Baharatçının hikayesi

Book Cover

Benim hikayem, baharatçının hikayesine benziyor. Moğollar saldırıp, insanları öldürdüklerinde, her tarafı yakıp

yağmaladıklarında bu baharatçıyı esir almışlardı. Moğol'un biri, baharatçının boynuna bir ip geçirip köle edinmişti onu. Bir gün, kölesini pazara götürüp satmak istedi. Bir alıcı gelip, "Bu köleyi kaça satıyorsun?" diye sordu. Moğol, "Sen kaça alırsın?" dedi. "Bin dinar veririm." dedi alıcı. Baharatçı köle: "Satma, ben daha fazlasına değerim." dedi. Moğol da satmadı. Biraz sonra başka birisi gelip, köleye bir dinar değer biçti. Baharatçı köle: "Sat, bundan daha az ederim." dedi. Moğol da kızdı ve baharatçı kölenin boynunu uçurdu. Baharatçı, kesik başını yerden alıp koşmaya başladı. Şevkten mest olmuş bir halde bağırıyordu. Mezarlığa kadar koştu, oraya varınca başını yere koydu ve sükûna erdi.

Evet, bu pazarın sadece ticaret bilenin anladığı apayrı bir alışveriş metodu vardır. Burada en yakın komşum bile delidir. Ne diyeyim. Sessiz komşunun cinneti ile telaşlı delinin, anlayacağı bir ticarettir bu. Akıllının mermer dağına düşmesi, mum gibi yumuşatılması, çelikten bir kulede tutulması, uslanmış mum yapılması oldukça tehlikelidir. Aşk ve iman ne kadar da heyecan verici ve büyüktür. Ne yazık ki azlara, alçaklıklara ve düşkünlüklere alışmış anlayışlar, onu kadına, hevese, şehvet düşkünlüğüne, maddiyata ve nihayet dünya hayatına bulaştırmıştır. Yazık!

Benimle olan, hayır, benim birlikte olduğum aşk, bu renklerin hiçbirini taşımıyor. İnsanlardan olan bir sevgiliye aşktır bu. Ama ne yazık ki ... değildir.

Benim sevgilim o kadar latiftir ki "olmak" tozuna bulaşmamıştır. Zaten varlık giysisini giymiş olsaydı, benim sevgilim olamazdı. Benim sevgilim asla gelmeyecek. Ancak ölüm ile son bulacak bir intizar bu aşk. Nitekim bu aşk da böyledir.

Ali Şeriati ( ), s.
27