Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
468
Baskı Tarihi
2013
Yazılış Tarihi
1897
ISBN
978-605-4726-09-7
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Pozitif Yayıncılık
Editörü
Şeniz Baş
Mütercimi
Z. Zühre İlkgelen
Orijinal Adı
Le Suicide Etude de Sociologie

Modern sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen Emile Durkheim, sosyolojiyi özellikle bağımsız akademik bir disiplin haline getirmeye çalışmış bu alandaki kürsü sahibi ilk kişidir. Modern sosyolojideki temel perspektiflerden biri olan yapısal işlevselciliğin kurulmasına katkıda bulunmuştur.

Neden Altını Çizdim?
Bugün yaşadıklarımızı belli ölçüde izah ettiğini düşünüyorum bu satırların...

Anomi

Ekonomik felaketlerde bir çeşit sınıf sarsılması olur ve bu bazı bireyleri birden bire kendilerini o zamana kadar bulundukları mevkiin aşağısında bir duruma getirir. O zaman bu kişiler isteklerinin düzeyini aşağı çekmek, gereksinimlerini sınırlamak, kendilerini daha çok tutmak zorunda kalırlar. Toplumsal etkinliğin meyvelerini yitirmişlerdir. Tinsel eğitimlerinin yeniden kotarılması gerekir. Oysa toplum bir anda onları bu yeni yaşama uyduramaz, o zamana kadar alışmadıkları bir özdenetimi onlara öğretemez. Bunun sonucu olarak da bu insanlar kendilerine dayatılan koşullara uyamazlar, uymaları düşüncesine bile dayanamazlar. İşte zaten boyutları ufalmış bir yaşamdan -daha o yaşamı denemeden- onları koparan acılar bundan doğar.
 
Fakat bunalımın kaynağı gücün ve servetin birden artışıysa da durum yine aynıdır. O zaman yaşam koşulları değiştiğinden, gereksinimleri düzenleyen basamaklama artık aynı kalamaz, toplumsal kaynaklara göre değişir; çünkü her üretici öbeğine düşecek payı genel olarak o belirlediğinden toplumsal kaynaklarla birlikte kendisi de değişir. Üreticilerin basamaklanması allak bullak olmuştur, öte yandan yeni bir basamaklanma da alelacele yetiştirilemez. İnsanların ve nesnelerin kamu vicdanı tarafından yeniden sınıflandırılması için zaman gerekir. Böylece özgür bırakılmış toplumsal güçler dengelerini yeniden bulmadıkça, her birinin değeri belirsiz kalacaktır. Bunun sonucu olarak da bir süre düzenlenmelerinin yokluğu çekilecektir. Neyin olabilir, neyin olamaz, haklı istek ve umutların hangileri, ölçüyü kaçıranların hangileri olduğu bilinmez durumdadır.  Bu nedenle de üzerinde hak iddia edilmeyen hiçbir şey bulunmamaktadır. Bu sarsıntı ne denli sığ bir değişiklik olursa olsun, yurttaşların çeşitli işler arasındaki dağılımına temel olan ilkelere kadar uzanır. Çünkü toplumun çeşitli bölümleri arasındaki ilişkiler zorunlu olarak değiştiğinden, o ilişkileri dışa vuran düşünceler de aynı kalamaz. Krizin özel olarak kayırdığı belli bir sınıf artık durumuna razı olmayacaktır; bu durumun sonucu olarak da o sınıfın  başkalarınkini aşan serveti çevresinde ve kendinden aşağıdakilerde her çeşit haset ve kıskanma belirtileri yaratır. Böylece, yönü değişmiş bir kamuoyu tarafından zapt edilmeyen iştahlar artık hangi sınırda duracaklarını bilemezler. Öte yandan, aynı anda o iştahlar öylesine bir coşku içindedirler ki, toplum yaşamındaki canlılık nedeniyle en yeğin durumlarına erişmişlerdir. Refah arttığından istekler coşmuştur. Geleneksel kuralların yetkelerini yitirdiği bir zamanda, kendilerine sunulan olanakların zenginleşmesi onları daha hırslı ve sınır tanımaz hale getirir. Tutkular ve heveslere daha güçlü bir disiplin gerekirken, tersine, daha başıbozuk bir durum oluşur; düzensizlik ve kuralsızlık durumu da bu ortamda artar.

