yaratılış

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
238
Baskı Tarihi
1995
Baskı Sayısı
14. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İletişim

Yaratılmamış Olan

Yaratılmamış olanı anlaman için önce 'yaratılmış olan' ile kastedilen şeyi bilmen yerinde olur. Bir dokumacı için 'yaratılmış olan' kumaş iken, 'yara­tılmamış olan' ipliktir. Çünkü onun yarattığı şey iplik değil, kumaştır. Ama bu kez iplikçi için durum farklı görünüyor. Çünkü o, yünü eğirip ipliği bükerken, yüne 'yaratılmamış olan', ipliğe de 'yaratılmış olan' diye bakar. Oysa ipliğe do­kumacı 'yaratılmamış olan' diyordu. Şu halde, üzerindeki elbisenin kumaşı, onu diken terzi için yaratılmamış olan­dır'. Elkimyacı için de durum buna benzer görünüyor. Çünkü kumaş nasıl ki iplikten meydana geliyorsa, aynı şe­kilde zaç yağı da kibritten meydana gelir ve ipliğin yünden meydana gelmesi gibi, kibrit de lap taşından oluşur. Doku­macının kumaşı iplikten yarattığını biliyoruz. Peki sence Tanrı dünyayı hangi şeyden yarattı?


Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
527
Baskı Tarihi
Eylül 2010
ISBN
978-605-5482-00-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
Ankara 2010
Yayın Evi
FECR YAYINEVİ
Mütercimi
Prof.Dr.Hicabi Kırlangıç - Prof.Dr.Derya Örs
Orijinal Adı
Hubut der Kevir

Birden elindeki elmayı uzattı ve gözleriyle benden onu dişlememi istedi. Fakat ben dudaklarımı daha sıkı kapattım. Yüreğimdeki dilsiz bir duygu diyordu ki an, büyük bir inkılâp anıdır. Bütün varlık olduğu yerde durmuş heyecanla bekliyordu. O, bir isyan alevi gibi karşımda dalgalanıyor ve sabırsız yakıyordu beni. Bense kalbinde korkunç bir volkanın patlamak için sabırsızlandığı dağ zirvesinin sakinliğine sahiptim. O her an daha kararlı ve saldırgan, ben her an daha tereddütlü ve ezgin. Günah duygusu.

"Ben sizin bilmediğinizi bilirim!"

O birden bire büyük ve güzel ellerini, yaratılış ve hayat mucizesinin kaynağı olan ellerini, uzayın göğsünden uzattı. İki avvucunu yan yana tuttu. Nasıl geçtiğini anlamadığım gizemli bir anda, ateşten bir dağ, deli, kasıp kavuran ve yerinde duramayan bir ateş ortaya çıktı avuçlarında. Ucu, göğün göğsünde gözlerden dökülüyordu. Rengi güneşin kalbi gibiydi. Korku verici bir güzelliği, vahşi bir azameti vardı. Nur görkemindeydi görkemi. Fakat şimşek gibi kaçıyor, parıltısı kayboluyordu. Gizemli bir dertten ya da dayanılmaz bir hazdan kıvranan korkunç bir yanardağdı. Şekli belirgin değildi, fakat sürekli değişmekte olduğunu görüyordum. Yokluğun bedeni titremeye başlamıştı. Korku, bütün kainatı suskunluğa gark etmişti.

Birden bire Tanrı'nın sesi, varlığı yokluk sessizliğine gömdü. Ses onu dağlara, ovalara ve denizlere sundu. Korkudan hiçbirinin cevap verecek gücü yoktu. Uzun boylu dağlar kağıttan fener gibi katlanıp küçüldü. Geniş ovalar eteklerini topladılar. Denizler kaçmaya başladılar. Hepsi onu üstlenmekten kaçındı. Ben üstlendim, biz üstlendik!

O şaşkınlık içindeydi. Öne çıktım ve melekûtun korkulu bakışları önünde o gazaplı ateş dağını Tanrı'nın elinden aldım. Tanrı, yüzünde sevinç gülleri açar ve dudaklarından güzel tebessümün sevgi balı dökülürken dedi:

-Ah, ne kadar da cahil ve zalimsin!

Gözüm ve gönlüm, ezelden beri Tanrı'nın dudaklarından dökülen en muhteşem övgüyü andıran bu azarlamadan dolayı şükür ve gözyaşıyla doldu. Öfke ve memnuniyetsizlik meleklerin yüzlerinden okunuyordu. Tanrı onlara "adlar"sordu. Hiçbiri bilemedi. Dediler, senin öğrettiğinden başka bilgimiz yok bizim.

Sonra bana sordu. Hepsini bir bir cevapladım. Tanrı onlara seslendi: "Gördünüz! Ben sizin bilmediğinizi bilirim!"

Çaresiz acıyla sustular. Sonra Tanrı onlara emretti: "Hepiniz, büyüğünüz, küçüğünüz, uzağınız yakınınız, bunların ayaklarına kapanın."

Buyruk Tanrı'nın buyruğuydu. Hepsi secdeye baş koydular; tuğyan eden Şeytan'dan başka.


Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
527
Baskı Tarihi
Eylül 2010
ISBN
978-605-5482-00-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
Ankara 2010
Yayın Evi
FECR YAYINEVİ
Mütercimi
Prof.Dr.Hicabi Kırlangıç - Prof.Dr.Derya Örs
Orijinal Adı
Hubut der Kevir

Birden elindeki elmayı uzattı ve gözleriyle benden onu dişlememi istedi. Fakat ben dudaklarımı daha sıkı kapattım. Yüreğimdeki dilsiz bir duygu diyordu ki an, büyük bir inkılâp anıdır. Bütün varlık olduğu yerde durmuş heyecanla bekliyordu. O, bir isyan alevi gibi karşımda dalgalanıyor ve sabırsız yakıyordu beni. Bense kalbinde korkunç bir volkanın patlamak için sabırsızlandığı dağ zirvesinin sakinliğine sahiptim. O her an daha kararlı ve saldırgan, ben her an daha tereddütlü ve ezgin. Günah duygusu.

Zerreler

İlk gecenin sonuydu. Ondan önce ne gece vardı, ne gündüz. İlk gece sona ermekteydi. Zerreler âlemi susmuş, "Elest tufanı"nı bekliyordu. Birden melekler uçmaya başladılar. Varlık âleminin her yanını ve yokluk sahrasının bütün ufuklarını dolaştılar. Varlık ve yokluk aynıydı. Var olan sadece yokluktu. Meleklerin kanatlarının ivecen ve hafif gölgesi, daha hiçbir beden görmemiş ve kendini hiçbir cisme bulaştırmamış olan temiz ruhlar gibi her yandan kaçıyordu. Meleklerin sesleri, biricik rahibini çağıran hüzünlü mabedin mahzun ve dokunaklı sesi gibi varlık fezasında yankılanıyordu. Melekler, Rab Hazretlerinin mesajını onun maveraî dergâhından yokluk âleminin bütün zerrelerine ulaştırmaya memurdular.

Tanrı zerreleri çağırıyordu. Birden bire zerreler heyecana kapılıp çığlık attılar. Hala geceydi, ilk gecenin sonu. Dağınık haldeki zerreler, meleklerin davet sesiyle bir araya geldiler, toplandılar ve göz açıp kapayıncaya kadar dizi dizi, yan yana, arka arkaya oturdular. Anlatılamaz bir toplandıydı! Hangi gözün onu görmeye gücü yeter ki?

Hangi hayalin onu gözünde canlandırma kudreti vardır ki? Öyle bir haşmet ve azametti ki yokluğa bile zor sığıyordu! Herkes toplanmıştı; bütün her şey, bütün herkes, gelip de ölenlerin hepsi ve gelecek olanların hepsi.

Suskunluk vardı, sadece suskunluk. Bekleyiş vardı, sadece bekleyiş!


Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
527
Baskı Tarihi
Eylül 2010
ISBN
978-605-5482-00-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
Ankara 2010
Yayın Evi
FECR YAYINEVİ
Mütercimi
Prof.Dr.Hicabi Kırlangıç - Prof.Dr.Derya Örs
Orijinal Adı
Hubut der Kevir

Birden elindeki elmayı uzattı ve gözleriyle benden onu dişlememi istedi. Fakat ben dudaklarımı daha sıkı kapattım. Yüreğimdeki dilsiz bir duygu diyordu ki an, büyük bir inkılâp anıdır. Bütün varlık olduğu yerde durmuş heyecanla bekliyordu. O, bir isyan alevi gibi karşımda dalgalanıyor ve sabırsız yakıyordu beni. Bense kalbinde korkunç bir volkanın patlamak için sabırsızlandığı dağ zirvesinin sakinliğine sahiptim. O her an daha kararlı ve saldırgan, ben her an daha tereddütlü ve ezgin. Günah duygusu.

Çamur Çocuklar

Evet, ta başından biliyordum ne olup biteceğini. Tanrı, "Kendim için yeryüzünde kendim gibi bir halife yaratma kararındayım." diye açıklayınca sırtım titredi! Korkudan ve edepten bir şey söylemedim. Fakat yüzleri Tanrı'ya daha açık olan meleklerin bir şey söylemeleri için dua ediyordum. Hepimiz ne olacağını biliyorduk.

Yokluk sahrasında bir velvele koptu ansızın. Melekler küçük, büyük, uzak, yakın, korkulu ve heyecanlı, her yandan seğirterek yüce arş dergahına doğru uçuşa geçtiler. Rüyadaki görüntüden daha hızlı geçen sonraki anda hepsi ihtişamlı nur tahtının önünde dikilip feryat ettiler:

"Rabbimiz! Yine yeryüzünde, dünyayı harap edip, kana bulayacak bir varlık mı yaratacaksın?"

Rableri, kararlı ve tereddütsüz bir sesle buyurdu: "Ben sizin bilmediğiniz sırrı bilirim." Kaçınılmaz olarak hepsi trajediyi beklerken sessiz kaldı.

Fakat hiçbiri Tanrı'nın cevabında gizli olan özel anlamı anlamadı; şimdi de müfessirler. Tanrı, çamur oğullarının yaratılışı ve bunun uğursuz akıbeti konusunda meleklerin korkulu ve kara öngörülerini tekzip buyurmadı. Dedi ki bu işin sırrını, bu kan dökücü varlığın yaralışında gizli olan felsefeyi siz bilmezsiniz. Yoksa sonraki ipuçları, daha işin başında meleklerin öngörülerinin doğru olduğunu gösterdi. Tanrı da bu muhteris, zalim ve inkârcı çamur çocukları konusunda onlarla hemfikir olduğunu gizlemedi.