Refik Halid'in İsmail Müştak Bey'e mektubu

Neden Altını Çizdim?
Bu yazı ülkeyi terketmek zorunda kalmasının ardından hür basında (!) neşredilen "düşene bir tekme de ben vurayım" yazıları arasında en insaflısına cevaben yazılmış. Bu vaziyette bile böyle latif, böyle hoş, böyle edebi bir mektubu kaleme alabilen Refik Halid'e saygı ve hayranlık duymamak mümkün değil!

Bir Şukka-i Muhibbi (Dost Yarası)

Muhterem İsmail Müştak Bey,

Hatıratımın men'i teşebbüsü münasebetiyle "Tanin"in "Mersadı İbret" sütununda meslektaşlarımızdan hiçbirine nasip olmayan bir nezaket ve insaf göstererek yazdığınız mütalaaları okudum. Hepsine min gayri haddin" iştirak ediyorum. Kendim kendimi muhakeme veya müdafaa etseydim bundan daha iyi yapamazdım. İlla, işin ciheti kanuniyesine müteallik kısımlarını o derece vuzuh ve dirayetle idare edebilmek kabil değil elimden gelmezdi. Binaenaleyh meselenin esası hakkında söyleyebileceğim kalmamış ... Fakat şahsıma ve sergüzeştime dair sarf ettiğiniz bazı tabiriere karşı müsaade buyurunuz da -muhabbetime ve minnettarlığıma halel gelmemiş olarak- size eski bir arkadaş sıfatıyla, fikrimi rindane söyleyeyim; maksadım mukabele değil, mülatefe. En ciddi meselenin de bence, şakaya mütehammil tuhaf ve hoş cihetleri vardır.

"Ecnebi bir vapurla arkasını vatana çevirerek, gömülmeye mahkum liyakat ve kabiliyetimle yad ellere çekildiğimi" yazıyorsunuz. Filvaki makale böyle yazılır; süs, şekil ve kuvvet vermek adettir ve bunları vermek için de hakikatten uzaklaşmak, mantığa göz yummak icap eder. Fakat, edebiyat haricinde düşünelim: Ecnebi dediğiniz vapur, hain hadim veya hakimi vatan her ferdin, biraz uzakça gitmeye mecbur olduğu zaman - bila endişe bindiği Mesajeri Maritimin "Piyer Loti" vapurudur. Bu büyük Türk muhibbinin ismini taşıyan bir geminin beni taşımasını niçin aleyhimden fazla lehimde bir şahadet telakki etmemeli? Görüyorsunuz ki, en telaşlı bir zamanımda, canımı kurtarmak endişesi içinde bile İngiliz bayrağını hamil mahut "Egypt" vapuruna, milletin dostu bir edibin namına izafe edilmiş, bir Fransız sefinesini tercih etmişim, bu itidali demi, bu muhabbeti vataniyeyi gösterebilmişim. Aynı zamanda bir muharririn velevki tegayyüp ve firar maksadıyla da olsa, bir edip ve üstat ismini taşıyan vapura rükubu herhalde meslek muhabbetini gösteren bir harekettir. Bir gün böyle uzun yolculuklara bayrağımızı ve mesela "Ruşen Eşref' namı bülendini hamil ve haiz sefinelerle azimet ederler, iftihar eyleriz. Hoş doğrusunu söylemek lazımsa o gün ben "Piyerloti" yerine "Klemanso" isimli bir vapur da bulsam azimetle tereddüt göstermezdim, zaruret hareketimi mubah kılardı.

"Arkamı vatanıma çevirdiğime" biraz doğru hükmetmişsiniz. Fakat çeviren ben değildim, vapurun yolu böyle icap ediyordu. Kıç tarafında bayrak direği ne sarılıp duramazdım ki... Hem bu, tam bir arka çevirmek de sayılmaz. Malum a Suriye'ye giderken Anadolu'yu solumuza alırız, kalp tarafımıza .... İşte memlekete bir eseri muhabbet ve alaka daha!

"Liyakat ve kabiliyetimin gömülmeye mahkûm olduğuna nereden hükmolunabilir, anlayamadım. Beş sene, biteviye, Sinop, çorum gibi ratip memleketlerde sürgün kaldığım zaman körleşmeyen kabiliyetim zannetmem ki "Cebelilübnan'ın rutubetsiz ve şemsabad ikliminde pas tutsun!

