Deniz ve Sükûn

Book Cover

— Bu dalgaları martta görmeli, Rabia. Kudurmuş gibi kafalarını kayalarda parçalarlar. Öyle yaman bir saldırışları, ahenkleri vardır.
— Bir gün sakin, telâşsız bir şeyden hoşlandığını işitmedim, Osman.
— Sükûn? Sükûnun denizde ne işi var? Düşün, kim bilir üstünde kaç milyon adam ölmüştür! Kim bilir şimdi üstünde kaç milyon avare cesetsiz ruh dolaşıyor...
Osman'ın elleriyle havayı göstererek, sırf şairane bir lâf diye söylediği bu sözler, Rabia'nın muhayyilesini harekete getirdi.
— Buraya geleli perşembe, pazartesi ölülere Yasin okumayı bile unutuyorum.
— Ölülerle senin ne alış verişin var, Rabia. Sen diriler için okuyorsun... Sen...
— Her sabah namazından sonra inşallah denizde ölenler için ayrı bir Yasin okuyacağım.
— Rabia, Rabia, bu eski, bu ölü şeylere gene dalma... Fakat Rabia onu artık işitmiyordu. Hafızasında solan
eski sevgililer, eski şeyler dirilmiş, ona sitem ediyorlardı. Etrafını sevmek, etrafını düşünmek, bu Dede'nin bilerek, Tevfik'in bilmeyerek ona öğrettiği biricik hakikat... Biricik, insana sükûn veren, haz veren şey. Halbuki o, tam bir aydır hep kendisiyle, kendi saadetleriyle meşguldü. Bu sabah o saadet, Rabia'ya biraz bayat, biraz tatsız geldi.

Halide Edip Adıvar ( ), s.
340