Sayfa Sayısı
763
Baskı Tarihi
2007
Yazılış Tarihi
1866
ISBN
978-975-998-384-0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Bordo Siyah
Editörü
Veysel Atayman
Mütercimi
Osman Çakmakçı
Orijinal Adı
Prestupleniye i Nakazaniye

Suç ve Ceza,(Rusçası: Преступление и наказание) Dostoyevski'nin romanlarından biridir. Orijinal ismi Prestupleniye i Nakazaniye dir. Roman ilk olarak 1866'da Rus Habercisi adlı edebiyat dergisinde yayınlandıktan sonra cilt haline getirilmiştir. Dostoyevski'nin Sibirya'da cezaevinden döndükten sonra yazdığı roman, yazarın en uzun ikinci romanı olma özelliği taşır. Bununla birlikte yazarın olgunluk döneminin ilk büyük romanıdır.

Istırap ve acı

Istırap ve acı geniş vicdanlarla derin yürekler için her zaman zorunludur. Bana öyle geliyor ki, gerçekten büyük insanlar şu dünyada büyük acılar çekmek zorundadır.


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
166
Baskı Tarihi
2016
Yazılış Tarihi
1972
ISBN
9753420839
Baskı Sayısı
29. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis Yayınları
Editörü
Müge Gürsoy Sökmen
Mütercimi
Yurdanur Salman
Orijinal Adı
Ways of Seeing

Türkiye'de bütün kitaplarıyla her zaman kendisine geniş bir okur kitlesi bulan John Berger'ın klasiğidir Görme Biçimleri. Dokuz basım yapan kitap, Berger'ın bir ekip çalışmasıyla BBC için yaptığı bir televizyon dizisinden kitaplaştırılmıştır.

Yayımlandığı 1972'den günümüze, yağlıboya resimden reklamlara, görselliği ve imgeleri anlamanın, eleştirel bir görme biçiminin manifestosu oldu bu güzel kitap. Metis Yayınları'nda da “görme” ile ilgili daha sonraki yayınlarımız için damar oluşturan esinleyici bir etkisi oldu.

Fotoğraf makinasının bulunuşu

Fotoğraf makinasının bulunuşu bu makinanın bulunuşundan çok önce yapılan resimlere bakışı da değiştirdi. Başlangıçta resimler süslemek üzere yapıldıkları yapının bütünleyici birer parçasıydı. Erken rönesans katedral ya da kiliselerinde insan, duvarlardaki imgelerin yapının iç yaşamının birer kaydı olduğu, imgelerin birleşerek yapının belleğini oluşturduğu duygusuna kapılır -imgeler yapının kendine özgü niteliğini böylesine tamamlar.

Her resmin biricikliği bir zamanlar bulunduğu yerin biricik olmasından kaynaklanıyordu. Resim bir yerden başka bir yere taşınabilirdi. Ama hiçbir zaman aynı anda iki yerde birden görülemezdi. Fotoğraf makinası, resmin fotoğrafını çekerek resmin imgesinin taşıdığı biricikliği ortadan kaldırmış oldu. Bunun sonucunda resmin anlamı değişti. Daha kesin söylersek resmin anlamı çoğaldı, birçok anlama büründü.

Herhangi bir resim televizyon camında göründüğünde olanlar buna canlı bir örnektir. Resim her seyircinin evine girer. Seyircinin evindeki duvar kağıtları, mobilya ve hatıra eşyalarıyla çevrelenir. O ailenin havasına girer. Konuşmalarına konu olur. Kendi anlamını onların anlamına katar. Bu resim aynı anda başka milyonlarca eve de girer, bunların her birinde değişik bir bağlam içinde görülür. Fotoğraf makinası aracılığıyla artık resim, seyirciye gitmektedir, seyirci resme değil. Böylelikle resmin anlamı çoğalmaktadır.


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken

Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor. Şüphesiz ki, Türkçe'yi sevenler, bu yozlaştırma hareketinden dilimizi ve kültürümüzü kurtarmak için savaşıyorlar.

Terbiye Hasadı

Eskiden, orta ve yüksek tahsil gençliği arasında "yahu..." demek, yerine göre ayıptı; bugün aynı tahsil gençliği arasında "ulan..." demek, yerine göre bir samimiyettir. Fakat ben ne stadyom, ne de mekteb gençliğini ayıplayacağım. Mekteb veya halk çocuğu. Üstüne muhitinin kondurduğu her tesirin şeklini alan gevrek, mukavemetsiz, kıkırdak halinde bir şahsiyet, yahud şahsiyetsizlik çağı içindedir. Ona bu tesirler nereden geliyor? İtiraf edelim ki bizden.

