Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
144
Baskı Tarihi
2009
ISBN
9752560716
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kaknüs

Yolcu

O halde hancılara itibar etmeyi bırakalım da, "Ey yolcu! Marifet kendini yolda bulmak değil, yolda kendini bulabilmektir!" diyen sesin sahipleri var mı hala aramızda, bunu bir düşünelim. Yoksa yok olalım.

Objektif :7 Eğitim-Gençlik-Üniversite

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
297
Baskı Tarihi
2006
ISBN
975-437-034-6
Baskı Sayısı
0. Baskı

Namuslu Olmak Vasfı

Bilhassa namus bahsinde acı düşüncelere dalıyoruz.Ahlaki ve manevi cephede savaştığımız zaman, ahlak bahsinden hoşlanmadıkları görülen devrimbazların gözünde geri zihniyet mimessilleriyiz.Sanki ileri zihniyet karaborsacılığın,yalancılığın, fuhuşun ve zinanın müdafasını emrediyor.

Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
384
Baskı Tarihi
2005
Yazılış Tarihi
1982
ISBN
975-00125-1-8
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Doğu Kütüphânesi
Editörü
Halil Açıkgöz
Bu kitabın yazarı aslında Halil Açıkgöz ancak altını çizdiğimiz tüm satırlar Cemil Meriç'e ait olduğundan yazarı Cemil Meriç olarak girdik.

Hâtıra yazmak

Hâtıra yazmak çok lüzumludur. Fakat hâtıra, dişleri fırçalayıp, makyaj yapıp tarih önüne çıkmaktır. Goethe "Hatıralara daima şiir karışır" der. Onun için hâtıralarına "Şiir ve Hakikatler" ismini vermiştir.

Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
393
Baskı Tarihi
Kasım 2007
Yazılış Tarihi
1992
ISBN
9944-125-03-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İzmir
Yayın Evi
Kaynak
Editörü
Şeref Yılmaz
Yazan: AHMED ŞAHİN Yazı Kaynağı: Zaman Gazetesi, Ailem Eki, Sayı: 228 Çileli bir devrin hikayesini Ali Ulvi Kurucu merhumun hatıralarından okumak büyük bir şans. Hayatını tamamen ilme adamış yüksek bir kâmet olan merhum Kurucu, hatıralarıyla da irşad vazifesini yerine getiriyor.
Neden Altını Çizdim?
Bu tür hadiseler her zaman etkiliyor beni...

Sarhoşun Tövbesi

Dedem mezarlığa girer, okuyarak boydan boya geçerdi. Birisi, "Yahu deden ölülerle ahbap mıdır, nedir! Geçen gece baktım mezarlıktan çıkıyordu." demişti. Dolav mahallesinde "Kişiler" diye anılan, bir kasap ailesi vardı. Bunlardan "Kara Mehmed" diye, Allah rahmet eylesin, vurduğu vurduk, kırdığı kırdık belâlı bir adam vardı. Bu, Kara Mehmed anlatmıştı: Gece, meyhaneden çıktım, evime gidiyorum. Kabristanın içinden geçerken, bana doğru bir karaltı yürüdü. Acaba bir düşmanım mı, diye kendime geldim. O sırada uzaktan selâm verip yanıma yanaştı. Hacı Veyis Efendi imiş. "Oğlum, dedi; bugün Mevlevi Şeyhi Mesnevîhan, Sultan Selim Camii hatibi Sıdkı Dede vefat etti. Rahatsızdım, cenazesine gelemedim. Gel, seninle onu ziyaret edelim..." Beni peşine taktı, götürdü. Kabrin yanına oturdu, dua etti. Sonra: "Oğlum bir de filân hoca var, filân var, filân var... Gelmişken onları da ziyaret edelim." dedi; onları da dolaştık... Eve döndüğümde, sarhoşluğum geçmişti. Hanımı uyandırdım. "Hanım, kalk bana bir su ısıt" dedim. Boy abdesti aldım. Uyuyamadım. Dedeniz gözümün önünde... kalktım camiine gittim. Camide baktım, namazdan önce vaaz ediyor. Ben günahkâr insanım; şöyle arkaya bir yere oturayım dedim. Beni gördü, "Yakına gel oğlum, yakına gel!" diye çağırdı. Namazdan sonra, "Oğlum, gece ben sana çok dua ettim." dedi. Elini öptüm. Kendisine, "Hocam benim ömrüm gafletle geçti. Ben çok günah işledim. Bana dua edin." deyince, "Oğlum hepimiz geçmiş günahlarımıza tövbe edeceğiz. Bizim dinimiz öyle güzel bir din ki, tövbe eden, günahsız bir kimse gibi olur. Yeter ki, bundan sonra sebat et oğlum." Diye cevap verdi. Ondan sonra namazı bırakmadım. Dedenin arkasında namaz kılmaya gayret ettim. Onun kerametleri çoktur. Birisi de işte benim halimdir. Aman dedenizin hatırını kırmayın.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
231
Baskı Tarihi
Temmuz 2009
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
Konya
Yayın Evi
Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları

