Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Tarihi
2000
ISBN
975-7462-94-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergâh
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen "Yaşadığım Gibi" yazarın, şair, hikayeci - romancı ve edebiyat tarihçisi olarak millî kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.
Neden Altını Çizdim?
Ben de bilmiyordum! :-) Nihat Boydaş (http://w3.gazi.edu.tr/~nboydas/) hocanın kaleme aldığı bu başlığı taşıyan bir kitap var.

Türkçe bilmeyen cennete giremez

Daüssıla. Cafe Mahieux'de: Türkçe konuşmağa başlayınca birinin Kula'lı, öbürünün Muğla'lı olduğunu öğrendiğim birkaç Rum. Biri öbürüne söylüyor: -Papazın nasihatini sen de hatırlarsın Panayot, Türkçe bilmeyen cennete giremez. -O eski darbımeseldir. Bana anam da söylerdi. 'İyi ama ben bilmiyordum."

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı

Bir İç Sömürgecilik Araştırması

Burası korkunçtur! Bir yandan komunizmi önleyeceksin, öte yanda olası bir yerel lideri. Elia T Zwrayk'ın 'İsrail'deki Filistinliler, Bir İç Sömürgecilik Araştırması' diye bir kitabı vardır. İsrail'in siyasi hedefinin, Arapları sindirmek, Yahudilerin egemenliğe engel olabilecekleri duruma gelmelerini önlemek için aldıkları tedbirleri anlatır. Ne zaman bir lider belirmeye başlasa, ortadan kaybedilmiştir. Aynı doğrultuda, Türk egemen sınıfları Anadolu'yu Saidi Nursi ile paylaşacak değillerdir, müridlerinin canı cehennemedir! Menderes, 'bizim' cumhuriyetimize yakışmıyordur, seçmenlerinin de canı cehennemedir! Deniz Gezmiş düzenimizi tehdit ediyordur, yasa tutsun tutmasın idam edilir. Daha da korkuncu, Saidi Nursi'nin cenazesinin kaybedilmiş, Menderes'in asılmış olmasına, bir yönüyle de olsa 'hak' veren bir ruh halinin yerleştirilmesidir. Siyonistlerin misyonuna kazandırılan 'evrensel haklılık' gibi bir haklılıktır bu!

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı

Süt ve Bal Akan Ülke

Sömürgeciler, işe, göz diktikleri toprak parçasını överek, ona haniyse "ulvi" nitelikler yakıştırarak başlarlar. Mesela, daha onyedinci yüzyılda -İsrail'in kurulmasından 300 yıl önce!- George Sandys, İngiliz şair, Filistin'i "süt ve bal akan ülke; yaşama elverir bir dünyanın ortasında, ılıman bir iklimde; güzel dağlar, zengin vadilerle süslenmiş, mükemmel sular fışkırtan kayalar; hiçbir köşesi yok ki, esenlik ve servetten yoksun olsun!' diye anlatırdı. İkinci aşamada, tamah edilen toprak, üzerinde yaşayan insanlardan soyutlanır, sömürgecilerin gönlünde eski medeniyetleri, görkemli geçmişi -nasılsa bir yerlerde bir iki harabe vardır!- ve yerlilerden olmasa, "muhteşem!" olabilecek geleceği ile yer eder! Gel gör, o güzelim topraklardan o Allah'ın belası yerliler hiç eksik olmazlar! Bu durumda iki şey yapılabilir: Birincisi Golda Meir Örneği, ' Filistinliler diye birileri yoktur! diye kestirip atmaktır. Bu yutturulabilirse dünya kamuoyuna 'ülkesiz bir halk için, halksız bir ülke' gibi fevkalede akılcı ve haklı bir dilekçe ile başvurulabilinir! Ha, eğer bu pek bir kör kör parmağım gözüne bir iddia ise, bir ikinci yol daha vardır. O da, yerlilerin var olduğuklarını kabul etmekle birlikte, 'onlar sayılmaz'ı oynamaktır. Yerliler 'sayılmaz' çünkü ya Kızılderililer gibi 'vahşi' ya da Araplar gibi marjinal bir medeniyetin mensupları oldukları için o güzelim toprak parçasına layık değildirler! Sömürgecilerin yakıştırmalarının tutması ve sürmesi için 'yerliler'in kendilerini takdim etmeleri, çağdaşlarına bir özgeçmiş, bir niyet mektubu sunmaları önlenir. İlk aşamada 'takriri sükûn' kanunu türünden önlemler alınmak suretiyle yerlilerin gerçekliklerinin üstü örtülür. İkinci aşama biraz daha karmaşıktır; bir yandan yerlilere özgeçmişleri unutturulurken, öte yandan da onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmek geretirir ki, o doğrultuda düzenlenmiş eğitim sisteminin uygulamaya konulması demektir.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı

