Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
544
Baskı Tarihi
2010
Baskı Sayısı
0. Baskı
Büyük hakîmlerden Atâullah İskenderî Hazretlerinin mârifet ve hakikat taliplerine değerli öğütler içeren eşsiz eseri "El-Hikem" hakkında mutasavvıflar, "Namazda Kur'an'dan başka bir kitap okumak caiz olsaydı, 'Hikem' okunurdu." dediler.
23. Hikmet
Ey insan, hayatının sayılı nefeslerinin her birinde Cenab-ı Hakk'ın senin için takdir ettiği bir ş vardır ki, onu elbette icra eder.
Teneffüs ettiğin her bir nefes hakkında ey sâlik
Tecelligâh-ı takdîr-i kadîm-i Rabb-i İzzet'tir.
Nefesler Hak Teâlâ'nın biçtiği kaderin zarflarıdır. Her bir nefeste nimet, belâ, tâat ve mâsiyetten her ne takdir olunmuşsa, elbette onu Cenab-ı Hak ortaya çıkaracaktır.
"Nefesin canı var, tutmayana ziyanı var."
Bu söz, insana ait sayılı nefeslerin, kaderin zarfları olduğunu belirtir. Nefesler insana verilmiş emanetlerdir, çünkü ömür sermayesidir, izzet ve saadet mayasıdır. Onun daralması ölümdür, genişlemesi de hayat...
Ezelde yazılmış olan kaderin hükümleri, kulun işlerinin teferruatını kaplayıp kuşatmıştır, onların hepsi ilâhî hakları gerektirir. İlahî hakların insan nefesleriyle ortaya çıkmış olması, insan nefeslerinden ahirette hesap sorulmasını icap ettirmiştir. Bu durum nefeslerin dünya işlerinde Allah rızasına uygun olarak harcanmadığında, kişinin cezaya uğramasını gerekli kılar.
Şu halde edepli sâlik, her nefeste edebi korumalı ve Rabbini düşünmelidir ki, bütün işlerinde Hak yolunda gidebilsin ve kudsî nefes sahiplerine uyabilsin.
"Allah'a giden yollar, mahlûkatın nefesleri sayısıncadır." sözünün manası işte budur.
Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
544
Baskı Tarihi
2010
Baskı Sayısı
0. Baskı
Büyük hakîmlerden Atâullah İskenderî Hazretlerinin mârifet ve hakikat taliplerine değerli öğütler içeren eşsiz eseri "El-Hikem" hakkında mutasavvıflar, "Namazda Kur'an'dan başka bir kitap okumak caiz olsaydı, 'Hikem' okunurdu." dediler.
Carpe Diem
Yine o Hazret(Sehl bin Abdullah Tüsterî Hazretleri)'e soruldu:
"Gerçek derviş ne vakit rahat bulur?"
Cevap verdiler:
"İçinde bulunduğu vakit ve zamandan başka vakit ve an düşünmediği vakitte rahat bulur."
