Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
393
Baskı Tarihi
Kasım 2007
Yazılış Tarihi
1992
ISBN
9944-125-03-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İzmir
Editörü
Şeref Yılmaz
Yazan: AHMED ŞAHİN
Yazı Kaynağı: Zaman Gazetesi, Ailem Eki, Sayı: 228
Çileli bir devrin hikayesini Ali Ulvi Kurucu merhumun hatıralarından okumak büyük bir şans. Hayatını tamamen ilme adamış yüksek bir kâmet olan merhum Kurucu, hatıralarıyla da irşad vazifesini yerine getiriyor.
Hukukçu Değil Eşkıya!
Yalnız Konya ve civarında asılanların sayısı beş yüzü geçerse, varın hesap edin... Kel Aliler, Kılıç Aliler, Salih Bozoklar, birer Haccâc-ı Zâlim oldular... İstiklâl Mahkemesi'nin başkanı Kel Ali... Kel Ali mahkemeyi ne bilir, hukukçu mu? Artık ceza vermek, affetmek Kel Alilere kaldıysa, bu millet, daha çok kara günler görecek demektir..."
Dedem: "Bu günlerde şu âyete çok devam ediyorum." demişti:
"Rabbena lâ tuâhiznâ bimâ fa'ale's-süfehâu minnâ...
Allah'ım, içimizdeki birtakım akılsızların yüzünden bizi cezalandırma!
Sefihler, şeriat, adalet tanımıyorlar. Allah'ım bunların şerrinden sana sığınırız..."
Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
“Bütün diğer romanlardan sonra yazmak istediğim bir itiraf roman vardı…”“Bu romana bütün yüreğimi vereceğim, kanımı akıtacağım. Sürgün yıllarımda, yatağıma yatmış, iç çözümlemeler yaparken, hüznün altında ezildiğim anlarda bu kararı verdim…”“Bu roman benim için öyle değerli ki, benimle öyle bir bütünleşmiş ki… Onu başyapıtım yapmak istiyorum…”
(Fyodor Dostoyevski’nin kardeşine yazdığı mektuplardan.)
(Arka Kapak)
Neden Altını Çizdim?
Rusça aslından çeviren: Leyla Şener
Yeraltı
Siz, sonsuza dek varlığını sürdürecek bir sırça saraya inanıyorsunuz; gizlice de olsa dil çıkarıp nanik yapamayacağınız bir saray... Ben ise bu saraydan, sırçadan olduğu ve yerle bir edilemeyeceği için gönlümce hiç nanik yapamayacağımdan korkuyorum. Yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, belki ıslanmamak için oraya girerim;ama beni yağmurdan koruduğu için kümesi saray olarak göremem. Gülerek, böyle bir durumda sarayla kümes arasında bir fark olmayacağını söylüyorsunuz. Evet, eğer hayat gayemiz ıslanmamaksa size katılıyorum. Ben, hayatının saraylarda geçmesini isteyenlerdenim;aslında yaşamın bundan ibaret olmadığını bildiğim halde. Benim istediğim şey budur; bundan kurtulmamı istiyorsanız, başka bir hedef gösterin bana. Ama bunu yapana kadar kümesi saray olarak görmemi beklemeyin benden.
Neden Altını Çizdim?
http://www.serlevha.com/kitap/huzun-ve-tesaduf-mustafa-kutlu
Hüzün ve Tesadüf
Bir şey yap güzel olsun… Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin.
-Güzellik karın doyurmuyor abi… İnsanlar iş, ekmek özgürlük istiyor. Bunca yoksulluk var iken, nasıl gider gönül darlığı.
-Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgara ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin.
-Doğru iş yapanı, doğru konuşanı, dokuz köyden kovuyorlar. Adını unutup “Davut” diyorlar. “Ulan âlemin enayisi sen misin” diye aşağılıyorlar. Bir “doğru şey” onları engellediğinde, “Yok mu bunun bir ek yeri, yumuşak karnı” diye mızıldanıp, huylanıyorlar. Bu “ek yeri”n keşfi için komisyonlar kurup, dosyalar dolduruyorlar. Sonunda Davut’a doğru işaret parmaklarını sallayıp, gözlerini belerterek “Bak açarız dosyanı ha…” diye kısık bir sesle sesleniyorlar.
-Bir şey yap iyi olsun. Hizmetten, hürmetten, merhametten müteşekkil olsun. Kalpleri yumuşatsın, garibin, yolcunun, zayıfın derdine derman olsun.
-Bize hep, “İyilik yapma, sakın ha kemlik bulursun” diyorlar.
