Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
ISBN
975070347-2
Baskı Sayısı
0. Baskı
Mütercimi
İlknur Özdemir
1869 yılının sonbaharında, ünlü Rus yazarı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, gönüllü bir sürgün olarak yaşadığı Almanya'dan Petersburg'a çağrılır. Ellisine merdiven dayayan, mutsuz ve öfkeli yazar, alacaklılarına yakalanma tehlikesine, gizli polisten korkmasına rağmen sahte bir ad kullanarak döner Petersburg'a. Üvey oğlu Pavel'in gizemli ve beklenmedik ölümüdür dönüş nedeni. Kederli Dostoyevski, çok sevdiği halde uzak düştüğü Pavel'in ölümünün ardındaki sırrı öğrenmeden huzur bulamayacaktır. Oğlunun ölümü intihar mıdır, yoksa cinayet mi?
Neden Altını Çizdim?
son cümle...
Yaşamak
"Fyodor Mihayloviç" diyor Matriyona alçak sesle ve adama bakmadan konuşuyor, "insan ölürken canı acır mı?"
Kızın düşüncelerinin nereye yöneldiğini görmek şaşırtıyor onu. "Matriyonacığım" diyor, "Sen ölmeyeceksin! Yatağına uzan, biraz uyu, uyandığında kendini daha iyi hissedeceksin. Birkaç güne kalmadan da okuluna dönersin, doktorun dediğini duydun..."
Adam konuşurken kı başını iki yana sallıyor. "Ben kendimden söz etmiyorum ki" diyor, "yani, herhangi biri ölürken canı acır mı?"
Kızın ciddi olduğunu anlıyor "Tam o anda mı?"
"Evet, tam öldüğün zaman değil de, ölmeden hemen önce."
"Öldüğünü anladığında?"
"Evet"
İçi minnetle doluyor, Matriyona günlerdir kendini ona kapamıştı, kalın kafalı ve çocukca davranmış, öfkeye kapılmış, içinde taşıdığı Pavelin değerli anısını ona anlatmamıştı. Şİmdiyse yine kendisi olmuştu:
"Ölmek hayvanlara güç gelmez." Diyor Fyodor mihayloviç,yumuşak bir sesle; "Belki onlardan ders almalıyız. Belki onlar dünyada bunun için bizim yanımızdadırlar, yaşamanın ve ölmenin sandığımız kadar güç olmadığını kanıtlamak için."
Konuşmak
Konuşmayı yeğliyorum, çünkü konuşmak için var olmak, iki kişinin var olması gerekir, yalnız şu rezalet telefon dışında, telefonda bu durumda seslerin yüzleri yoktur.
Türü
Köşe Yazısı
Sayfa Sayısı
231
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-031-1
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
Özener Matbaası
Tanrılaştırmak
Bir insan ne kadar büyük, hayranlığımıza ne kadar layık ve ne kadar kamil olursa olsun kusursuz değildir. Tanrılaştırılamaz. Tenkid kabiliyet ve hürriyetinden mahrum Doğu milletlerinde ve Türkiye'de bir insana kayıtsız şartsız hayran olup onu Tanrılaştırmak, tahlil ve tenkid kabiliyetinin yoksulluğundan doğan geri düşüncenin şaşmaz belirtisidir.
Hele Tanrılaştırmayı hiç affetmeyen batı medeniyeti ve "Allah'tan başka Allah yoktur" diyen İslamiyet adına bir adamı Tanrılaştırmak ve onu kutsal tanımak, sağcı ve solcu, bütün akidelere aykırı bir geri düşünce alametidir.
Önüne gelene tapma huyuna kadar soysuzlaşan bu zihniyet bir Osmanlı şairine şu beyti söyletmiştir:
Ne dalkavuk köpekleriz
Kimi görsek etekleriz!
Kaosun Denklemi
Kaosun denklemi basitti aslında. Yaşam = Yaşam. Ölüm= Ölüm. Oysa hepimiz kendi denklemimizi kurmanın ve dünyayı ona eşdeğer kılmanın peşindeyiz. Ne aymazlık!
Senin içindekini barındıracak derinlikte hiçbir şey yoktur dünyada; ama sen de, yaşamın, ölümün ve bütün düşlerinle, gerçeğin korkunç sonsuzluğunda oylumsuz bir noktadan daha büyük değilsin.
Neden Altını Çizdim?