Fakat bu tutkular öylesine artar ki, onları doyurma olanağı kalmaz. Aşırı coşturulmuş hevesler hiçbir zaman elde edilen sonuçla, o sonuç ne olursa olsun, doymaz, hep onları aşar. Çünkü o heveslere sınırı geçmemeleri yolunda bir anımsatmada bulunulmamıştır. Öyle olunca da onları doyuracak hiçbir şey bulunmaz. Bütün o hareketlilik kendi kendini besler ve hiçbir zaman durulmaz. Özellikle, av pe­ şinde koşmanın, koşuşun verdiği zevkten başka bir zevk -o da elbette zevkse- vermediği gibi, bu hareketlilik bir kez sınırlandı mı, insanın eli boş kalır. Oysa toplumsal düzenlemeler zayıfladığı ve yarışmalar daha ateşli bir hale geldiği için mücadele de daha yırtıcı ve acılı olmaktadır. Durum tüm sınıfları ilgilendirir, çünkü artık yerleşik bir sınıflandırma kalmamıştır. Yani çaba, daha verimsiz olduğu anda, daha büyümektedir. Bu koşullarda yaşama isteği nasıl zayıflamaz?


Sayfa Sayısı
370
Baskı Tarihi
2004 – Aralık
ISBN
975923404-1
Baskı Sayısı
1. Baskı
Yayın Evi
Alteo Yayınları
Mütercimi
Şükrü Zafer Serinken
Orijinal Adı
The School For Gods

Hayat; tıpkı bana yaptığı gibi, sizi de, bir mengenede soluğunuz kesilinceye kadar sıktığında, sizi içinden çıkamayacağınız hayal kırıklıklarına uğrattığında ve hiç bir çıkışyolu bulamadığınızda... işte ancak o zaman bu Kitap, biranda elinize geçecek ve sizi bulacaktır. Böylece Bireysel Devrim'iniziçin, bir insanın hayal edebileceği en büyük maceraya hazırolduğunuzu bileceksiniz: Bütünlüğün üzeve yolunu kaybettiğiniz cennetinize yeniden kavuşmak.

Dünya sen böyle olduğun için böyledir

Dünya sen böyle olduğun için böyledir.


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
84
Baskı Tarihi
2020
Yazılış Tarihi
2012
ISBN
978-605-316-08-92
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis Yayınları
Editörü
Semih Sökmen
Mütercimi
Haluk Barışcan
Orijinal Adı
Transparenzgesellschaft

“Şeffaflık neoliberal bir aygıttır. Enformasyona dönüştürmek amacıyla her şeyi içine girmeye zorlar. Günümüzün gayrı maddi üretim ilişkileri koşullarında daha fazla enformasyon ve daha fazla iletişim, üretkenlik ve hızda artış demektir. Buna karşılık gizlilik, yabancılık ve ötekilik sınırsız iletişime engel oluşturur. Şeffaflık adına bunlardan kurtulmak gerekir.

Şeffaflık toplumu, güven değil kontrol toplumudur

Günümüzde "şeffaflık" sözcüğü hayatın tüm alanlarında kol geziyor- sadece siyasette değil ekonomi alanında da. Demokrasinin, enformasyon özgürlüğünün ve verimliliğin artması bekleniyor şeffaflıkla birlikte. Yeni dogma, şeffaflığın güven yarattığı şeklinde. Burada unutulan nokta ise şeffaflık konusundaki bu ısrarın "güven" kelimesinin anlamının büyük ölçüde hasar görmüş olduğu bir toplumda gerçekleştiği.

Enformasyon elde etmenin günümüzdeki gibi çok kolay olduğu durumda toplum düzeni güvenden kontrole dönüşür. Şeffaflık toplumu, güven değil kontrol toplumudur.


Türü
Roman
Baskı Tarihi
2018
ISBN
978-975-073-88-76
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Can Yayınları
Mütercimi
Nihal Yeğinobalı

Jane EyreCharlotte Brontë'ın 1847'de yayımladığı romandır.

