Bir edebi karikatür örneği

Bu konuşmalar Sabahattin Ali'yi Bulgaristan'a kaçırmak üzere olan Ali Ertekin ile Sabahattin Ali arasında geçiyor. Okurken acı bir tebessüm yayıldı yüzüme. Karakterler bu kadar mı karikatürize edilir? Bu kadar anakronik mi olunur? Tarihi uyduruvermek bu kadar kolay mı? Bu nasıl bir özgüvendir ki hiçbir okuyucunun bu satırlardaki garabeti, kekreliği farketmeyeceği varsayılır?...
Book Cover

"Anlat bakalım Sabahattin Ağabey, niyetin nedir şimdi?"
"Sınırı geçince ilk Bulgar karakoluna teslim olacağım. Kimliğimi açıklayacağım. Beni Sofya'ya kadar götürmelerini isteyeceğim. Orada kalmaya hiç niyetim yok. Bulgaristan'dan transit geçeceğim. Ankara'daki elçiliklerine sorarlar, benim kim olduğumu öğrenirler. Benimle uğraşacaklarını sanmıyorum. Oradan Yugoslavya'ya geçen bir kamyona atlarım. Elbette beni yanına alan olur."
"Peki Ağabey, seni Bulgaristan'da hiç bekleyen yok mu? Geleceğini bildirmedin mi? Sizin teşkilat onlara senin yolda olduğunu haber vermedi mi?"
"Ne teşkilatı Ali, benim öyle bir şeyle ilgim yok. Ben tek başıma karar verdim. Tek başıma kaçıyorum. Orada da hiç kimseyi tanımam. "
"Yapma Sabahattin Ağabey, sen görgülü, bilgili bir adamsın. Hiç öyle kimseye güvenmeden yola çıkar mısın?
"Çıktım vallahi. Hiç kimseden bir şey beklemiyorum. Ben Yugoslavya'dan ya İtalya'ya geçerim ya da Fransa'ya. Oralarda adlarını bildiğim yazarlar var, bana yardım ederler."
"Peki, Türkiye'de devrim yapmayı hiç düşünmedin mi?"
"Ali, sen çocuk musun? Ben tek başıma nasıl devrim yaparım! Devrimleri part i yapar, ordu yapar, cuntalar yapar, sendika birlikleri yapar. Benim haddime mi düşmüş hiç devrim yapmak?"
"Peki Ruslar gelip Türkiye'yi kurtarmayacaklar mı?"
"Sen çıldırdın mı Ali? Rusları ne diye kendi işlerimize karıştıralım? Ben bak hiç Moskova'ya gitmek istiyor muyum? Ne Sovyetler, ne de Amerika. Biz kendi başımızın çaresine bakacağız. Bak Ali, biz Atatürk'ün yolunda bağımsız ve özgür bir Türkiye istiyoruz. Hepsi o kadar."

Hıfzı Topuz ( ), s.
26