Bizden geliyor. Çok ters anladığımız demokrasi ve halkçılık, fikirlerimizden, edebiyatımızdan geliyor. Yuhayı ulanı mısraları içinde alan şairleri alkışlayan biziz; bunları mekteb kitaplarına sokan biziz.

Bin defa yazıp söyledik ki halk dili başka, argo başkadır. Gene de bazı muharrirlerimizi "laf anlayan beri gelsin be yahu..!" tarzında cümleler yapmaktan vazgeçiremedik. Türk nesrinin bizim nesilden evvelki büyük ustalarından olduğu için Fatay da bu todi cümlesi karşısında kimbilir ne ürpermeler geçirmiştir.

İyilerini ve hakikilerini kaydetmiyorum, fakat halk dili, halk şiiri, halk türküsü diye gazetelerden edebiyata ve mekteb kitablarına soktuğumuz laübali ve sırnaşık edanın aksi sadalarını bir maçta veya bir mekteb paydosunda duyursak şaşırmayalım. Ektiğimizi biçiyoruz. Bu bir terbiye hasadıdır.


Türü
Roman
Sayfa Sayısı
624
Baskı Tarihi
2017
Yazılış Tarihi
1859
ISBN
978-605-172-240-5
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Yordam Edebiyat
Mütercimi
Nuri Yıldırım
Orijinal Adı
Обломов

Oblomov, tıpkı Don Kişot ve Godot’yu Beklerken gibi, ünü yazarını aşmış romanlardandır. Oblomov sadece bir roman kahramanı değil, bir kavramdır. O, ataletin, aylaklığın, tembelliğin, üşengeçliğin, hayalciliğin, uykuculuğun cisimleşmiş halidir. Yatağında hayal kurarak uyuklamaktan başka bir emeli olmayan Oblomov’un, önce taşınma derdiyle boğuşmak, sonra çiftliğini denetlemek zorunda kalmakla altüst olan dünyası, eşine az rastlanır bir mizahla anlatılır.

Hisse senedi

İvan Matveyeviç:

"Bu hisse senedi de nedir?" diye sordu. "Ben tam olarak anlayabilmiş değilim."

"Bir Alman icadı!" diye yanıt verdi Tarantyev kızarak. "Örneğin, üç kağıtçının biri yanmaz ev diye bir fikir ortaya atıyor ve bu tür evlerden oluşan bir şehir kurmaya kalkışıyor. Tabii, büyük para gerek. Sonra satıp para toplamak üzere, her hissesi, diyelim, beş yüz ruble şeklinde piyasaya kağıt sürüyor. Bir yığın budala bu kağıtları kendi aralarında alıp satıyorlar. Firmanın işlerinin iyi gittiği söylentisi yayıldığında kağıtların fiyatı artıyor, kötü gittiği duyulduğunda ise her şey batıyor. Elinde bir sürü değersiz kağıt parçaları kalıyor, paran uçup gidiyor. "Şehir nerde?" diye soruyorsun, yandı ya da yarım kaldı diye yanıt veriyorlar. Senedin mucidi çoktan paraları toplayıp kaçmıştır. İşte hisse senedi dedikleri şey!"


Türü
Roman
ISBN
978-975-05-0139-4
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İletişim
Editörü
Orhan Pamuk
Mütercimi
Leyla Soykut

Elma neden düşer?

Elma olgunlaşınca düşer. Ama neden düşer? Bir güç onu toprağa doğru çektiği için mi? Güneşte kavrulmaya başladığı için mi? Ağırlaştığı için mi? Rüzgâr estiği için mi, yoksa aşağıda bir çocuk o elmayı yemek istediği için mi?

Hiçbir şey, hiçbir şeyin nedeni değildir. Bütün bunlar sadece yaşantıyla ilgili her olayın her organik ya da doğal oluşumun meydana gelmesine yol açan tüm koşulların bir araya gelmesidir. Elmanın hücreleri parçalandığı için ya da buna benzer bir durum yüzünden düştüğünü söyleyen bir botanik bilgini de, aşağıda durup elmanın yalnız kendisi onu yemek istediği yere düşsün diye dua ettiği için düştüğnü söyleyen çocuk kadar haklı ya da onun kadar haksızdır. Napoleon'un Moskova üzerine, bunu istediği için yürüdüğünü ve Aleksandr onun mahvolmasını istediği için mahvolduğunu ileri süren hem haklı, hem haksız olacaktır. Tıpkı altı oyulan milyonlarca pudluk bir tepenin, son çalışan işçi, ona son bir kez kazmayla vurduğu için çöktüğünü söyleyenin hem haklı hem de haksız olacağı gibi. Tarihi olaylarda "büyük adam" denilen insanlar olup bitenlere etiket yapıştırırlar, olaya ad takarlar. Oysa verilen bu adın olayla etiketin kendisi kadar az ilgisi vardır.