Tek bir alıntıya sığmadığı için üçe bölmek zorunda kaldım.
Wittgenstein
Wittgenstein'i Sevmek için 50 Neden - Roland Jaccard
41 ) Çünkü insanın anlamasına olanak bulunmayan şeyleri sanmasına yol açan felsefi basitleştirmelerden iğreniyordu.
42) Çünkü elli yaşını geçtiği halde; gençlerle korkunç karmaşık kileri yaşayabiliyordu.
43) Çünkü kendi yaşamını düşünmenin ya da düşünmeye çalışmanın, mantık problemlerini çözmekten hem daha zor, hem daha dürüst bir davranış olduğu kanısındaydı. "Bir insan bile olamadıktan sonra, mantıkçı olmak neye yarar?" diyordu kendi kendine.
44) Çünkü başarısız bir keşişti - bu özelliği, yaşamöyküsünü en iyi yazan kişinin gözünden de kaçmamıştı ... Monk'un adına yazgılı bir keşiş.
45) Çünkü Gilles Deleuze'ün öfkelenip başkalaşmasına, savcıya dönüşerek onu felsefeyi katletmekle suçlamasına yol açmıştı.
46) Çünkü Birinci Dünya Savaşı sırasında en tehlikeli görevlere gönüllü olarak katılmıştı. Korkunun, dünya üzerindeki varlığımız hakkında yanlış düşünmemizden kaynaklandığı inancındaydı. Siperlerde Tolstoy'u, Schopenhauer'ı ve Nietzsche'yi okuyordu.
47) Çünkü filozofların sorunlarını, onların düşündüğünden daha çılgın şeyler düşünerek çözebileceğimizi söylüyordu.
48) Çünkü, pozitivizmin en köktenci yuvası olan Viyana Çevresi'ne bir konferans vermek üzere çağrıldığında, dinleyicilere Rabindranath Tagore'- dan mistik şiirler okumayı yeğlemişti.
49) Çünkü ün peşinde koşma özleminin, düşüncenin ölümü olduğu kanısındaydı.
50) Çünkü Norveç'te tek başına iki yıl yaşama kararından sonra onu caydırmaya çalışan Russell'a, akıllı insanlarla konuşarak akıl fuhuşu yaptığı karşılığını vermişti. "Orada karanlıklar içinde kalacağını söyledim," diye anlatıyor Russell, "O da bana ışıktan nefret ettiğini söyledi. Bunun üzerine, ona deli olduğunu söyledim, o da bana: `Tanrı beni zihin sağlığından koru sun!' diyerek karşılık verdi." Wittgenstein, bütünüyle işte bu sözlerdedir.
Sayfa Sayısı
339
Baskı Tarihi
1997
Yazılış Tarihi
1974
ISBN
975-470-281-0
Baskı Sayısı
8. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Mahmut Ali Meriç
Türkiye'de son zamanda yetişmiş en önemli aydınlardan, büyük filozof Cemil Meriç'in belki de en önemli eseridir. Binlerce sayfanın bilgisini küçük bir kitaba sığdırabilecek kadar usta yazarın ilmek ilmek örgülediği eşsiz bir dantela... Avrupayı, Osmanlıyı, Hind'i ,Çin'i motiflediği bir kanaviçe resmi.. "Bu ülke" de Tagore'dan Kemal Tahir'e..Oradan Said Nursi'ye.. ve oradan da İbn Haldun'a kadar onlarca ismi bulabilirsiniz. (http://www.itusozluk.com/goster.php/bu+%FClke)
Kesinlik Üzerine'den
"Tuhaf rastlantı, kafatası açılan bütün insanların beyni vardı!" Ludwig Wittgenstein
Wittgenstein
Wittgenstein'i Sevmek için 50 Neden - Roland Jaccard
21) Çünkü Wittgenstein ile Thelonious Monk arasında tuhaf yakınlıklar var. Ona da, Monk'a da öykünmeye olanak yok - ikisi de çok karmaşık, çok kendine özgü. İkisi de sessizliğin müzikçisi.
22) Çünkü Ingeborg Bochman doktora tezini onun üzerine hazırladı.
23)Çünkü Iaabelle Huppert, Wernwr Schroder ‘in Malina başlıklı filminde , Wittgenstein’ı konu alan bir ders veriyor.
