Eflatun'un ideler alemi ve aşk

Book Cover

Bütün idelerin ortak bir özü vardır ki, herşeye özünü veren bu ortak öz Tanrı'dır. İşte felsefenin gayesi olaylar (fenomenler)dan hareket ederek onların gerisindeki gerçek âleme ve nihayet Tanrı'ya ulaşmaktır. İnsan ruh ve beden olmak üzere ikili bir varlıktır. Beden bizi dünyaya bağladığı için özleri kavramamıza engel teşkil eder. Ruhumuz bir bedene bağlanmış olmakla birlikte ondan tamamen ayrıdır. Beden dünyevi şeylere yöneldiği halde ruh ebedi olanla ilgilidir. Fakat ebedi özlere, yani idelere erişebilmek için bedenin esaretinden tamamiyle sıyrılmamız gerekir. Şu halde hakikati bulmak isteyen insanın ilk işi ruhunu her türlü dünyevi istekten arıtmak olmalıdır. Böylece zühd, mutlak ve bir olana varmanın şartlarından biri oluyor. Fakat bizi oraya götüren asıl yol aşk'tır. İlim varlığın görüntüleriyle uğraştığı halde aşk doğrudan doğruya hakikate yönelmiştir. çünkü insanın ruhu tabiata sahiptir ve oradan ayrılıp dünyevi bir be-
denle birleşmiş olmak dolayısiyle kaybettiği o eski birliğe susamıştır.

Eflatun kendisinden önceki Yunan filozoflarından bilhassa Pitagoras, Parmenides, Herakleitos ve Sokrates'ten tesirler taşımaktadır. Bunlar arasında Pitagoras'ın -ismi pek zikredilmese de- tesiri çok büyük olmuştur. Eflatun'daki dini temayül, ölümsüzlük inancı, öbür dünya kaygısı, kısacası Mağara İstiaresi'nde anlatılan herşey, bu arada matematiğe saygı, mistisizm hep Pitagoras'tan geliyor. Parmenides ise -bizim konumuz açısından- bütün değişmelerin aldatıcı olduğu, gerçekte değişme olmadığı fikrinin başlıca ilham kaynağıdır.

Eflatun'un asıl mistik tarafı inançlarında esas itibariyle başkasına intikali imkansız bir kat'iyetin bulunmasıdır; bu ifadesi imkansız şey ancak hayat tarzı halinde intikal edebilir. Pitagorasçılar kendi tarikatlerine giren kimseleri belli bir zihni ve ahlaki disipline sokuyorlardı. Eflatun da ayni şeyi düşündü, Bir insanın iyi bir devlet adamı olmak için "iyi"yi bilmesi lazımdı, bu da ancak zihni ve ahlaki bir disiplinden geçerek sağlanabilirdi.

Erol Güngör ( ), s.
31