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1996
ISBN
975-94832-0-3
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
istanbul
Mütercimi
Metin Karabaşoğlu
Orijinal Adı
Pensées
Türü
Şiir
Sayfa Sayısı
62
ISBN
978-975-570-445-6
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
"Güzel, güzel, çok güzel." Ah Muhsin Ünlü
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
256
Baskı Tarihi
Eylül 2008
Baskı Sayısı
0. Baskı
"Çünkü sen Süleyman'ı görmedin/ Kuşların dilini nereden bileceksin?" diyen Sühreverdi'nin, "konuşan yalnız Hakikat'tir" diyen Bediüzzaman'ın, "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık" diyen İbn Arabi'nin, "üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum/ benim sarhoşluğumun sonu yok" diyen Mevlana'nın, "mantıku't-tayrın lugat-ı mutlakından söyleriz" diyen Niyazi Mısri'nin, "teknolojik burjuva uygarlığı, bir protezler medeniyetidir, insanların ruhlarını sakatlıyor, onlara protezler takmaya çalışıyor" diyen Tarkovski'nin, "düşünme, yüzyıllardır kutsanan aklın, düşünmenin önündeki en büyük eng
Anasır-ı Erbaa
Zat-ı Zülcelal olan Sahib-i Arş-ı Azam'ın, manevi bir merkez-i alem ve kalb ve kıble-i kainat hükmünde olan küre-i arzdaki mahlukatın tedbirine medar dört arş-ı ilahisi var: Biri, hıfz ve hayat arşıdır ki, topraktır. İsm-i Hafiz'in ve Muhyi'nin mazharıdır. İkinci arş, fazl ve rahmet arşıdır ki, su unsurudur. Üçüncüsü, ilim ve hikmet arşıdır ki, unsur-ı nurdur. Dördüncüsü, emir ve iradenin arşıdır ki, unsur-ı havadır.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
256
Baskı Tarihi
Eylül 2008
Baskı Sayısı
0. Baskı
"Çünkü sen Süleyman'ı görmedin/ Kuşların dilini nereden bileceksin?" diyen Sühreverdi'nin, "konuşan yalnız Hakikat'tir" diyen Bediüzzaman'ın, "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık" diyen İbn Arabi'nin, "üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum/ benim sarhoşluğumun sonu yok" diyen Mevlana'nın, "mantıku't-tayrın lugat-ı mutlakından söyleriz" diyen Niyazi Mısri'nin, "teknolojik burjuva uygarlığı, bir protezler medeniyetidir, insanların ruhlarını sakatlıyor, onlara protezler takmaya çalışıyor" diyen Tarkovski'nin, "düşünme, yüzyıllardır kutsanan aklın, düşünmenin önündeki en büyük eng
Allah'ın Ahlakıyla Ahlaklanın
Ahlak, "hulk" kökeninden gelir ve yaratılışla anlam ilişkisi vardır. Ahlakın kökeni, bir bakıma, insanın da asli doğasıdır.
Hulk hem güzel huy demektir hem de, "yaratılış"tan yani fıtrattan, insanın asli tabiatından doğan bir niteliktir.
...Allah'ın isimleri, Bediüzzaman'ın belirttiği gibi, "kemalat-ı İlahiyenin ünvanlarıdır." İnsan, bilinçli bir biçimde bu isimlerin mazharı olmaya çalışmalıdır. Sözgelimi, Allah Hakîm'dir, insan da hikmetli hareket etmeli, abes şeylerden uzak kalmalıdır. Allah, her işini sağlam, kusursuz yapar, insan da öyle olmaya gayret göstermelidir. Allah, Adildir, insan da bu ilkenin gerçekleşmesi için çaba göstermelidir. Allah, bütün yaratılmışlara karşı Rahman'dır, merhametlidir, insan da insanlara ve diğer yaratılmışlara karşı rahim bir varlık olmalıdır.
