Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
560
Baskı Tarihi
Mart 2010
ISBN
978-975-6004-88-3
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Fecr Yayınevi
Mütercimi
Okan Sevinç
Orijinal Adı
Gofteguhayı Tenhayi
Benim hamurumu felsefe, hikmet ve irfanla yoğurmuşlar. Hikmet, bende sonradan kazanılmış veya hafızada biriktirilmiş bir ilim değildir. Bilâkis o benim özüme aittir, benim sıfatımdır. Ağırlık, içgüdü ve vücut ısısı gibi sıfat ve durumlara sahip bir varlık olduğum gibi, hikmet ve felsefeye de sahip olan bir varlığım ben. Harcımda, ruhumun özünde, hatta dostlarımdan birinin şakayla dediği gibi, görünüşümde, bedenimde, davranışımda, sözümde ve sessizliğimde hep felsefe vardır.

Baharatçının hikayesi

Benim hikayem, baharatçının hikayesine benziyor. Moğollar saldırıp, insanları öldürdüklerinde, her tarafı yakıp yağmaladıklarında bu baharatçıyı esir almışlardı. Moğol'un biri, baharatçının boynuna bir ip geçirip köle edinmişti onu. Bir gün, kölesini pazara götürüp satmak istedi. Bir alıcı gelip, "Bu köleyi kaça satıyorsun?" diye sordu. Moğol, "Sen kaça alırsın?" dedi. "Bin dinar veririm." dedi alıcı. Baharatçı köle: "Satma, ben daha fazlasına değerim." dedi. Moğol da satmadı. Biraz sonra başka birisi gelip, köleye bir dinar değer biçti. Baharatçı köle: "Sat, bundan daha az ederim." dedi. Moğol da kızdı ve baharatçı kölenin boynunu uçurdu. Baharatçı, kesik başını yerden alıp koşmaya başladı. Şevkten mest olmuş bir halde bağırıyordu. Mezarlığa kadar koştu, oraya varınca başını yere koydu ve sükûna erdi. Evet, bu pazarın sadece ticaret bilenin anladığı apayrı bir alışveriş metodu vardır. Burada en yakın komşum bile delidir. Ne diyeyim. Sessiz komşunun cinneti ile telaşlı delinin, anlayacağı bir ticarettir bu. Akıllının mermer dağına düşmesi, mum gibi yumuşatılması, çelikten bir kulede tutulması, uslanmış mum yapılması oldukça tehlikelidir. Aşk ve iman ne kadar da heyecan verici ve büyüktür. Ne yazık ki azlara, alçaklıklara ve düşkünlüklere alışmış anlayışlar, onu kadına, hevese, şehvet düşkünlüğüne, maddiyata ve nihayet dünya hayatına bulaştırmıştır. Yazık! Benimle olan, hayır, benim birlikte olduğum aşk, bu renklerin hiçbirini taşımıyor. İnsanlardan olan bir sevgiliye aşktır bu. Ama ne yazık ki ... değildir. Benim sevgilim o kadar latiftir ki "olmak" tozuna bulaşmamıştır. Zaten varlık giysisini giymiş olsaydı, benim sevgilim olamazdı. Benim sevgilim asla gelmeyecek. Ancak ölüm ile son bulacak bir intizar bu aşk. Nitekim bu aşk da böyledir.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
560
Baskı Tarihi
Mart 2010
ISBN
978-975-6004-88-3
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Fecr Yayınevi
Mütercimi
Okan Sevinç
Orijinal Adı
Gofteguhayı Tenhayi
Benim hamurumu felsefe, hikmet ve irfanla yoğurmuşlar. Hikmet, bende sonradan kazanılmış veya hafızada biriktirilmiş bir ilim değildir. Bilâkis o benim özüme aittir, benim sıfatımdır. Ağırlık, içgüdü ve vücut ısısı gibi sıfat ve durumlara sahip bir varlık olduğum gibi, hikmet ve felsefeye de sahip olan bir varlığım ben. Harcımda, ruhumun özünde, hatta dostlarımdan birinin şakayla dediği gibi, görünüşümde, bedenimde, davranışımda, sözümde ve sessizliğimde hep felsefe vardır.

Onlar altın topladılar, ben hazine buldum.