Elmadaki Kurt

Bir elmanın içindeki kurtlarız. Başlangıçta aynıyız. Bazılarımız devinimi reddedip hazırdan beslenmeyi tercih ediyor. Diğerleri ise deviniyor. Hareket ediyor. Elmanın dışına doğru. İçerde kalanlar depresyona giriyor. Görmedikleri bilmedikleri elmanın dışına ulaşmaya çalışmak yerine büyütmedikleri akıllarıyla yorumlar yapıyor. Devinmiyor, şikayet ediyor. Devinenlere de haset besliyor. Onların doğuştan şanslı olduğunu savunuyor. İyi niyetle devinene yardım da ediliyor. Hayatın amacı devinim. Aslında kalp sürekli her atımında bize bunu anlatıyor. Elmanın dışında ağaç var. Bağ var. Bahçıvan var. Elçiler kafesten kurtulun diye dışarı çağırıyor. Kulak tıkamak, bağı, bahçeyi, bahçıvanı yok yapmaz. Bize de bir elmaya razı olmak yakışmaz.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
240
Baskı Tarihi
Ocak 2006
ISBN
975-352-015-8
Baskı Sayısı
8. Baskı
Yayın Evi
Pınar Yayınları
Mütercimi
Abdi Keskinsoy

Tevhid ve Milliyetçilik

Allah Elçisi ( Salat ve selam üzerine) bu dün ile gönderildiği zaman Arap yarımadasının en münbit toprakları Arapların değil, başka ulusların elinde idi. Şam bölgesinin kuzey yakası tamamen Rumların yönetimi altında bulunuyordu. Buralar Rumlarca atanan Arap yöneticiler tarafından yönetiliyordu. Öte yandan Güney Yemen toprakları ise tamamen Perslerin egemenliğinde idi. Bu yöreler de Persler tarafından atanan Arap yöneticiler tarafından yönetiliyordu. Araplar elinde kala kala Hicaz, Tıhame, Necd ve şuraya buraya dağılmış münbit toprakların dışında kalan kupkuru çölller vardı. Şu söylenebilir: Risaletten on beş yıl önce, Hacer-i Esved taşının yerine konulması meselesinde hakem tayin edildiğinde verdiği hükümden memnun olunan, çevresinde ''Sadık'' ve ''Emin''lik lakapları ile tanınan, soyca Kureyş kabilesinin en saygın kolu Haşimoğullarından olan Hz. Muhammed (as) içsel çatışmaların yiyip bitirdiği Arap kabilelerini bir araya getirerek kuzeyden Rumların, güneyden Perslerin gasbettiği toprakları işgal altından kurtarmak için bir Arap ulusçuluğu bayrağını çekip yarımadanın her bölgesinde milliyetçiliğe dayalı birlikler kurabilirdi. Denebilir ki: Allah Resulü böyle bir davaya çağırsaydı, yarımadada hüküm süren egemen güçlerden onüç yıl boyunca gördüğü sert tepkiler sonucu çektiği sıkıntıları çekmezdi; Araplar da böyle bir çağrıyı hep birlikte kabul ederlerdi. Şöyle de iddia edilebilir: Hz. Muhammed (as), Arap ulusuna yaptığı bu çağrı kabul edilerek onlar tarafından liderlik makamına getirilebilirdi. O da ipleri eline aldıktan sonra her türlü güce sahip olurdu. Bu gücünü, önce insani egemenliğine boyun eğdikten sonra insanların Rabb'lerine ibadet etmelerini sağlama, kendisi ile birlikte gönderilen tevhid akidesinin (yerleştirilmesinde) kökleştirilmesinde kullanabilirdi. Ne var ki, Alim ve Hakim olan Allah, elçisini böyle bir amaca yöneltmedi. Bilakis onu ve onunla birlikte olan bir avuç güçsüz inanmışı ''La ilahe illallah''ı açıktan haykırmaya ve bu haykırma karşısında başlarına gelecek meşakkatlere katlanmaları yönüne yöneltmeyi yeğledi. Niçin böyle istedi? Elbestte Allah, Elçisi ve onunla birlikte olan bir avuç inanmışı böylesi zor sıkıntılara sokmak istemezdi. Yüce Allah, milliyetçilik ülkücü ile ortaya çıkmanın ve insanları buna çağırmanın doğru bir yol olmadığını biliyordu. Bundan dolayı öyle değil de, böyle yönlendirdi elçisini. Ülkenin gaspedilem topraklarını Rum ve Pers tağutlarının elinden kurtarıp bir Arap tağuta teslim etmek çözüm değildi. Tağutların hepsi tağuttur, adı sanı ne olursa olsun... Yeryüzü Allah'ın mülküdür; O'nun adına kurtatılması gerekir. Üzerine ''La ilahe illallah'' bayrağı dikilmeyen hiçbir toprak parçası Allah adına kurtarılmış değildir. İnsanları, bu topraklar üzerinde egemen olan Bizans veya Pers tağutlarının elinden kurtarıp bir Arap tağuta teslim etmek kesinlikle çıkar yol değildir. Adı ne olursa olsun tağutların hepsi tağuttur. İnsanlar sadece Allah'ın kullarıdır; '' La ilahe illallah'' bayrağını dalgalandırmadıkça, yalnız Allah'ın kulları olamazlar. Bilinçli her Arab'ın lisaninin delaleti ile anlamını çok iyi algıladığı ''La ilahe illallah'' ın gerçek anlamı şudur: Allah'tan başka hiç kimseninin hakimiyet hakkı yoktur; Allah'tan başka şeriat koymaya kimsenin hakkı yoktur; hiç kimsenin üzerinde egemenlik hakkı yoktur. Çünkü bütün egemenlik, iktidar Allah'a aittir. Zira, İslam'ın insanlık için uygun gördüğü milliyetçilik ülküsü Arabı, Bizanslıyı, Persliyi diğer ulus ve renklerden olan insanları Allah'ın tevhid bayrağı altında eşit konuma getiren ''Akide milliyetçiliği''dir. Çıkar yol sadece bu yoldur.