Hangisi daha iğrenç? Kapitalizm mi komünizm mi?

Amerikanizm, bir kavramlar ve kaziyeler bütünüyle ifade edilmeyecek bir bileşim (halita): Anayasa saygısıyla ferdî teşebbüs muhabbetini, güçlü ve müphem inançlardan kaynaklanan bir hümanizmayla kaynaştırır. Kiliselerin rekabetine aldırış etmez. İlme ve netice almaya (efficacite) düşkündür. Bu hayat tarzını mektepten öğrenir ve toplum ona uymaya zorlar kişiyi. Gelenekçilik diyeceksiniz, belki ama, baskısı nadiren hissedilen bir gelenekçilik. Çünkü iktisat ve siyaset konularında serbestçe tartışmayı yasaklamaz. Gelenekçi olmayan, yani komünizme muhabbet besleyen, belki cezalandırılmaz ama topluma ters düşer. Fert, millet mefhumunun tamamlayıcı parçası olarak kabul edilen düşünce tarzlarının ve müesseselerin karşısına çıkmaz. Çıkarsa vatanperverliği zedelenmiş olur. Sovyet ideolojisi, görünüşte Amerikan ideolojisizliğinin tam tersi. Maddeci bir metafiziğe bağlı olduğunu ileri sürer. Gündelik tedbirlerle insanlığın kaderi arasında sıkı bir münasebet vardır ona göre. Amelî'nin bütün cephelerini nazariye şekline sokar. Oysa Amerikalılar manevî mahiyetteki kararlarına bile pragmatik bir meşruiyet kazandırmak isterler. Rusya'da, doğru doktrini ilân ve topluma kabul ettiren devlettir. Dogmanın her zaman için geçerli yorumunu o yapar. Kendisi kanunların üstündedir; polis dilediğini yapmakta serbesttir. Oysa Amerika Birleşik Devletleri hâlâ yargı gücünün üstünlüğüne inanır ve geniş ölçüde saygı gösterir bu güce... Topluluk işe yarayacak bir bilgi kazanmayı, kültürün devam ettirilmesinden üstün tutar. Dün kültürü temsil edecek olan insanlar bugün sadece uzmandırlar. Rusya'da da, Amerika'da da insanların yönetilmesi ilme ve tekniğe dayanır. Radyo, televizyon, propaganda, psikoteknik uzmanları, kalabalığın kafasını istedikleri gibi yoğururlar. Gördükleri işin temeli olan psikoloji, her zaman Pavlov'un maddeci psikolojisi (refleksoloji) değildir. Ama bu psikoloji de, insanları, yerleri tutulmayacak birer kişi olarak değil, tepkileri önceden hesaplanabilir bir yığının fertleri olarak ele alır. Tekniğin kültürü arka plana itişi, aydınlardan bir bölümünü yalnızlık içine atmaktadır. Bu sıkı uzmanlaşma başka bir düzenin özlemini kamçılar. Bu düzende aydın, ücretli bir işçi gibi ticarî bir teşebbüsle bütünleşmek yerine, bir fikir adamı olarak bir insan topluluğuyla bütünleşecektir. Rusya'da bu nisbî yabancılaşma daha serttir, zira teknisyen, fikir adamından daha çok itibardadır. Yazar, sanatçı, propagandacı, kendilerine ruh mühendisi denilmesinden hoşlanırlar. Sanat için sanat, veya hasbî araştırma, prensip olarak yasaktır, kötüdür. Sovyet intelijansiyası, bu kısıtlamalardan hoşlanmayabilir ama yine de rejimin kendisine düşman değildir. Amerikan aydınları özel teşebbüsü nasıl tabiî telakki ediyorsa, onlar da ekonominin devletleştirilmesini ve partinin otoritesini tabiî bulabilirler. Meslekî hürriyetleri bu kadar sınırlanmış olmasa, belki de hallerinden basbayağı memnun olurlardı. Amerikan intelijansiyası Sovyet intelijansiyasma imrenmez; Amerikan kapitalizminden ürken memleketlerin intelijansiyasma gelince, onlar her iki canavara da dehşetle bakar; acaba biz yarın hangisine benzeyeceğiz bunların, hangisi daha iğrenç, diye acı acı düşünürler.
Cemil Meriç - Mağaradakiler - Sayfa 50

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
287
Baskı Tarihi
2007
ISBN
978-975-470-599-7
Baskı Sayısı
14. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İletişim
Editörü
Mahmut ali Meriç
Aydın mı dersiniz, entelektüel mi dersiniz? İki kavrama farklı anlamlar mı yüklersiniz? Aydınlardan/ entelektüellerden çok şeyler mi beklersiniz, hiçbir şey beklemez misiniz?.. Öyle ya da böyle, kültürle derinlemesine alışveriş kaygınız varsa, zaman eksenine düşünce mesaisi düşürebiliyorsanız, bu kavramlar üzerine kafa yorarsınız, bu sorulara cevap ararsınız, ufuk ararsınız. Cemil Meriç’in “hakikatte içi de, dışı da bir” mağarayı anlattığı kitap, Mağaradakiler, bir “geniş ufuk” kitabı.