Kimin söylediğini bilmediğim şöyle bir söz var. "Erkeğin şerefi, kızın bekâreti gibidir. Bir defa lekelenirse asla telafi edilemez." Bana "Biat et, iki masa dışında istediğin masaya otur." dediler. Ben ise, gidip kızıl kale askerî zindanlarındaki hücrelere girdim. Bir süre sonra eli boş dışarı çıktım. Bu defa da ülkenin "yeşil kale" zindanlarına düşmüş gibi oldum. Bağ ve bahçeye kavuşan diğer arkadaşlarımla kendimi kıyaslayınca sevinç, şükür ve şevk deryasında boğuluyorum. O "en büyük leke"ye takılıp kalmadım; dünyaya bulaşmadım. Öğretmenliği ve sessizliği seçtim. Hale bakıp sözlere aldırmadım diye Allah'a hamd ediyorum; içim içime sığmıyor. Onlar altın topladılar, ben hazine buldum.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
527
Baskı Tarihi
Eylül 2010
ISBN
978-605-5482-00-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
Ankara 2010
Yayın Evi
FECR YAYINEVİ
Mütercimi
Prof.Dr.Hicabi Kırlangıç - Prof.Dr.Derya Örs
Orijinal Adı
Hubut der Kevir
Birden elindeki elmayı uzattı ve gözleriyle benden onu dişlememi istedi. Fakat ben dudaklarımı daha sıkı kapattım. Yüreğimdeki dilsiz bir duygu diyordu ki an, büyük bir inkılâp anıdır. Bütün varlık olduğu yerde durmuş heyecanla bekliyordu. O, bir isyan alevi gibi karşımda dalgalanıyor ve sabırsız yakıyordu beni. Bense kalbinde korkunç bir volkanın patlamak için sabırsızlandığı dağ zirvesinin sakinliğine sahiptim. O her an daha kararlı ve saldırgan, ben her an daha tereddütlü ve ezgin. Günah duygusu.

Kara Mucize

Şurası çok açıktır ki çöl, bayındırlığın yokluğu demektir. Yaşamak için gönlünü suya ve bayındırlığa bağlamış olması yüzünden, çöl bir tür usanmışlıktır. Mutluluk, lezzet ve huzur için çırpınış, iyimserliği yitiriştir. Bir ağaç gölgesi altında uzanmanın, evini barkını kurmanın, mutluluk içinde nefes almanın, kendinden hoşnutluk duymanın ve bunca nimete şükretmenin iyimserliği... Ancak sorumlu olan, inşa etmekle sorumlu olan kimsenin, yıkıcılığı öğretmemesi gerekmez mi? İşte tam da bu nedenle, bir okuyucunun çölde kalakalması - ki bu durum beni tereddüde düşüren bir felakettir- ve orada şehadet yoluna çıkmak üzere guslediyor olması mümkündür. Çünkü Schandel'in deyişiyle: "Aşk uğruna, sadece hayatları kendi gözleri önünde önceden ölmüş olanlar ölebilirler." Acı, inkar, anlamsızlık... Bunlar dünyanın yolunu ahirete ulaştıran ve açan keskin kılıçlardır. Çünkü başkalarının ekmeği için kaygılanarak onu elde etmeye çalışmak, daha ilk adımda, kendi ekmeğinin kaygısını öldürmek ve kendi ekmeğini elden çıkarmak demektir.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
560
Baskı Tarihi
Mart 2010
ISBN
978-975-6004-88-3
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Fecr Yayınevi
Mütercimi
Okan Sevinç
Orijinal Adı
Gofteguhayı Tenhayi
Benim hamurumu felsefe, hikmet ve irfanla yoğurmuşlar. Hikmet, bende sonradan kazanılmış veya hafızada biriktirilmiş bir ilim değildir. Bilâkis o benim özüme aittir, benim sıfatımdır. Ağırlık, içgüdü ve vücut ısısı gibi sıfat ve durumlara sahip bir varlık olduğum gibi, hikmet ve felsefeye de sahip olan bir varlığım ben. Harcımda, ruhumun özünde, hatta dostlarımdan birinin şakayla dediği gibi, görünüşümde, bedenimde, davranışımda, sözümde ve sessizliğimde hep felsefe vardır.
Neden Altını Çizdim?
...

Haticesizlik

İhsan! Sen büyü, belki seninle konuşurum!

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
102
Baskı Tarihi
1990
Yazılış Tarihi
1967
Baskı Sayısı
3. Baskı
Yayın Evi
metis
Mütercimi
sosi dolanoğlu
Orijinal Adı
un homme qui dort

Kayıtsızlık

Kayıtsızlığın ne başlangıcı vardır, ne de sonu; değişmez bir durumdur kayıtsızlık; bir ağırlık, hiç bir şeyin sarsamayacağı bir kıpırtısızlık,bir cansızlıktır. Dış dünyanın mesajları hala sinir merkezlerine ulaşıyor kuşkusuz, ama organizmanın bütününü tehlikeye atacak hiçbir toplu cevap özümlenir duruma gelebilecek gibi gözükmüyor. Ayakta kalan tek şey temel refleksler sadece: kırmızı yandığında karşıdan karşıya geçmiyorsun,sigaranı yakmak için rüzgardan korunuyorsun,kış sabahları daha sıkı giyiniyorsun,aşağı yukarı haftada bir kez kazağını ayda iki kezden biraz daha kısa sürede de çarşaflarını değiştiriyorsun..

