Zamanın bile kopartamayacağı bir bağ..
Sonra bize, aynı süt annenin emzirdiği çocukların kardeş olduğunu, aralarında zamanın bile kopartamayacağı bir kan bağı oluştuğunu söylerdi.
Hasan'la aynı memeden süt emmiştik. İlk adımlarımızı aynı bahçede, aynı çimenlerin üzerinde atmıştık. Ve ilk sözcüklerimizi aynı çatının altında söylemiştik.
Benimki "Baba" idi.
Onunkiyse "Emir." Benim adım.
Şimdi geriye bakınca, 1975 yılında olanların -ve onu izleyenlerin- kökeninde bu iki sözcüğün yattığını görüyorum.
Bayburtlu Duran Kuran
Bak, canım, SHP beni hiç ilgilendirmiyor. diye kestirip attı Günay.
"Neden?!"
"Çekincesiz özdeşleştirebileceğim hiçbir şey önermiyor da ondan. Beni temsil etmiyor senin Partin." Sözü fazla uzatmak istemedi.
"Geçen gün yayınlanan araştırma sonuçlarını okudun mu? SHP'liler kendilerini nasıl tanımlıyorlardı?
"Yok" dedi Şafak.
"En az dindar, en çok laik, en az milliyetçi, en çok Atatürkçü, en çok sosyal adaletçi, en demokrat, en özgürlükçü, en muhafazakar, en az liberal... Bu da nasıl oluyorsa, yani, hem en demokrat hem de en az liberal nasıl olunuyorsa?"
"Canım, işte, 'Batılı' nitelikleri olduğunu düşündükleri ne varsa sıralıyorlar" dedi Şafak, "Yoksa adamları gördün işte, Bayburtlu Duran Kuran, nereye 'batılı' oluyor?"
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Tarihi
2000
ISBN
975-7462-94-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen "Yaşadığım Gibi" yazarın, şair, hikayeci - romancı ve edebiyat tarihçisi olarak millî kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.
Neden Altını Çizdim?
Ben de bilmiyordum! :-) Nihat Boydaş (http://w3.gazi.edu.tr/~nboydas/) hocanın kaleme aldığı bu başlığı taşıyan bir kitap var.
Türkçe bilmeyen cennete giremez
Daüssıla.
Cafe Mahieux'de:
Türkçe konuşmağa başlayınca birinin Kula'lı, öbürünün Muğla'lı olduğunu öğrendiğim birkaç Rum. Biri öbürüne söylüyor:
-Papazın nasihatini sen de hatırlarsın Panayot, Türkçe bilmeyen cennete giremez.
-O eski darbımeseldir. Bana anam da söylerdi.
'İyi ama ben bilmiyordum."
Bir İç Sömürgecilik Araştırması
Burası korkunçtur! Bir yandan komunizmi önleyeceksin, öte yanda olası bir yerel lideri. Elia T Zwrayk'ın 'İsrail'deki Filistinliler, Bir İç Sömürgecilik Araştırması' diye bir kitabı vardır. İsrail'in siyasi hedefinin, Arapları sindirmek, Yahudilerin egemenliğe engel olabilecekleri duruma gelmelerini önlemek için aldıkları tedbirleri anlatır. Ne zaman bir lider belirmeye başlasa, ortadan kaybedilmiştir. Aynı doğrultuda, Türk egemen sınıfları Anadolu'yu Saidi Nursi ile paylaşacak değillerdir, müridlerinin canı cehennemedir! Menderes, 'bizim' cumhuriyetimize yakışmıyordur, seçmenlerinin de canı cehennemedir! Deniz Gezmiş düzenimizi tehdit ediyordur, yasa tutsun tutmasın idam edilir.
Daha da korkuncu, Saidi Nursi'nin cenazesinin kaybedilmiş, Menderes'in asılmış olmasına, bir yönüyle de olsa 'hak' veren bir ruh halinin yerleştirilmesidir.
Siyonistlerin misyonuna kazandırılan 'evrensel haklılık' gibi bir haklılıktır bu!
Yeniden iyi biri olmak mümkün.
Bir söğüt ağacının yakınındaki tahta sıraya oturdum. Rahim Han'ın telefonu kapatmadan hemen önce, aklına son anda gelivermiş gibi söylediği şeyi düşündüm: "Yeniden iyi biri olmak mümkün." Bir kez daha yukarıya, ikiz uçurtmalara baktım. Hasan'ı düşündüm. Baba'yı. Ali'yi. Kabil'i. Her şeyi değiştiren o 1975 kışına kadar olan yaşamımı. Her şeyi değiştiren ve beni, bugün neysem o yapan kışı.
İslam ne olacak?..
MAZLUM HOCA: Kars kurtulacak diye seviniyorlar. Kocaman bir vücudun minicik parmağında kanı boğan iplik çözülecek diye umutlanıyorlar. Ya vücut ne olacak. Allahım, insan ne olacak, iman ne olacak, İslam ne olacak?
İkimizden de olsa daha iyi..
NEDİME: Benim üzerimde hükmünü kendin ver!
MAZLUM HOCA: Vereyim! Burada kalacak, benimle beraber her gün biraz daha halka inecek, köylüleşecek, topraklaşacaksın! Birde bana bir yetim oğlan doğurmanı istiyorum!
NEDİME: Babadan mı anneden mi yetim?
MAZLUM HOCA: İkimizden de olsa daha iyi...
Sarıklı Şehidler..
YETİM HOCA: Şehid babanın Şehid oğlu Yetim Hoca, Moskof'tan öç alınıncaya kadar bu evden yalnız Şehid ve Yetim çıkmasını vasiyet ediyor. Anlıyor musun oğlum?
Sarığı çözüp yarama bastırın!
Kanımı durdursun diye değil, içsin diye..
Mazlum bu sarığı saklasın, oğuldan oğula devretsin. Benimle Sarıklı Şehidler, bugün dokuza çıkıyor. Birgün Kars'ın ismini, "Kanlı Sarık" koyabilirler. Onu her defa Sarık kurtardı.
Allah!..
Ya namusumuz?..
YETİM HOCA: Ağlama, Ayşe, ağlama!.. Gözyaşı bizim halimize denk düşmez. Ağlayacak olsak sular kabarır. Moskof şehirde.. Ermeni uşakları, ardında.. Üstüste yardım geliyor arkasından.. Bu gece büyük bir kırgın olacak.. Müslümanlar'ı kırıp dökecekler, şehri yıkıp yakacaklar. Ne can, ne mal, ne ırz!.. Haydi canımızla malımız gitsin.. Ya ırzımız?.. İmanımızın düğüm noktası namusumuz?..
Çünkü..
Bu düşmanlık, ne ateşle su, ne akla kara, ne dağla uçurum arasında vardır. Ateş suda yanabilir, ak karanın içinde eriyip onu boz rengine çevirebilir, dağla uçurum bir ovada buluşabilir. Fakat Türk'le Moskof, bir arada, aynı aheng içinde hayal edilemez. Çünkü Moskof, Türk'ün, yalnız maddesine değil, ezelden beri ruhuna da düşman...