Byung - Chul Han

1959 seul doğumlu, koreli bir filozoftur. başlıca ilgi alanları ahlak, fenomenoloji, estetiktir. bu alanları ilgilendiren toplum, din, kültür ve iletişim olguları hakkında tefekkür eder ve yazar.

1990'lardan beri almanya'da yaşıyor. freiburg'ta ve münih'te felsefe, almanca edebiyat ve katolik teolojisi alanlarında magister diploması aldı. basel'de "heidegger'in kalbi" başlıklı teziyle felsefe doktoru oldu. hâlen berlin'de yaşıyor ve yukarıda da belirtildiği gibi udk berlin'de çalışıyor.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
84
Baskı Tarihi
2020
Yazılış Tarihi
2012
ISBN
978-605-316-08-92
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis Yayınları
Editörü
Semih Sökmen
Mütercimi
Haluk Barışcan
Orijinal Adı
Transparenzgesellschaft

“Şeffaflık neoliberal bir aygıttır. Enformasyona dönüştürmek amacıyla her şeyi içine girmeye zorlar. Günümüzün gayrı maddi üretim ilişkileri koşullarında daha fazla enformasyon ve daha fazla iletişim, üretkenlik ve hızda artış demektir. Buna karşılık gizlilik, yabancılık ve ötekilik sınırsız iletişime engel oluşturur. Şeffaflık adına bunlardan kurtulmak gerekir.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
84
Baskı Tarihi
2020
Yazılış Tarihi
2012
ISBN
978-605-316-08-92
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis Yayınları
Editörü
Semih Sökmen
Mütercimi
Haluk Barışcan
Orijinal Adı
Transparenzgesellschaft

“Şeffaflık neoliberal bir aygıttır. Enformasyona dönüştürmek amacıyla her şeyi içine girmeye zorlar. Günümüzün gayrı maddi üretim ilişkileri koşullarında daha fazla enformasyon ve daha fazla iletişim, üretkenlik ve hızda artış demektir. Buna karşılık gizlilik, yabancılık ve ötekilik sınırsız iletişime engel oluşturur. Şeffaflık adına bunlardan kurtulmak gerekir.

Mutluluk için boşluk gerek

Şeffaflık toplumunun ne enformasyonda ne de görüş alanında "boşluğa" tahammülü vardır. Ama gerek düşünce gerekse ilham "boşluğa" gerek duyar. Üstelik Almancada "mutluluk" (glück) kelimesi "boşluk"tan (lücke) gelir. Bu kelime Ortaçağ Almancasında henüz gelücke şeklindeydi. yani boşluğun olumsuzluğuna yer vermeyen bir toplum mutluluk içermeyen bir toplum olacaktır.

Görme alanında boşluk bırakmayan aşk pornografidir. Bilgide boşluk bırakmayan düşünce ise bozularak hesaplamaya dönüşür.


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
412
Baskı Tarihi
Mart 2015
Yazılış Tarihi
2013
ISBN
978-605-5029-35-7
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Kolektif Kitap
Editörü
Cihan Kara
Mütercimi
Ertuğrul Genç
Orijinal Adı
Sapiens A Brief History of Humankind

İsrailli Yazar ve Tarih Profesörü Yuval Noah Harari’nin kaleme aldığı Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, son yılların en çok ses getiren kitapları arasında yer alıyor. Başlangıçtan bugüne insanın tarihsel yolculuğunu ele alan eser, bugünü meydana getiren tüm koşulları fenni ve sosyal bilimler ışığında detaylandırıyor.

Büyük beyin vücutta büyük yük demektir.

Evrimin daha büyük beyinleri seçmesi bize oldukça basit gelebilir. Yüksek zekamızdan o kadar eminiz ki, beyin kapasitesinin daha fazlasının daha iyi olacağını varsayıyoruz. Ama eğer böyle olsaydı, kedi ailesi de hesap yapabilen kediler üretirdi. Hayvan krallığında, neden Homo cinsi bu kadar büyük düşünme makineleri üretebilmiş tek cins? 

