Celal Bayar

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
183
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Zaman Kitap

Belgelerin Diliyle Yassıadanın Karakutusu

14 ekim 1960 da başlayan Yüksek Adalet Divan’ında gerçkleştirilen yargılamalar 11 ay devam etti. 592 sanıktan 228 i için idam cezası istendi. İlk dava Afgan Kralının Celal Bayar’a hediye ettiği köpeğin hayvanat bahçesine satılmasıyla ilgili köpek davasıydı. Adnan Menderes’in ilk yargılandığı dava ise Bebek Davasıydı. Ayhan Aydan’dan olduğu iddia edilen çocuğu öldürtmekle suçlanıyordu. Ardından 17 dava daha açıldı. İdama götüren dava ise Anayasayı İhlal Davası’ydı. İddiaya göre 1924 anayasasına aykırı olarak “diktatörlük rejimi kurmak” için çalışılıyordu. Sf 23 Kırşehir in ilçe haline dönüştürülmesi bile anayasa ihlali olarak gösterilmeye çalışılıyordu ki yargılananların suçları artsın. 202 gün süren duruşmalar bittiğinde sonuç açıklandı. O gün Adnan Menderes duruşma salonunda değil ölüm döşeğindeydi. 25 uyku ilacının hepsini birden yutmuştu. Netice de 15 kişi için idam 31 kişi için müebbet 418 i içinde farklı farklı idam cezaları verildi ancak cezaların gerçekleşebilmesi için Milli Birlik Komitesinin onayı gerekiyordu. Mbk 15 eylül 1961 de saat 18 sularında yolun sonunu gösteriyordu. İdam cezası istenen 15 kişiden 3 ü idam edilecekti. Celal Bayar yaşı 65 den yukarı olduğu için hakkında ki idam müebbede çevrilmişti. Sf 24 darbeden sonra cumhurbaşkanlığına getirilen cemal gürsel ihtilalden 24 gün önce Adnan Menderes’e iletilmek için Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes’e yazdığı mektubun ilk maddesinde “ cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Cumhurbaşkanlığına Adnan Menderes getirilmelidir. Bu muhterem zatı her şeye rağmen milletin çoğunluğunun sevmekte olduğuna kaniim, bu sevgiden istifade edilerek kırılanların gönülleri alınmalı ve mill ete yeniden güven telkin edilmelidir.” (3 mayıs 1960 tarihli mektup) denmekteyse de 12 temmuz 1960 tarihli resmi gazetede bu madde “ cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Çünkü bütün fenalıkların bu zattan geldiği hakkında memlekette umum bir kanaat vardır.” Şeklinde değiştirilmiştir. Sf 28-29 “demokrat parti iktidara gelmesinden bir müddet sonra hususi bir pozisyon tefrik ettirilmiş ve cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanların konuşmaları grup şef ve yardımcıları tarafından temin edilmiştir… bahis konusu konuşmaları temin eden ve konuşmaların aksaksız olarak devam etmesi için arada sırada araya girerek dinlemede bulunan grup şef ve yardımcılarının ad ve soyadları ikinci listede sunulmuştur” 15 aralık 1960 da soruşturma kuruluna gönderilen cevabi yazıda yer alan ifadeler. Yani ptt içinden bir birim birileri namına zamanın en üst yöneticilerinin telefonlarını dinlemiş ve kayıt altına almış. Sf 54 görevi kötüye kullanma davalarında bu kadar da olmaz dedirtecek cinsten konular dava gerekçesi olarak gösterilmiş. Hafız Osman’ın 1903 de yazdığı Kuranı Kerimi bir baskı makinesı yardımıyla tıpkıbasımını yapmak istenmesi ve bu sebeple almanyadan bir baskı makinesı getirilmesinin görevi kötüye kullanma olarak sayılmasının yanına eyüp sultan ve çevresinin düzenlenmesi ve diğer camilere yapılan yardımlarda görevi kötüye kullanma olarak konu edilmiş. Sf 60 (devamı internet adresinde, uzun oldugu için hepsini yazamadım)

