Gerçek Aşk

İclâl gidiyor. İşte , Vedia’cığım, sevmesini bunlar biliyorlar.Susarak sevmesini.Erkek susar,kadın da. “Beni seviyor musun?” lar yok. “Daha az mı, çok mu?”lar yok. Maziden ve istikbalden şüpheler yok. Emniyet yüzde yüz. Fedakârlık bitirmiş. “Ben seninim,sen benimsin.” O kadar. “Sözlüyüm” diyorlar.Bitti.İki taraf da ölünceye kadar öteki için parçalanmayı göze alıyor. Sessiz.Aşk mektupları,sitemler ve tehditler yok. Mutfakta bir tıkırtı.İclâl ,Mustafa’sının çorbasını pişiriyor.Hep onu düşünüyor.Yirmi sene,elli sene hep onu düşünecek.Mustafa eşikte görünüyor. Sessiz.Dil dökmüyor. Dil olmayan yerde yalan olur mu? Onun bir İclâl’i var.Dünya o.Mağrur,susuyor.Vazife saati.İclâl daha çorbayı pişirmedi.Ne ciddiyet!
“Sevmesini bunlar biliyorlar.Bunlar olmasa dünya ne kadar tenha ve hazin olur.Anladın mı Vedia Hanım?Günde on defa Chopin çalsan bunu onlar kadar anlayamazsın.
“Bizim aşklarımız tam sevgi olamadığı için,manilere rastladığı için,taşlara çarpan su gibi kabarıyor,sıçrıyor,dağılıyor,gideceği yere rahat gidemiyor.Bütün tereddütlerimiz, şüphelerimiz,korkularımız,itimatsızlıklarımız,küçük görüşlerimiz,kendimize güvenemeyişimiz,isyanlarımız,hepsi,hepsi,aşkımızın tam aşk olamamasından,yolunu bulamamasından.Bizimkisi aşk değil,aşk hastalığı;onlarınkisi aşk hastalığı değil,aşk.”

Peyami Safa (Biz İnsanlar, s. 370)

Aynı Kaynaktan Altı Çizili Satırlar