Aslında büyük bir beyin vücutta büyük bir yük demektir. Taşıması zordur, özellikle de büyük bir kafatasının içindeyken. Enerji sağlaması daha da zordur. Homo sapiens 'te beyin toplam vücut ağırlığının yalnızca yüzde 2 ila 3'ünü oluşturur, fakat dinlenme halinde vücudun tükettiği enerjinin yüzde 25'ini harcarken, diğer maymunların beyni dinlenme anında enerjinin sadece yüzde 8'ini kullanır. Arkaik insanlar geniş beyinlerinin bedelini iki şekilde ödediler. Birincisi, gıda ararken daha çok zaman harcadılar. İkincisi, kasları köreldi. Savunmadan eğitime para aktaran bir yönetim gibi, insanlar bisepslerden nöronlara enerji aktardılar. Bunun savanda hayatta kalmak için iyi bir strateji olduğu şüphelidir. Bir şempanze Homo sapiens 'le yaptığı bir sözlü tartışmayı kazanamaz, fakat maymun insanı bir oyuncak bebek gibi parçalayabilir.

Bugün büyük beyinlerimiz çok işe yarıyor, çünkü hem şempanzelerden çok daha hızlı hareket etmemizi sağlıyor hem de güvenli bir mesafeden onlara ateş edebildiğimiz arabalar ve silahlar üretebiliyoruz. Ama arabalar ve tüfekler nispeten yeni şeyler. İki milyon yıldan uzun bir süre boyunca insanın sinir ağları giderek büyüdü, fakat çakmaktaşından birkaç bıçak ve sivri sopa dışında insanlar bununla pek az şey yapabildiler. Peki, bu iki milyon yıl boyunca insan beyninin evrimini sürdüren şey neydi? Dürüst olmak gerekirse bu sorunun cevabını bilmiyoruz.


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
187
Baskı Tarihi
1998
Yazılış Tarihi
1947
ISBN
975-342-189-3
Baskı Sayısı
4. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis
Editörü
Müge Gürsoy Sökmen
Mütercimi
Orhan Koçak
Orijinal Adı
The Eclipse of Reason

Bu kitap, Frankfurt Enstitüsü’nün ve kurucusu Max Horkheimer’in (1895-1973) temel yapıtlarındandır. Kitap, yazarın ülkesini terk etmek zorunda kaldığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında, ABD’de, Avrupa felsefe geleneğine yabancı Amerikalı okurların düzeyi göz önünde tutularak ve İngilizce olarak yazılmıştır. Belki de bu yüzden, “zorluğuyla” ünlü Frankfurt okulu kuramcılarının en açık, en “kolay” metinlerinden biridir.

Neden Altını Çizdim?
İnsanın şahsi çıkarlarını gerçekleştirmesine fayda sağlayan düşünme tarzını akıllıca buluyoruz. Ama bunun ötesinde "akıllıca" bir şey olamaz mı? Mesela insanın ömrü boyunca tabii kaynakları müsrifçe tüketmesi kendisine faydalı ama topluma zararlıdır. Burada akıllıca olan nedir?

Objektif akıl diye bir şey var mıdır?

Evet, yasalar, adetler ve gelenekler kadar, her durumun kendine özgü koşulları da dikkate alınmalıdır elbet. Ama akla uygun davranışları sonuçta mümkün kılan kuvvet, özgül içerik ne olursa olsun, sınıflandırma, çıkarsama ve tümdengelme yeteneğidir: düşünme aygıtının soyut işleyişi. Bu tür akla, öznel akıl adı verilebilir; esas olarak, araçlar ve amaçlarla ilgilidir; az çok baştan kabul edilmiş amaçlara ulaşmak için seçilen araçların yeterli olup olmadığı üzerinde durur. Amaçların kendilerinin de akla uygun olup olmadığı sorusunu bir yana bırakmıştır. Amaçlarla ilgilenecek olduğunda da, daha baştan, bunların da öznel anlamda akla uygun olduğunu, yani öznenin varlığını (bu, bireyin varlığı da olabilir, bireyin hayatının bağlı olduğu topluluğun varlığı da) sürdürmesine hizmet ettiklerini kabul eder. Bir hedefin herhangi bir öznel kazanç ya da çıkardan bağımsız olarak, kendi başına taşıdığını sezdiğimiz erdemleriyle akla uygun olabileceği düşüncesi, öznel akla tümüyle yabancıdır; en yakın faydacı değerlerin ötesine geçip, kendini toplumsal düzenin bütünüyle ilgili düşüncelere adadığında bile böyledir bu.