Makamlar ve Haller

Neden Altını Çizdim?
Makam ve Hal, tasavvufta en temel kavramlardandır. Bu yolu yaşayan ve sistematiğini en güzel şekilde kaleme alan Gazali başta olmak üzere tüm sufiler, "hal"lere sağlanıp kalmanın tehlikesinden bahsetmişlerdir. Makamların da ciddi bir mücahede ile elde edildiğini, nihai amacın, alıntıda da görüldüğü gibi tüm değerli olan niteliklerin aidiyetinden kendini sıyırmak ve varlığını ve niteliklerini Allah'a mâl etmek tevazuuna (gerçek kulluğa) ulaşmak olduğunu açıklar. Bu eserlerde hallere takılanların hikayeleri de anlatırlar ki, bugün televizyonlarda abuk sabuk davranışlarını gördüğümüz, ama diğer taraftan tasavvufa dair konumaktan geri durmadığı için mutasavvuf zannedilenlerin "hal" lerinin ve kimi zaman istidraca dönüşen vahim durumlarının idrakine varmak açısından bu alıntıyı anlamlı buldum...
Şimdi uygulamalar ve onları çevreleyen kavramlara dönebiliriz. Evvela karşımıza Makam çıkmaktadır. Bu, belirli bir anda, müridin kendi idaresiyle meşgul kimsenin emirleri altında geliştirdiği nitelik için kullanılan kelimedir. Mürşidi ona başka bir terakki uygulaması belirleyene kadar, ondan, diyelim ki Tevbe makamında beklemesi istenebilir. 0 bir vaziyettir, bu yüzden de "bir fiil" olarak terimlendirilir. Bir anlamda o, bir "mertebe" dir ki, bu kelime de onun yerine kullanılır. Fakat bir Mertebe, bir Hal değildir. Haller, ferde, 0 bunları kontrol edemeden gelen değişik şuur olaylarıdır. "Hal" aynı zamanda bir "lütuf /ihsan" olarak da bilinir. Bu aydınlanmaları yaşayan sûfilerin ana hedefi bunların ötesine ulaşmaktır. Güzide üstad Cüneyd Bağdadi "Haller şimşeğin parlamaları gibidir; onların devamını sadece nefis teklif eder" diye vurgular. Bu da onların değişmemiş olan benliğe sızıp yayılmasının vehimlere, aldanmalara yol açacağı anlamına gelir. Eğer onlar hissedilebilirlerse ve idraki daha ileri mertebelere sevk etmek yerine onlara değer vermek tercih edilirse, mürid yerinde sayıyor demektir. Şu ya da bu makamda olmak bir tür zaruri esaret, nefs-i emmarenin terbiyesinin bir parçası olarak görülür ve bir zaman gelir ki artık bu zaruri olmaz. Benzer şekilde, Haller, cezbeye kapılıp gözü kamaşacağı yerde, ilmi yaşaması gereken (ve nihayette yaşayacağı umulan) kişide bir bulaşmaya işaret ederler. Farsçada Tasavvuf üzerine yazılmış ilk kitap olan Hücviri'nin kitabındaki paragraf şöyle devam eder: "Bu yolun tüm mürşitleri, bir kimse Makamların esaretinden kaçındığı, Hallerin bulaştırmasından uzaklaştığı ve tahavvül ve zeval yurdundan (zaman ve mekâna bağlılıktan) kurtulduğu ve takdire layık niteliklerle donatıldığı zaman tüm niteliklerden arınır. Yani bizzat kendisinin olan hiç bir takdire layık nitelik tarafından esir alınmış değildir, ne ona önem verir ne de bunlar onu kibirlendirir. Onun vaziyeti aklın idrakinden saklanmıştır ve zaman düşüncelerin etkisinden muaftır”. Sûfi idareci öğrencinin davranışına bakarak onun ikincil, yani "emmare" nefsinin herhangi belirli bir zamanda ne durumda olduğunu bilir. Sûfi çalışmalarının çok itibarlı olduğu, ama yine de tüm yeni gelenlere sadece "sirkler”in kucak açtığı ülkelerde, gerçek sûfiler üzerinde mürid kabul etmek konusunda bazı baskılar vardır.
İdris Şah - Yol'un Yolu - Sayfa 70

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
167
Baskı Tarihi
1996
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İnsan
Editörü
İDris Şah
Mütercimi
M. Ali Özkan
Orijinal Adı
a perfumed scorpion