24)Çünkü Michel Haneke’nin Bir Rastlantının Zamandiziminden 71 Parça başlıklı filmi, doğrudan onun felsefesinden, İngiliz Derek Jarman'ın Wittgenstein filmi de onun özyaşam öyküsünden esinleniyor.
25) Çünkü Freud'u yalnızca bakış açımızı değiştiren biri olarak değil, yeni bir bakış açısı yaratan, modernliğin en büyük estetik tanrılarından biri olarak görüyordu.
26) Çünkü felsefe alanında yarışı kazanan, diyordu, en yavaş koşmasını becerebilen kişidir. Ya da: Varış noktasına en son ulaşan kişidir. "Filozofların," diye yazıyordu, "birbirlerini şöyle selamlamaları gerekir: `Ağırdan al!' "
27) Çünkü, neden felsefe yaptığı sorulduğunda, felsefe yapmanın hiçbir işe yaramadığını, ayrıca, bunu yapmakla insanın kendisinden başka kimse- ye zarar vermediğini, söylüyordu.
28) Çünkü Vazgeçiş Okulu'nun bir başka Schopenhauerci yandaşı olan ve gelip geçenlere cehennemin yolunu soran, ayrıca kendi kendini aldat- maktan korktuğu için itiraflarını yakan Louise Brooks'la aynı ailedendi.
30) Çünkü kötü haberleri her zaman iyi haberlere yeğ tutuyordu -karanlık önsezileri böylelikle doğrulanmış oluyordu- ve Gottfried Keller'in şu cümlesi, en sevdiği alıntılar arasındaydı: "Her şey yolunda gidiyorsa, bunun böyle olması için hiçbir neden olmadığını unutma."
31 ) Çünkü verdiği unutulmaz konferanslardan birinde, Karl Popper'ı uzun bir maşayla tehdit etmişti.
32) Çünkü o olmasaydı, Wittgensteirı'ırı Yeğeni'ni, Thomas Bernhard'ın o başyapıtını tanımamış olacaktık.
33) Çünkü ünlü Mind dergisinde çıkan felsefe yazılarını okumanın saçma olacağını, Street and Smith'in yayımladığı polis romanlarının bu konuda çok daha doyurucu olduğunu ileri sürüyordu.]
34) Çünkü en beğendiği deyişlerden biri şuydu: "O lânet olası şeyi rahat bırak!"; bu deyişi fiyakalı bir abartıyla söylüyordu ve bu sözler yaklaşık olarak, şeylerin olduğu biçimiyle iyi oldukları, bir şeyleri değiştirmeye özellikle kalkışılmaması gerektiği anlamına geliyordu.
35) Çünkü, üniversitede dersini bitirir bitirmez, en yakındaki sinemaya koşup bir western ya da müzikli komedi izliyordu. Her zaman da en ön sıraya oturuyordu.
36) Çünkü felsefe üzerinde çalışmanın, insanın öncelikle kendi üzerinde çalışması anlamına geldiğinin bilincindeydi. İnsan hangi noktaya erişmişse, ancak o düzeyde yazabilir.
37) Çünkü çevresine şunu salık veriyordu: "Bir başkasının derinlikleriyle sakın oynama!"
38) Çünkü şöyle diyordu: "Avaz avaz saçmalamak seni özellikle utandırmasın! Dikkat edeceğin tek şey, kendi ağzından çıkan saçmalıklar olmalı!"
39) Çünkü üniversitede yapılan felsefe eğitimini hor görüyor ve orada "dürüst bir çalışma yapılabilmesinin mucize olduğunu" söylüyordu.
40) Çünkü söylemlerindeki göz boyama oyununa direnmekte uzmandı. Diogenes, soytarıların dilini kullanarak filozofların dilini çürütmüştü; Wittgenstein'in da bizim felsefi şişinmelerimizin altına yerleştirdiği odunları tutuşturdu.
Roland Jaccard
Wittgenstein
Wittgenstein'i Sevmek İçin 50 Neden -Roland Jaccard
1 ) Çünkü dikiş tutturamamış aristokrat rolünü benimsemişti.
2) Çünkü hiçbir zaman Heidegger gibi "Heil Hitler" yazmamış, Sartre'ın yaptığı gibi Komünist Partisi'nin kuyruğuna yapışmamıştı.
3) Çünkü dostluğa inanıyordu. Bir dost, diyordu, anlamsızlık alanında birlikte kilometrelerce yol alabileceğiniz biridir.
