek şeyler yapmaktan kaçınmalısınız..."

Dahiler

Bütün zamanını ve hayatını konusuna adayarak, hayatı ister şiirin, ister felsefenin konusu olarak tefekkür etsin, onun kendine özgü dünya tasavvurunu dile getirmeye çalışarak bu yoğunluk derecesine ulaşan sadece bizim deha dediğimiz en yüksek zihinsel güçtür; sadece o şeylerin özünü ve varoluşunu bütünüyle ve mutlak biçimde konu edinir kendisine. Dolayısıyla kendisiyle, kendi düşünceleri ve eserleriyle fasılasız inkıtasız meşguliyet böyle bir insan için acil bir zorunluluk konusudur; yalnızlık hoş, serbest zaman en yüksek iyi, diğer her şey lüzumsuz, hayır hatta bir yüktür onun için. Çekim merkezinin tamamen kendisinde olduğunu söyleyebileceğimiz tek insan tipi budur ki; —pek nadir rastlansalar da— bu tür insanların, kişilikleri ne kadar kusursuz olursa olsun hiç önemli değil, dostlarına, ailelerine ve genel olarak topluma sıcak ve sınırsız ilgi göstermemelerinin nedenini izah eder, oysa ki çoğu kez başkaları bunu kendilerine gösterir; çünkü sair her şeyi kaybetseler de sadece kendilerine malik olsalar bununla teselli olabilirler.
Bitmeyen rekabet hala devam ediyor mu?

Aptal ve öldürücü rekabet

Cicero döneminden bir şair olan Antiparos, köle kadınları özgürleştireceği ve altın çağı getireceği düşüncesiyle (tanelerin öğütülmesi için kullanılan) su değirmeninin icadını şu sözlerle kutluyordu:

"Ey değirmenci kadınlar, değirmen taşını çeviren kolu bırakın ve huzur içinde uyuyun! Horoz boş yere sabah olduğunu haber versin! Demeter kölelerin işini perilere yükledi ve bakın sevinçle tekerleğin üzerinde sıçrıyorlar. Bakın, harekete geçen dingil tekerlek parmaklarıyla dönüyor, dönen ağır taşı çevirerek. Babalarımız gibi yaşayalım ve tanrıçanın sunduğu hediyelere aylak aylak sevinelim!"

Maalesef pagan şairin müjdelediği boş vakitler henüz gelmedi; gözü kör, sapkın ve insan katili çalışma tutkusu özgürleştirici makineyi özgür insanları köleleştirme aletine dönüştürdü: Makinenin üretkenliği onları fakirleştirdi.

İyi bir işçi kadın iğle dakikada ancak beş ilmek atarken, bazı yuvarlak örgü tezgâhları aynı sürede otuz bin ilmek atıyor. Makinedeki her dakika işçi kadının yüz çalışma saatine karşılık geliyor ya da makinenin her çalışma dakikası işçi kadına on günlük dinlenme bahşediyor. Örgü sanayisi için geçerli olan şey, modern mekaniğin yenilik getirdiği bütün sanayi biçimleri için de az çok geçerlidir. Ama ne görürüz? Makina mükemmelleşip sürekli artan bir hızla ve kesinlikle insan çalışmasını aşarken, işçi dinlenecek yerde sanki makineyle yarışmak ister gibi çabasını arttırıyor. Ah aptal ve öldürücü rekabet.