Bayburtlu Duran Kuran

Bak, canım, SHP beni hiç ilgilendirmiyor. diye kestirip attı Günay. "Neden?!" "Çekincesiz özdeşleştirebileceğim hiçbir şey önermiyor da ondan. Beni temsil etmiyor senin Partin." Sözü fazla uzatmak istemedi. "Geçen gün yayınlanan araştırma sonuçlarını okudun mu? SHP'liler kendilerini nasıl tanımlıyorlardı? "Yok" dedi Şafak. "En az dindar, en çok laik, en az milliyetçi, en çok Atatürkçü, en çok sosyal adaletçi, en demokrat, en özgürlükçü, en muhafazakar, en az liberal... Bu da nasıl oluyorsa, yani, hem en demokrat hem de en az liberal nasıl olunuyorsa?" "Canım, işte, 'Batılı' nitelikleri olduğunu düşündükleri ne varsa sıralıyorlar" dedi Şafak, "Yoksa adamları gördün işte, Bayburtlu Duran Kuran, nereye 'batılı' oluyor?"

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı

Taze çimen, çıra, çakıl, akarsu ve ney

Şafak Özden yeşil elma, kekik ve tarçın kokuyordu. Çünkü Anadolu yeşil elma, kekik ve tarçın kokuyordu. Sonları bunlara başkaları da eklendi: Taze çimen, çıra, çakıl, akarsu. Sıfatların sonu gelmez gibiydi. Bir düş, bir özlemdi Şafak Özden. Bir toprak parçasının nasıl cismanileştiğini, Özden'in kişiliği ile birebir örtüştürdüğünü gördüm. Başı pare pare dumanlı dağlara yakıştırdı Günay onu. Memleketinin Zıganaları gibi yüce, sarp, zor geçit verir; çamları yalçın kayalarından fışkıran buz gibi suları ile nefes kesecek kadar güzel, bir o kadar da "temiz, hayırhah ve asude" gördü. Zıganalar gibi "heybetli ve ketum ve dimdik"ti. Bir basit türkü "almalar olanda gel, aney..."adamın saygılı alçakgönüllüğünün, insancıl hüznünün, erkekliğinin simgesi oldu. Doruklardaki mekanınından güneşe bu türkü ile eşlik eder, doğurur ve batırırdı Şafak Özden. Günay, Anadolu güneşinin neyden başka bir müzik aletine "Katiyyen" yüz vermeyeceğini söylerdi. Durrell'in "tutkusuz bir aşkla sevemeyecek kadar onurluydu." dediği kadınlardandı. O noktada artık "Kafdağı"nın ardına göçmesini engelleyen bir şey kalmadı. "Varken de yoktum, yokken de varım, canım! hepsi bu!"

Yeniden iyi biri olmak mümkün.

Bir söğüt ağacının yakınındaki tahta sıraya oturdum. Rahim Han'ın telefonu kapatmadan hemen önce, aklına son anda gelivermiş gibi söylediği şeyi düşündüm: "Yeniden iyi biri olmak mümkün." Bir kez daha yukarıya, ikiz uçurtmalara baktım. Hasan'ı düşündüm. Baba'yı. Ali'yi. Kabil'i. Her şeyi değiştiren o 1975 kışına kadar olan yaşamımı. Her şeyi değiştiren ve beni, bugün neysem o yapan kışı.