Bu, insan-ı kamilin ahlakıdır.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
256
Baskı Tarihi
Eylül 2008
Baskı Sayısı
0. Baskı
"Çünkü sen Süleyman'ı görmedin/ Kuşların dilini nereden bileceksin?" diyen Sühreverdi'nin, "konuşan yalnız Hakikat'tir" diyen Bediüzzaman'ın, "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık" diyen İbn Arabi'nin, "üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum/ benim sarhoşluğumun sonu yok" diyen Mevlana'nın, "mantıku't-tayrın lugat-ı mutlakından söyleriz" diyen Niyazi Mısri'nin, "teknolojik burjuva uygarlığı, bir protezler medeniyetidir, insanların ruhlarını sakatlıyor, onlara protezler takmaya çalışıyor" diyen Tarkovski'nin, "düşünme, yüzyıllardır kutsanan aklın, düşünmenin önündeki en büyük eng
Yolcunun "Seyr"i
Allah'ı tesbih eden varlıklarda yapılacak olan geziyi yapmak üzere, "dünya misafirhanesi"ne gelen yolcu, gözünü (basar) açıp baktıkça görür ki, (basiret) "gayet keremkarane bir ziyafetgah ve gayet sanatkarane br teşhirgah ve gayet haşmatkarane bir ordugah ve talimgah ve gayet hayretkarane ve şevk-engizane birseyrangah ve temaşagah ve gayet manidarane ve hikmetperverane bir mütalaagah olan bu güzel misafirhanenin sahibini ve kitab-ı kebirin müellifini ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken..."(Bediüzzaman, Ayetü'l-Kübra) metne daha yakından bakalım: Kainat büyük bir kitaptır. Yeryüzünde, "Kerem" tecelli etmektedir. Kitabın kelimeleri olan sanatlı varlıklar, teşhir edilmekte, "hayret"li bakışlara sunulmaktadır, bu temaşayı yapanlara, "şevk" verilmektedir. Kainat manalı ve hikmetli bir okuma yeridir vs.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
256
Baskı Tarihi
Eylül 2008
Baskı Sayısı
0. Baskı
"Çünkü sen Süleyman'ı görmedin/ Kuşların dilini nereden bileceksin?" diyen Sühreverdi'nin, "konuşan yalnız Hakikat'tir" diyen Bediüzzaman'ın, "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık" diyen İbn Arabi'nin, "üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum/ benim sarhoşluğumun sonu yok" diyen Mevlana'nın, "mantıku't-tayrın lugat-ı mutlakından söyleriz" diyen Niyazi Mısri'nin, "teknolojik burjuva uygarlığı, bir protezler medeniyetidir, insanların ruhlarını sakatlıyor, onlara protezler takmaya çalışıyor" diyen Tarkovski'nin, "düşünme, yüzyıllardır kutsanan aklın, düşünmenin önündeki en büyük eng
Neden Altını Çizdim?
Tüm yaratılmışların Allah'ın mutlak varlığından taşan bir hal olması aynı zamanda "Öyle Zahir'dir ki zuhurunun şiddetinden Batın'dır" hakikatini anımsatıyor. Yalnızca taşan kısımlarını görüyor olmak, bir kabın taşacak kadar dolu olduğunu da tasdik etmeyi gerektirmez mi?
Mutlak Varlık
Arifler, varlık ünvanını Cenab-ı Hakk'a layık görür, varolana bir ünvan olarak yakıştırmazlar. Varolan, gerçekte Esma ve Sıfat'ın tecellisidir. Bu, bir görünüm, bir belirmedir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Dalga, denizden ayrı bir varlık değildir, onun bir halidir. Tüm yaratılmışlar da, Allah'ın mutlak varlığından "taşan" bir haldir. Bu anlamda, varolanların, Allah'ın Esma ve Sıfat'ının tecellisi olduğu söylenir.
Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
527
Baskı Tarihi
Eylül 2010
ISBN
978-605-5482-00-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
Ankara 2010
Mütercimi
Prof.Dr.Hicabi Kırlangıç - Prof.Dr.Derya Örs
Orijinal Adı
Hubut der Kevir
Birden elindeki elmayı uzattı ve gözleriyle benden onu dişlememi istedi. Fakat ben dudaklarımı daha sıkı kapattım. Yüreğimdeki dilsiz bir duygu diyordu ki an, büyük bir inkılâp anıdır. Bütün varlık olduğu yerde durmuş heyecanla bekliyordu. O, bir isyan alevi gibi karşımda dalgalanıyor ve sabırsız yakıyordu beni. Bense kalbinde korkunç bir volkanın patlamak için sabırsızlandığı dağ zirvesinin sakinliğine sahiptim. O her an daha kararlı ve saldırgan, ben her an daha tereddütlü ve ezgin. Günah duygusu.
Sürgün...
Ey benim büyük yakınım, ey yüzünde gurbet korkusunun, sözlerinde ızdırap dolu titreyişinde bir kaçış özleminin görüldüğü kişi...Ben senin bakışlarında, bu yeryüzünün sürgünü, bu zamanın masum kurbanı olduğunu gördüm.