İkimizden de olsa daha iyi..

NEDİME: Benim üzerimde hükmünü kendin ver! MAZLUM HOCA: Vereyim! Burada kalacak, benimle beraber her gün biraz daha halka inecek, köylüleşecek, topraklaşacaksın! Birde bana bir yetim oğlan doğurmanı istiyorum! NEDİME: Babadan mı anneden mi yetim? MAZLUM HOCA: İkimizden de olsa daha iyi...

Sarıklı Şehidler..

YETİM HOCA: Şehid babanın Şehid oğlu Yetim Hoca, Moskof'tan öç alınıncaya kadar bu evden yalnız Şehid ve Yetim çıkmasını vasiyet ediyor. Anlıyor musun oğlum? Sarığı çözüp yarama bastırın! Kanımı durdursun diye değil, içsin diye.. Mazlum bu sarığı saklasın, oğuldan oğula devretsin. Benimle Sarıklı Şehidler, bugün dokuza çıkıyor. Birgün Kars'ın ismini, "Kanlı Sarık" koyabilirler. Onu her defa Sarık kurtardı. Allah!..

Ya namusumuz?..

YETİM HOCA: Ağlama, Ayşe, ağlama!.. Gözyaşı bizim halimize denk düşmez. Ağlayacak olsak sular kabarır. Moskof şehirde.. Ermeni uşakları, ardında.. Üstüste yardım geliyor arkasından.. Bu gece büyük bir kırgın olacak.. Müslümanlar'ı kırıp dökecekler, şehri yıkıp yakacaklar. Ne can, ne mal, ne ırz!.. Haydi canımızla malımız gitsin.. Ya ırzımız?.. İmanımızın düğüm noktası namusumuz?..

Çünkü..

Bu düşmanlık, ne ateşle su, ne akla kara, ne dağla uçurum arasında vardır. Ateş suda yanabilir, ak karanın içinde eriyip onu boz rengine çevirebilir, dağla uçurum bir ovada buluşabilir. Fakat Türk'le Moskof, bir arada, aynı aheng içinde hayal edilemez. Çünkü Moskof, Türk'ün, yalnız maddesine değil, ezelden beri ruhuna da düşman...

Sonun Başlangıcı...

Sabahın ilk saaterine kadar öyle, sarmaş dolaş kaldık.Silah sesleri, patlamalar, bir saatten az sürdü, ama ödümüzü koparmıştı, çünkü o güne kadar hiç silah sesi duymamıştık. O sıralar bu tür sesler bize yabancıydı.Bombaların,makineli tüfeklerin sesi ile büyüyen Afgan cocukların kuşağı henüz doğmamıştı.Yemek salonunda birbirimize sokulduk, güneşin doğmasını bekledik;hiçbirimiz, bir yaşam tarzının sona erdiginin farkında değildik.Bizim yaşam tarzımızın.Henüz sona ermemişti belki, ama sonun başlangıcıydı.Sonu, yani resmi sonu, önce Nisan 1978'de koministlerin darbesiyle, sonra da Aralık 1979 da, Rus tankları Hasan'la oyun oynadığımız sokaklara girdiği, tanıdığım Afganistan'ı öldürdüğü ve hala sürüp giden dönemi başlattığı gün geldi.

Sultan, işte böyle yapar, yaparsa..

İHTİYAR TİMSAL: Kars Kalesi'ne omzunda taş taşıyan 73 yaşındaki Serdar Lala Mustafa Paşa, bir ruha yıldırım gibi düşen anlayış ve haraket fikrinin en güzel çehresi.. Bu tabloda, Osmanlı Tarihi'nin en dokunaklı çizgilerinden biri.. Ne yazık ki, böyle paşalar tek-tüktür; ve bu davanın ideolocyası, şahıs şahıs zincirlenememiştir. Bütün emekler boş!..

Sen oynuyorsun ya..

Karaderili adam güldü. "Bu oyunu mu?" diye sordu. "Bu oyunu neden öğrenmek istiyorsun ki? Kimse oynamıyor bunu artık!" "Sen oynuyorsun ya," dedi Levanter, "üstelik her defasında en yüksek sayıyı yapıyorsun!" "Yaparım, abi, yaparım!" Adam birbiri ardına topları yuvarlarken gülmeye devam ediyordu. Her top hedefini buluyordu. "Ama bildiğim tek şey de bu oyun. Bu oyunu iyi oynadığımı bilmek bana iyi bir duygu veriyor. Ama kardeşim sen neden oynayacaksın?"

Yeraltında..

Yeraltında bir sığınağa tıkılınca, altı ay çok uzun bir süre gibi gelir insana. dedi ev sahibi, "dolayısıyla beraber içeri kapanacağın kişileri iyi tanıman gerekir."