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
560
Baskı Tarihi
Mart 2010
ISBN
978-975-6004-88-3
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Fecr Yayınevi
Mütercimi
Okan Sevinç
Orijinal Adı
Gofteguhayı Tenhayi
Benim hamurumu felsefe, hikmet ve irfanla yoğurmuşlar. Hikmet, bende sonradan kazanılmış veya hafızada biriktirilmiş bir ilim değildir. Bilâkis o benim özüme aittir, benim sıfatımdır. Ağırlık, içgüdü ve vücut ısısı gibi sıfat ve durumlara sahip bir varlık olduğum gibi, hikmet ve felsefeye de sahip olan bir varlığım ben. Harcımda, ruhumun özünde, hatta dostlarımdan birinin şakayla dediği gibi, görünüşümde, bedenimde, davranışımda, sözümde ve sessizliğimde hep felsefe vardır.

Biz yalnızlıkta birbirimizi tanıyoruz.

Onların içen ve gülenleri varsa, benim yanan ve ağlayanlarım var. Onlar, kalabalıkta birbirlerine yabancıyken, biz yalnızlıkta birbirimizi tanıyoruz.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
206
Baskı Tarihi
Kasım 2010
ISBN
978-975-6006-66-5
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
April
Editörü
Samed Karagöz
Fatih Altınöz, burnumuzun dibinde, kafamızın içinde ve kalbimizin derinliklerinde olduğu halde fark edemediğimiz, fark etsek bile ifade etmekte zorlandığımız gerçekleri kahkahalarla konfeti gibi üstümüze saçıyor.

Kravat

Deli desen değilim çünkü her gün kravat takıyorum. Normal desen o hiç değilim çünkü her gün kravat takıyorum. Bu durum da benim kim olduğum şüpheli.

Gariplerin Kitabı

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
147
Baskı Tarihi
Son baskı : Ağustos / 2010
ISBN
975-6841-14-1
Baskı Sayısı
14. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Şule
Mütercimi
İsmet Özel
Orijinal Adı
The Book of Strangers
Son baskısı Şule Yayınları'ndan...

Adı: Gariblerin Kitabı

Sen Arşiv Yetkilisi’sin. Kitapları kullanıyorsun. Ama bilgi sahibi değilsin, Şimdi bilgiyi bulacaksın.Seni onun yakınına kadar götüreceğim. Senin aradığını içeren bir kitab var. Adı Gariblerin Kitabı. İçinde bu dünyada ve sonrasında bilmek istediğin herşey var.

Gariplerin Kitabı

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
147
Baskı Tarihi
Son baskı : Ağustos / 2010
ISBN
975-6841-14-1
Baskı Sayısı
14. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Şule
Mütercimi
İsmet Özel
Orijinal Adı
The Book of Strangers
Son baskısı Şule Yayınları'ndan...

Sır: Bulanlar arayanlardandır.

Gözlerimi yumdum. ''Onu aşağı indir ve öbür yüzünde yazılanı oku" Nefesim kesildi. Nereden gelmişti bu zorlayıcı istek? (s. 17...) Resmin sırtında birşeyler yazılıydı, alıp ışığa tuttum. Şöyle diyordu: "Bu bilgiyi arayarak elde edemezsin, ne var ki onu bulanlar yalnızca aramış olanlardır. Bistam'lı Bayezid...

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
277
Baskı Tarihi
Ocak 2010
ISBN
978-975-289-670-3
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Everest Yayınları
Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini; Ortadoğu'dan. Bizden alıp döküntülerini iade ettikleri hikâyelerimizi geri almak için… Aşklarımızı, acılarımızı, haysiyetimizi… Yağmalandıkça kapattığın kalbini aç şimdi. Çünkü bu senin hikâyen. Sen de Ortadoğulusun!
Neden Altını Çizdim?
( http://video.google.com/videoplay?docid=5595181022911987823# )

Bu kitabı aldığımda ilk sayfasını bu şarkıyla açmıştım. Beyrut kendini anlatmış, kendini bize benzeterek, bizi kendimize yakınlaştırarak, içimize dokuna dokuna...


Beyrut

Çok tanıyanı var, ama kimsesi yok, bakma. Fena halde öksüz o. [...] Herkes onda kendi yaşadığını seviyor. Sor, herkes söyleyecektir. Hayatlarının en önemli dönemecini onunla aldıklarını anlatırlar. Çünkü herkesten, herşeyden koparır seni. Kendinle bırakır. Ne istediğini bir tek o zaman bilirsin, sana kendini itiraf ettirir. [..] Aramızda bir yerde oturuyor. Bizimle yaşıyor gibi ama... Sorsan kimse gösteremez yerini. Efkarlı bir yerimiz var. Ne zaman ansak onun adını, ne zaman " Beyrut" desek, oramız sızlıyor.