Edebiyatta Mantık

Anlaşılmayan bir eser ya hezeyandır, paletin üstündeki boyalar gibi mânâsız bir renk yığını, kurutma kâğıdının üstüne çıkmış sözlerin tesadüfle yan yana gelmesi gibi mânâsız bir kelime yığını, piyanonun tuşları üstüne sürtünen bir dirseğin rastgele çıkardığı notalar gibi mânâsız bir ses yığınıdır; yahud ince dokumasını her gözün seçemediği sıkı ve girift bir mânâ örgüsüdür. Bu karanlığın içinde münekkid bir kibrit çaktığı zaman, ya eserin içini tamtakır bulur yahud gölgeye sinmiş, sıcak, derin ve ihtişamlı mânâlar keşfeder.

Halk bunun ikisini birbirinden ayıramadığı için ikisini de reddeder; züppe de bunun ikisini birbirinden ayıramaz, fakat ikisini de kabul eder. Halkın yeni bir eseri reddetmesi için onu anlamaması, züppenin anlaşılmayan bir eseri beğenmesi için onu yeni bulması kâfidir.
Anlaşılmayan bir eserde kabahatin yazana mı, okuyana mı, ait olduğunu tayin etmek birçok münakaşalara yol açacak derecede zor olduğu için, bundan şarlatanlar istifade etmek isterler. İki harp arası devri, bütün dünyada, hakikî san'atkârla kalpazan arasındaki farkın önünde şaşıran tenkidin halka tesir etmeyen akim müdahaleleri içinde geçti. "Mânâ" ve "mantık" birbirine karıştırılıyordu. Halbuki mantıkla münasebeti olmayan bir şeyin mânâsız ve mutlaka mantığa muhalif olması lâzım gelmez. Meselâ güftesi olmayan bir bestenin mantıkla münasebeti yoktur, çünkü bu musiki cümlesi mantıkî kaziyelerden teşekkül etmemiştir; fakat bunun mantığa zıt olduğunu, hezeyan olduğunu söyleyemeyiz; çünkü bu ses cümlesinin mantığı yoksa da mânâsı vardır. Yahud "pireyi deve yapmak, habbeyi kubbe yapmak" gibi tâbirler mantıksız oldukları halde, mübalâğa ifade ettikleri için manâlıdırlar. "İğne ile kuyu kazdım" diyen adamın da çıldırdığına hükmedemeyiz.

Tasvir-i Efkâr, 18 Nisan 1941

Peyami Safa (Sanat-Edebiyat-Tenkit, s. 94)

Aynı Kaynaktan Altı Çizili Satırlar