Güzellik denen şeyi doğrudan doğruya gözlerimizle görmemize imkan yoktur!

Eflatun'un zamanında felsefenin en önemli meselesi varlığın esasında birlik mi, yoksa çokluk mu olduğu idi. Bu konuda başlıca iki felsefeden Herakleitos ekolü herşeyin hareketten ve olaylardan (fenomen) ibaret bulunduğunu, herşeyin devamlı değişme halinde olduğunu savunuyordu; Parmenides'in felsefesi ise değişmez birlik prensibine dayanıyordu. Dahası, Herakleitos değişmeye ve çokluğa önem verirken birliği tamamen inkar eder gibi görünüyor, Parmenides ise değişme ve hareketi bile kabul etmiyordu. Eflatun bir bakıma bu iki tezi uzlaştırcı mahiyette bir teori ortaya attı". Ondan önce Sokrates bir değişmez kavramlar felsefesi kurmuş ve böylece Eflatun'a yolu açmıştı. Fakat Eflatun değişmez kavramlarla devamlı değişen ihsaslar (duyumlar) arasındaki farkın izahsız kaldığım düşündü ve ideler teorisiyle bu ayrımı açıklamaya teşebbüs etti. Varlıkta hem değişmeyen bir taraf, hem de değişme vardır. Herşey sonlu ve sonsuz olmak üzere iki unsurdan meydana gelmiştir. Sonsuz, Heraklit'in "oluş" (devenir) dediği şeydir ve birlik veya belirlilik ifade etmez. Sonlu olan ise birdir ve belirlidir; birlik ve belirlilik sıfatlarını hiçbir zaman kaybetmez. Sonsuz olan taraf kanaat yoluyla bilgi konusudur, sonlu ise ilim konusudur. Bilgimizin ilk objesi olan olay'a (fenomen) bakalım: bütün olaylar birbirinden ayrı şeylerdir, ama hepsinde onları birbirine bağlayan ve istikrarlı bir biçim kazandıran tek ve ayni bir özellik görüyoruz. Mesela bütün güzel şeylerin hepsi de birbirinden farklıdır; hiçbirinin birbiriyle ayni olmadığı intibaını (duyu organlarımızla) alırız. Ama hepsinde ortak olan birşey vardır ki bu da güzelliktir. İşte bir grup fenomenin herbirinde bulunan ve dolayısiyle onlar arasında birlik ve ahenk sağlayan bu karaktere Eflatun "ide" adını veriyor. Bütün şeyler değiştiği halde onların özü olan ideler değişmediğine göre, fenomenler dünyası ile ideler dünyasını birbirinden ayrı düşünmek gerekir. İdeler gerçek ve ebedi olan, üniversel olan şeylerdir. Halbuki bizim günlük hayatta gördüğümüz şeylerin hepsi de farklılık ve değişme halindedir. Devamlı değişen şeylerin gerçek ve mutlak bir varlığı olamaz, bunlar bir çeşit hayaldir." Hakikat olan onların özü, yani idelerdir. Biz güzel bir insanı veya güzel bir hayvanı görüyoruz, ama güzellik denen şeyi doğrudan doğruya gözlerimizle görmemize imkan yoktur. Şu halde bizim gördüğümüz şeyler gerçek varlıkların birer hayalinden ibarettir."
Erol Güngör - İslam Tasavvufunun Meseleleri - Sayfa 30

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
220
Baskı Tarihi
1998
Yazılış Tarihi
1982
ISBN
975-437-042-7
Baskı Sayısı
7. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Hicret'in 15. asrına girdiğimiz şu yıllarda 'İslam bir inanç sistemi ve hayat nizamı olarak bütün dünyanın ilgisini çekmektedir. ''İslamın Bugünkü Meseleleri'' adıyla neşrettiğimiz eserde yazar, bu meseleyi sosyal ilimci gözüyle incelemişti. Bu kitapta ise, aynı metodla tasavvuf meselelerini ele almaktadır. Günümüzde tasavvuf Türk aydınının zihnini ne bakımlardan meşgul etmektedir? Çağımızın tarih, felsefe, sosyoloji-psikoloji bilgileri hesaba katıldığında, tasavvuf üzerinde nasıl bir değerlendirme yapılabilir? Tasavvufi düşüncenin geleceği ne olabilir? Tasavvufun İslam'daki yeri nedir?