Burası pek de "yad el" sayılmaz. Hemhududumuz" olduktan başka, bizden en son ayrılmış dost bir Müslüman ülkesidir. İşte muhabbet ve merbutiyetimin" diğer bir nişanesi de bu ...

Sebebi azimetime'' gelince: Bana memleketimi bir müddet için terk etmeyi milliyetperver rical ve rüfeka tavsiye etmişlerdi. Ali Kemal'in 'akıbeti ise bu tavsiyeleri bir ihtar şekline soktu. Hani, herifin biri bir meyhaneye girmiş: Rakı isterim ama sert olsun! demiş. Meyhaneci küp dibinde yere yuvarlanıp yatan dört beş sarhoşu göstererek: Nah, demiş, mostrası meydanda!

Onun gibi benim içeceğim ecel şerbetinin mostrası da meydanda idi! Kafamın, matbuat muhitinde seng-i tarize tahammülü varsa da hükümet avlusunda kaldırım taşlarına dayanamazdı. Taşı gediğine koymayı severim ama o gedik kendi beynim olmamak şartıyla ... Hem de lafta ve yazıda!..

Makalenizin bir yerinde benim için "Mahkum" sıfatını galiba, efkarı umumiye nazarında manasına kullanmışsınız. Beni, idari bir kararla listeye soktular. Burada hürmetten başka bir muamele gördüğüm yok. Hem satılmış denen şu adamın satacak bir altın saati bile yoktur.

Gıyabımda evime gelip de envaı ve eşyamı kayıt için sordukları zaman Harbi Umumi de alınmış bir şemsiye eskisi ile Fazıl Ahmed'den bidayeti" Meşrutiyet'te mübadele ettiğim bir pardesü püsküsünden başka "hacze layık mamelek" bulamamışlar. Memurlar belki de inanmamışlar, nukut ve senedatı koçan şeklinde benim de Eşref gibi yanımda taşıdığıma hükmetmişlerdir!

Nezaketinizi şu suretle, biraz kabaca suistimal ettiğimi mazur görünüz. Neşem bir miktar terbiyesizleşti. Galiba bu hususta kabahat bende değil, aleyhimde okuduğum gazetelerin tarzı tahririnde ... Ülfet hasıl oluyor. Ne diyeyim. Allah hepimize sizin nezaket ve insafınızı ihsan buyursun!

Lübnan-3 Şubat 1924


mersadı ibret:yanlışları gözlem
min gayrı haddin: haddim olmayarak
hadim: hizmet eden
hamil: taşıyan
mahut: sözü geçen
itidali demi: uygun davranış
tegayyüp: saklanma
rükup: binme
Clemenceau (1841-1929): Kaplan lakaplı Fransız devlet adamı. Başvekilliği (1917) sırasında harbin kazanılmasında büyük rolü olmuştur.
ratip: rutubetli
Cebelilübnan: Lübnan'ın ortasında yer alan Akdeniz'e kıyısı olan şehir
şemsabad: bol güneşli
hemhudut: ortak sınır
merbutiyet: bağlılık
sebebi azimet: gidiş sebebi
rüfeka: arkadaşlar
seng-i tariz: taşlama
bidayet: başlangıç
mamelek: sahip olunan her şey
Refik Halid Karay - Minelbab İlelmihrab - Sayfa 35

Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
416
Baskı Tarihi
2009
Yazılış Tarihi
1923
ISBN
978-975-10-2884-6
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İnkılâp
Editörü
Aslıhan Karay Özdaş

Memleketimizde hiçbir anı Minelbab İlelmihrab kadar ilgi çekmemiş, Meclis'e kadar yansıyan gürültü koparmamıştır. İki kez yayını durdurulan eserin ancak 1948'de, yazarın ikinci Aydede dergisinde tam yayını mümkün olabilmiştir. Önemli yoğunluktaki yeniden basılması istekleri karşısında, hâlâ mizahi bir anlatımla o devrin tanınmış kişilerini gözümüzde canlandırdığına ve Mütareke yıllarına ışık tuttuğuna inanıyoruz. Bu anılar, yazarı dediği üzere, bir savunma olmayıp yalnızca günü gününe hislerin işlendiği Mütarake Devrinin özel bir tarihçesidir.
(Tanıtım Bülteninden)