Onlara herhangi bir nedenle bağlı olarak meydana geliyormuş gibi görünen olaylar, tarihi anlamda inansın iradesine bağlı değildir; tarihin genel akışına bağlıdır ve meydana gelişleri daha yüzyıllarca önceden hazırlanmıştır.


Türü
Roman
Sayfa Sayısı
455
Baskı Tarihi
2019
Yazılış Tarihi
1906
ISBN
9786051557120
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken Neşriyat
Mütercimi
Samet Atik
Orijinal Adı
I Am a Cat (吾輩は猫である, Wagahai wa Neko de Aru)

Toplumsal Ahlak

"Toplumsal ahlak denilen şey son derece önemlidir. Bunu her yerde görebilirisiniz. Fransa'da da Almanya'da da İngiltere'de de. Hatta toplumsal ahlakın uygulanmadığı bir ülke yoktur. En değersiz ve aşağılık insanlar bile toplumsal ahlaka önem verir. Üzülerek söylüyorum ki ülkemiz Japonya, bu noktada yabancı ülkelerle rekabet edecek durumda değil. Üstelik toplumsal ahlak dendiğinde size sanki kulağa yurtdışından getirilmiş bir kavram gibi gelebilir ancak bu büyük bir düşünce hatasıdır. Atalarımız Konfüçyüs'ün öğretilerini izlemekten gurur duyardı. Bu öğretilerde ahlak duygusuna sırt çevirmemek ve başkalarına karşı içten ve dürüst olmak vurgulanırdı. Bu öğretide anlayış göstermekten kasıt hiç şüphesiz toplumsal ahlaktır. Ben de bir insan olduğum için ara ara yüksek sesle şarkı söylemek istediğim olur. Ancak ben ders çalışırken yan odada birisi yüksek sesle şarkı söylese odaklanmakta zorluk çekerim. Okuduğum şeyi bir türlü anlayamam. Bu da benim hatam olur. Böyle anlarda zihnimi rahatlatmak için eski Çin şiirlerinden birkaçını sesli okumaya çalışsam bile bunu yapmaktan kendimi alıkoyarım. Neden mi? Çünkü tıpkı benim gibi, başkalarını rahatsız eden birisini hiç farkında olmadan sürekili rahatsız etmiş olmaktan hoşlanmam. Bundan dolayı siz öğrencilerim de olabildiğince toplumsal ahlaka saygı göstermelisiniz. En azından başkalarını rahatsız edecek şeyler yapmaktan kaçınmalısınız..."


Türü
Roman
Sayfa Sayısı
272
Baskı Tarihi
2017
Yazılış Tarihi
1908
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Maya Kitap
Mütercimi
Alper Kaan Bilir
Orijinal Adı
三四郎 (Sanshirō)

Modern Japon romanının en önemli temsilcilerinden Natsume Sōseki’nin ince mizah ve sonsuz masumiyetle örülü bu romanı, 23 yaşındaki Sanşiro’nun yaşadığı küçük yerden ayrılıp üniversite için Tokyo’ya gitmesiyle başlıyor. Şehrin kalabalığı, yeni insanlar, akademik çevreler ve hepsinden önemlisi kadınlar arasında Sanşiro, yaşamını zenginleştirmenin yollarını arıyor.

Sanşiro, ilk aşk, gelenekler, modernleşme ve yaşlılığın alaycılığına karşı gençliğin idealizmini anlatırken, arka planda da dönemin sosyal ve kültürel yapısına getirdiği eleştirileri okuruna sunuyor.