4) Çünkü, kendinden nefret etmenin sıkıntılı ve başarısızlığa yargılı peygamberi Otto Weininger'in hayaleti, yaşamının sonuna kadar ona eşlik etti.
5) Çünkü onu Avrupa'nın en zengin insanlarından biri yapan aile mirasını geri çevirdi.
6) Çünkü yaşamının son yıllarında öğrencilerine pek ender olarak verdiği ahlak derslerinden biri şuydu: "İnsan, kafasının içini boş şeylerle doldurmamalı."
7) Çünkü birinin çıkıp, entelektüel dünyanın Augias ahırlaı-ını temizlemesi gerekiyordu. Wittgenstein, bu işi yapmak için kendisinin seçilmiş olmasına her zaman şaşırmıştı .
8 ) Çünkü Bertrand Russell ona, bir Dünya Barış ve Özgürlük Örgütü kuracağını haber verdiğinde, Wittgenstein bıyık altında gülmüştü. "Öyle sanıyorum ki, demişti bunun üzerine Russel, siz kendi adınıza bir Dünya Savaş ve Kölelik Örgütü kurmayı yeğlerdiniz." Wittgenstein bu düşünceye ateşli bir biçimde katılmıştı: "Evet, ben daha çok böyle bir örgütü yeğlerdim!"
9) Çünkü felsefenin hiçbir düşünce toplumunun yurttaşı olmadığını ileri sürüyordu. Hatta Wittgenstein'ı filozof yapan, bu köktenci tuhaflığıydı.
IO) Çünkü Tractatus logico-philosophicus'u yayımlayan editöre, o~Okuduklarından hiçbir şey anlamayacak olan okurun kinini kusabilmesi için, kitabın sonuna on-on iki boş sayfa eklemesini önermişti. Ayrıca yıldız falına inananların, yıldızların kendisi hakkında ne söylediğini öğrenmelerini sağlamak için, kitabın kapağına doğum tarihinin ve saatinin konmasını da istemişti...
11) Çünkü onun ülküsü, bir dilbilgisi damlasının içinde bir felsefe bulutu yoğunlaştırmaktı.
12) Çünkü kendi kendine sürekli şu soruyu soruyordu: Yalnızca belli bir yeteneği varsa ve bu yetenek de yok olmaya başlamışsa. insan ne yapabilir? En iyisi, bu yetenekle birlikte yok olmak değil mi?
13) Çünkü prostat kanserine yakalandığını öğrendiğinde, üzüldüğü şeyin bu tanı değil de, doktorunun ona, bu hastalığın kesin olarak tedavi edilebileceğini söylemiş olmasıydı. "Yaşamayı sürdürmeye hiç de hevesli değilim," cevabını yapıştırmıştı ona.
14) Çünkü şöyle diyordu: "Benim düşüncelerim, İngiliz garlarında bilet gişelerinin üzerine yapıştırılan şu afişe benzer: "Bu yolculuğu ille de yapmanız gerekiyor mu?" Bunu okuyan birinden şöyle bir cevap beklenebilir: "İkinci kez düşünecek olursam, hayır."
15) Çünkü yaşamı boyunca hiç kravat takmamıştı.
16) Çünkü atom bombasını acı fakat sağaltıcı bir ilaç olarak görüyordu.
17) Çünkü Schopenhaueı-'a sadık kalarak, çocuk yapmanın suç olduğunu düşünüyordu ve kendisine tutkun bir genç kıza bir gün, bunun gerçekte bu sefil dünyaya yalnızca bir varlık daha bırakmaktan başka bir işe yaramayacağını söylemişti. Ayrıca, insanların bu dünyada çok uzun süre yaşadıklarını düşünüyordu.
18) Çok günah işlediğinin ve bu günahların hiçbir şekilde bağışlanmayacağının bilincindeydi. Onun gözünde Tanrı acımasız bir yargıçtı; Tanrı'yı başka türlü düşünemiyordu.
19) Çünkü her türlü felsefi kanıt getirmenin sıradan bir edim olduğunu düşünüyordu. Russell'a itirafta bulunarak, bir çiçeği çamurlu elleriyle kirletmek istemediğini söylemişti.
20) Çünkü kendine şu soruyu soruyordu: "Şimdi, geçmiş olduğu zaman nereye gidiyor ve geçmiş nerede?" İşte, diyordu,felsefede insanın başına en çok dert açan sorulardan biri.