Pasta

Neden Altını Çizdim?
Sayfa numarası yanlış olabilir, üzgünüm.
Yolculuktaydım. Çevremdeki görünümün dayanılmaz bir büyüklüğü, dayanılmaz bir soyluluğu vardı. Hiç kuşku­suz ruhuma da bir şeyler geçti ondan. Düşüncelerim havanın hafifliğine eşit bir hafiflilikle uçuşuyorlardı; kin gibi, kutsal­lıktan yoksun aşk gibi bayağı tutkular, ayaklarımın altından, uçurumların dibinden sıra sıra geçen bulutlar ka­dar uzak görünüyorlardı şimdi bana; ruhum da beni saran gök kubbe kadar geniş, gök kubbe kadar arı gibiydi; yersel nesnelerin anısı zayıflayıp azalarak geliyordu, uzaktan, çok uzaktan, bir başka dağın yamacından geçen fark edilmez sı­ğırların çıngırak sesleri gibi. Uçsuz bucaksız derinliğiyle ka­ra, ufak, kımıltısız gölün üzerinden bir bulutun gölgesi geçi­yordu bazı bazı, gökte uçan bir hava devinin mantosunun yansıması gibiydi. Tümüyle sessiz bir büyük devinimin do­ğurduğu bu tantanalı, bu ender duyunun içimi korkuyla ka­rışık bir sevinçle doldurduğunu anımsıyorum. Kısacası, çevremi saran coşturucu güzelliğin yardımıyla, kendi ken­dimle de, evrenle de tam bir barış içinde buluyordum benli­ğimi; hatta, eksiksiz mutluluğum içinde, her türlü yersel dertlerin tam unutuluşu içinde, insanın doğuştan iyi olduğu­nu ileri süren gazeteleri pek de gülünç bulmamaya başlamıştım; bu sırada, amansız bedenim isteklerini bir daha yineledi; böylesine uzun bir yokuş çıkmanın doğurduğu yorgunluğu gidermeyi, iştahımı dindirmeyi düşündüm. Büyük bir ekmek parçası, bir meşin kap, bir de o zamanlar turistler için ecza­nelerde satılan, gerekince karla karıştırılan iksirin şişesini çıkardım cebimden. Sakin sakin ekmeğimi keserken, çok hafif bir gürültü üzerine başımı kaldırdım. Önümde üstü-başı paramparça, saçı başı darmadağın, kara, ufak bir yaratık durmadaydı, çökük, ürkek, yalvarmaklı gözleriyle ekmeğimi yiyordu.. Sonra alçak, boğuk bir sesle, içini çeke çeke: Pasta sözcüğü­nü söylediğini duydum! Nerdeyse ak denilebilecek ekmeğime verdiği soylu adı işitince gülmekten kendimi alamadım, bir dilim kesip verdim. Can attığı nesneden gözlerini ayırma­dan, ağır ağır yaklaştı; sonra, parçayı eliyle kaparak hızla geriledi, armağanımı gerçekten vermememden ya da birdenbire pişman olmamdan korkuyordu sanki. Ama tam bu sırada bir başka küçük yabanıl takla at­tırdı kendisine, kim bilir nereden çıkmıştı, ilk gelene öylesine benziyordu ki, ikiz kardeşi sanılabilirdi. Birlikte yere yu­varlandılar, değerli av için kavga ediyorlardı. Öteki de, beri­ki de kardeş için ekmeğinin yarısından geçmiyordu. Birinci­si küplere binmişti, ikincisini saçlarından yakaladı; o da diş­lerini onun kulağına geçirdi, ufak, kanlı bir parçasını da yer­li ağzı bir zorlu küfürle yere tükürdü. Pastanın gerçek sahi­bi küçük pençelerini zorbanın gözlerine sokmaya çalıştı; öteki, bir eliyle savaş ödülünü cebine sokmaya çalışırken, öbür eliyle düşmanını boğmak için bütün gücünü harcadı. Ama yenik düşen kardeş, umutsuzlukla canlanıp doğrulu­verdi, kafasını var gücüyle midesine indirerek yere yuvarladı yenmişti. Çocuk güçlerinden umulandan çok daha uzun süren çirkin çarpışmayı ne diye anlatmalı? Pasta elden ele dolaşıyor, her an cep değiştiriyordu; ama boyutları da değişi­yordu işin kötüsü. En sonunda bitkin, soluk soluğa, kanlar içinde kalıp da kavgayı sürdürmenin olanaksızlığı yüzünden durdukları zaman, savaşmak için de hiçbir neden kalmamıştı; ekmek parçası yok olmuş, içine karıştığı kum taneleri gibi birer kırıntı olup saçılmıştı. Görünümü sislendirmişti bu gördüklerim, bu küçük adamları görmeden önce ruhumu keyfe getiren durgun sevinç de tümüyle geçmişti; uzun zaman hüzün içinde kaldım, yineleyip duruyordum: "Ekmeğin pasta diye adlandırıldığı, tam bir kardeş kavgası doğuracak kadar ender bir katık ol­duğu, eşsiz bir ülke varmış demek!" Çev: Tahsin Yücel
Charles Baudelaire - Paris Sıkıntısı - Sayfa 84

Türü
Şiir
Sayfa Sayısı
117
Baskı Tarihi
2006
ISBN
9789754588033
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
İş Bankası Yayınları / Hasan Ali Yücel Serisi
Mütercimi
Tahsin Yücel