Şark-Garb Münakaşasına Bir Bakış

Bir bakıma şark, garbın bir nevi gayri şuur alemidir: Parçaların değil, bütünün şartlarını, imkânların imkânını saklayan bu büyük ve gizli ruh diyarı içinde vahdetlerin mırıltısı uzanır. Daima hepleri, bütünleri kucaklamak için alabildiğine genişleyen şark tecessüsü, tahlilden ziyade terkibe gider, parçadan ve sayıdan kaçar; eşya ile perakende muameleyi hakir gören toptana bir tefekkürdür o; büyük sezişin gıdalarını tahlilci ilmin vitrininde değil, vahdetçi felsefenin depolarında arar.

Maddenin fethine çıkan garp, tabiatla kavgasında teferruata daldı; tahlil neşterinden başka elinde silâhı yoktu; dikkati ancak varlığın mikroskop adesesine isabet eden parçası üstünde kaldı; külü göremedi ve vahdetten uzaklaştı. Şark terkiplere sadık kaldı ve yaratılış manzumesinden başka hiçbir noktaya alâkasını dağıtmadı. Biri, garp, gözlerini toprağa ve maddeye sapladı; öteki, şark, bakışlarını yıldızlardan ayırmadı. Avrupalı, gemisinin makine dairesinde tabiatı ram etmeğe çalışan bir çarkçı ustası ise, Asyalı, kaptan köprüsünde, feza ile yıldızlar, sular ve rüzgârlarla konuşan tabiatın büyük cevherlerini istintak eden hayalperver bir süvaridir. Genişlikleri ve nâmütenahiliği içine almağa, cihetleri tanımağa çalışır. Vahdetleri kavrayan her fantezi kabiliyeti yalnız onda vardır.

Kültür Haftası, 1935

Peyami Safa (OBJEKTİF:8 - 20. Asır Avrupa ve Biz, s. 212)

Aynı Kaynaktan Altı Çizili Satırlar