Saltanatın Faydaları

Book Cover

İngiltere örneğine dönelim. İngiltere kraliçesini bugün çağdışı bir kalıntı, bir nostalji anıtı, kapanmış bir ayrıcalıklar devrinin boş bir simgesi saymak kolaydır. Oysa kraliçenin asıl gücünü ve fonksiyonunu anlamak için, felaket gününü – örneğin bir ordu komutanının hükümet emirlerine uymayı reddettiği, ya da başbakanın parlamentoyu feshedip muhalifleri asmaya başladığı veya İngiliz toplumu tarafından kutsal sayılan değerleri yasaklamaya kalkıştığı günü – düşünmek gerekir. Böyle bir hamlenin, toplumun birtakım güçlü veya yaygın kesimlerinde o gün için destek bulması da imkân dışı değildir. Rejimin sigortası, işte bu durumda devreye girer. Çünkü kraliçe yasal yetkilerini kullandığında kendisine itaat edileceği, tartışılmaz bir veridir. Bunun için onun iyi ya da "çağdaş" ya da sevilen bir kişi olması gerekmez: meşru kraliçe olması
yeterlidir. İktidarının kaynağı, o sıra ülkeye hakim olan siyasi eğilim değildir: atalarından gelen ve torunlarına kalacak bir otoritenin meşru varisi olmaktır. Böyle olduğu için de, İngiltere'de pek ender olarak siyasi liderler diktatörlük ilan etmeye ya da komutanlar ayaklanma çıkarmaya teşebbüs ederler.

Türkiye'nin de benimsemiş olduğu siyaset-üstü Cumhurbaşkanlığı makamı, bu ihtiyacı karşılamak için düşünülmüştür; ancak yetersizdir. Böyle bir makama seçimle veya siyasi dengeler üzerinde gelen kişi, ödenmesi gereken siyasi borçları olan bir kişidir. Makamını kaydı hayat şartıyla üstlenmediği için, kişisel gelecek kaygısı taşır. Geleneğin ve kutsallığın desteğine sahip olmadığı için, gücünü başka yerlere dayandırmak zorundadır. Gücünü siyasete dayandırıyorsa, makamının tartışma konusu olması kaçınılmazdır (Turgut Özal sendromu); gerçekten siyaset üstüyse, kurtların dişlerini gösterdikleri günde, otoritesini ve makamının saygınlığını koruyabilmesi güçtür (Fahri Korutürk
sendromu).