Güzellik anlayışı

"Eğer benim neden Bayan Satomi'nin gözlerini seçtiğimi sorarsan... Eh, onu da anlatacağım, dinle bak. Batılı resimlerdeki kadın yüzlerine baktığında, güzel kadını her kim resmetmiş olursa olsun, mutlaka gözleri büyüktür. Hepsi yadırgayacağın kadar büyük gözlüdür. Lakin Japonya’da Kannon hazretleri başta olmak üzere Otafuku’da, Noh Tiyatrosu’nun maskelerinde, bilhassa da Ukiyo resimlerinde görülen güzel kadınlar hep ince gözlüdür. O gözlerin alayı fil gözüne benzer. Neden Doğu’nun ve Batı’nın güzellik anlayışı bu kadar farklı acaba, bir düşünsene tuhaf şey değil mi? Ama aslında cevabı çok basit. Batı âleminde her yerde iri gözlü insanlar olduğu için, estetik seçilimler büyük gözlü insanlar arasından gerçekleşmiş. Japonya’nın tüm gözleri balina neslinden gelmiş gibi… Pierre Loti diye bir adam var, Japonların gözleriyle, nasıl oluyor da açabiliyorlar acaba diye alay etmişti. Ulusal özelliklerimiz böyleyken, nadir görülen büyük gözlere karşı estetik duygu geliştirmek kabil olmuyor.Bu noktada, seçilecek nice türleri olan ince gözler arasından birini, ideal göz yapıvermişler; onu ressam Utamaro’nun tarzında ,ressam Sukenobu’nun tarzında resmedip yüceltmişler. Fakat istediğin kadar Japonya’ya uydurmaya çalış, Batı tarzı resimde öyle ince gözler porteyi kör birini çizmişsin gibi gösterir, çirkin görünür. Öte yandan Raafael’in Madonna’sınınki gibi gözler de bu ülkede yoktur, varsa da herkes o gözlerin sahibesinin Japon olmadığını sanıyordur.”


Sayfa Sayısı
763
Baskı Tarihi
2007
Yazılış Tarihi
1866
ISBN
978-975-998-384-0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Bordo Siyah
Editörü
Veysel Atayman
Mütercimi
Osman Çakmakçı
Orijinal Adı
Prestupleniye i Nakazaniye

Suç ve Ceza,(Rusçası: Преступление и наказание) Dostoyevski'nin romanlarından biridir. Orijinal ismi Prestupleniye i Nakazaniye dir. Roman ilk olarak 1866'da Rus Habercisi adlı edebiyat dergisinde yayınlandıktan sonra cilt haline getirilmiştir. Dostoyevski'nin Sibirya'da cezaevinden döndükten sonra yazdığı roman, yazarın en uzun ikinci romanı olma özelliği taşır. Bununla birlikte yazarın olgunluk döneminin ilk büyük romanıdır.

Yalan

"Siz ne sanıyorsunuz? Onlara palavra savurdukları için mi kızıyorum sanıyorsunuz? Saçma! Ben yalan dinlemesini severim! Yalan, insanların bütün öteki yaratıklara karşı üstünlüğünü sağlar. Yalanla gerçeğe ulaşılır. Ben yalan söylediğim için insanım. Hiç olmazsa önceden on dört sefer, hatta belki de yüz on dört sefer yalan söylemeden hiçbir gerçeğe ulaşılmamıştır. Ve bu kendine göre bir şereftir. Oysa biz kendi aklımızla yalan söylemesini bile beceremiyoruz. Bana kendi uydurduğun bir yalan söyle, seni alnından öpeyim! Kendi uydurman olan bir yalan söylemek başka bir ağzıdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen, daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın, ikincisinde ise papağandan hiç bir farkın yoktur. Sanki biz neyiz şimdi? Biz şimdi, ayrıcasız hepimiz, bilgide, ilerlemede, düşüncede, buluşta, ülküde, istekte, liberalizmde, akılda, tecrübede, her şeyde, her şeyde, her şeyde henüz daha jimnazyum hazırlık sınıfındayız! Başkalarının aklı ile yetinmek hoşlarına gidiyor! Fena alışmışlar!"


Türü
Roman
Sayfa Sayısı
116
Baskı Tarihi
2017
Yazılış Tarihi
2004
ISBN
978-975-08-3529-2
Baskı Sayısı
4. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Yapı Kredi Yayınları
Editörü
Devrim Çakır
Mütercimi
Dilek Başak
Orijinal Adı
Doppler

“Merak uyandıran, huzursuz eden, duygu yüklü bir metin; yazar için yeni bir sanatsal başarı.” – Stein Roll, Adresseavisen

“Loe’nun Naif. Süper’den bu yana yazdığı en iyi kitap.” -Sindre Hovdenak, VG
“Uzun zamandır yayımlanan en komik kitap.” -Michael Nilsen, Politiken
Babam öldü.
Dün bir geyik avladım.
Ne diyebilirim.
Ya o ya ben, birimiz canından olacaktı.

Üniversite yılları nasıl değerlendirilmeli?

Nasıl çılgın parti olur, bir düşün... Evde tek başınasınfalan. Bütün okulu davet edebilirsin. Kudurun. Millet sigara içsin, kırıp döksün, dans etsin, mutlu olsun. İnsan gençken böyle partiler yapmalı. hayatının geri kalanında, kişinin dağarcığında onun kim olduğunu tanımlayan partiler olmalı. Bir gün gelecek, geri dönüp baktığında, o kapsamlı ödevden aldığın nottan çok bu çılgın partileri düşünmek seni tatmin edecek.