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
408
Baskı Tarihi
Aralık 2007
ISBN
978-975-995-093-4
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergah Yayınları
Editörü
İnci Enigün

İsmet İnönü

Hasan Saka'nın cenazesi.Bütün fırka yahut İstanbul'da bulunanlar orada idi.Tarık (Temel) sabahleyin geldi. Beraber gittik.İsmet Paşa'yı gördüm.Çok mahzundu.Elini öptüm,elini veriyor belki de ağladığı görülmesin diye yüzünü çeviriyordu.Yeni bıyıkları pek yakışmıştı. 1946'nın ve 1950'nin İsmet Paşa'sından ne kadar farklı ve sempatikti. Bir insanın bizde kalan çehreleri kadar şaşırtıcı ne olabilir? Değişen hadiseler ve yaş,entellektüalite,filan+ben+o=x Bu muamele bütün hayatımızdır.Tıpkı sevdiğimiz kadınlarda olduğu gibi. 1932'ye kadar İsmet Paşa benim için bir mübarekti. Celal Bey'in (Bayar) başvekilliğine kadar yalnız bir hadisede, Fethi Bey'i (Okyar) düşüren nutukta, bir de İhsan Bey (Eryavuz) muhakemesinin şahitliğinde hatırlıyorum. Şu var ki o zaman sahnede muhtelif çehreleriyle yalnız Gazi vardı ve geri kalanı siliyordu. Celal Bey'in başvekilliğinden sonra birdenbire ön plana geldi reisicumhurluğundan şüphesiz sevindim; bununla beraber tanımıyordum. Onu ikinci dünya harbinde tanıdım ve sevdim. Mebusluğumda şef fikri aramıza girdi, politikasından memnun davranışlarından mustarip, etrafındaki adamlar yüzünden dargındım. Dil meselesindeki fikirleri, Atatürk inkılaplarını olmuş bitmiş bir şeymiş gibi kabul etmesi beni rahatsız ediyordu. İsmet Paşa'yı belki kendiside bilmez birçok itirazi cümle ve fikir arasında en çok övenlerden biriydim. Fakat o zaman ki cümlelerimi şimdi yokladıkça fırkasının içinde kaybolmuş gibi görüyordum. Bizimle kendisinden çok başka türlü, tam manasıyla inferieure iki adam vasıtasıyla konuşuyordu. Şükrü Saraçoğlu ve Memduh Şevket (Esendal) . Ali (Hasan Ali Yücel) Mümtaz Ökmen cindinden hususi kamara adamları, en sonunda Nihat Kerim .Belki adını unuttum. Bana onu gizleyen tahta perdeler gibi geliyordu. O kadar ki kendisini pek az görebiliyordum. Demokrasi hükümeti beni çok az heyacanlandırdı. Bu işin istendiği gibi yümümeyeceğine, henüz o seviyede olmadığımıza emindim. Demokrasinin bir elit işi olmadığını çok iyi biliyordum. Maraş'a üç dört gidişim bana memleketi öğretmişti. Kaldı ki İstanbul ve Ankara da öbür yerlerden farklı değildi. Bu 1941 senesinde belki İstanbul bugünki kadar köy değildi. fakat ıstırap her çehreden akıyordu. Gençler arasında ise muazzam ayrılıklar başlamıştı. Paşa'nın yapacağı şey partisi içinde daha sosyalizan bir zümre arayıp onu ortaya çıkarmaktı. Atatürk zihniyetine, hiç olmazsa başlangıcında daha sadık olurdu. Niçin bunları yazıyorum. Meclisten beş parasız ve dargın ayrıldım, fakat partiden ayrılmadım. İsmet Paşa'ya iki sene kadar dargındım. Bununla beraber yine seviyordum. Muhalefet kürsüsündeki rolü genişledikçe iş değişti . İhtiyar adam gençleşti, büyüdü, kudret ve asalet kazandı. O gün Şişli Camii'nin imam odasında küçük bir kervete oturmuş, arkadaşının ölümüne ağlayan insan ise çok başka insandı. Onun elini öperken Orhan Gazi cinsinden bir adamın elini öpüyorum sanıdm.