-Olsun sen bir iyilik yap at denize, balık bilmez ise Hâlık bilir…
-İyi de nere o iyiliği yapacak olan, onlar hep güzel atlara binip aramızdan ayrıldılar.
-Sözüm sanadır, giderler zaten gitmiş. Sen kanaatı gözet, mütevazı ol.
-Mütevazı olacağım ama, gerçek sanırlar diye endişe ediyorum. O zaman bizi bir köşeye itekleyip unutuyorlar be abi; çapsız, işe yaramaz, cirmi kadar yer yakar diyorlar. Diğerlerine omuz atıp, çelme takıp öne geçsem parayı toplayacağım. Sen bizim ekmeğimizle mi oynuyorsun, sen bizim kimlerle dansettiğimizi biliyor musun? Burası kurtlar sofrası.
-Bir şey yap âdil olsun, haktan hukuktan ayrılmasın. Zâlime haddini bildirsin, mazlumun payını versin.
-“Hak değirmende” diye bir söz var, işitmedin mi? Hukuk güçlünün yazdığı bir kitap, Para kimde, güç onda.
-Hak yerini bulur ve elbette hak gelince bâtıl zâil olur.
-Ben de şunu diyorum, “Hamama giren terler ve oyuna katılan kol sallar”. Kanı da var, canı da var ama hamsi kurban olmuyor. Hakkı tutup kaldıracak derman nerede bizde?
-Çabuk parlayan çabuk söner, sabr ile elbet olur koruk helva.
-Abi senin anlattıkların notlu izahlı atasözleri sözlüğünden seçmeler. Bu sözlüğün pek çok nüshası var ama, kullanımı ilkokuldan öteye geçmiyor. Sen bize nasihat vereceğine, biraz harçlık versen daha iyi..
-İnsanlar ne zamandan beri bu hale düştü…?
-Böyle gelmiş, böyle gidiyor… Tarih dede öyle diyo.
-Olur mu hiç. Tarih insanları ibret alsınlar diye yazılır, okutulur.
-Biz tarihi savaşların, kıyımların hikâyesi olarak dinledik. Hükümdarların birbirini boğazlıyor, ortalık kandan geçilmiyor.
-Bir şey yap barış olsun. İnsanlar kin ve nefretten uzaklaşın. Bombalar patlamasın, çocuklar ölmesin.
-Ohooo, bana neredeyse dünyayı düzelt diyorsun…
-Öyle,.. Hadi bir şey yap.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Dönemin en meşhur kadın yazarlarından olan Güzide Sabri Aygün, Meşrutiyet ve Cumhuriyet Devri’nin ilk yıllarında halk arasında çok tutulan aşk romanlarını yazmıştır. "Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi", aşkın kalın perdeler ardına kapatıldığı toplumda, yasak aşkını kalbine gömen bir kadının ıstıraplarını, kadın gözüyle anlatan “ilk ses”tir… Pek çok filme konu olan Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, birçok defa basılmış ve Ermenice’ye çevrilmiştir.
"Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca"
Ey mihnetli sevdamın penah-ı pür sükunu olan [sekinetle saklandığı] yerler... Sizlere elveda.
Ey ömr-i mükedderimin [kederli ömrümün] hem-râz-ı ketûmu [sırdaşı] olan defter. Sana da ebediyyen elveda...
Bir şehka-i teessürle cevap verdi:
"Sen yalnız ölmeyeceksin. Seni ebediyyete alan mezar ikimizi de karanlıklar içinde uyutacak." dedi.
Sonra yorgun ve bitâb ağır ağır kapıdan çıktı. Bahçenin kumları üzerinde yalnız ayak seslerini işitiyordum.
Başımı kanepenin yastıkları arasına sokarak hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.
Ses
Bir ses ki yapışkan ve sürekli. Hala aynı şiddetle haykrıyor.Bir ses ki unutulmaz. Bir ses ki, bir ses ki, felaketli bir ömrün bütün zehirlerini, onların birikmesinde günahı olmayanların da içine doldurabilmek için, en küçük bir şikayet sebebini büyük bir boşalma fırsatı gibi yakalar, tizleşir ve kezzap gibi keşkinleşerek yalnız sahibini değil, bütün insalları tehdit eden meçhullere karşı imkansızlığın çığlığı imiş gibi içimizdeki ümit köklerini haşlar ve hepimizin mübarek haykırışımız olmak istidadını kazanır.
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
438
Baskı Tarihi
Mayıs 2008
ISBN
978-975-9169-77-0
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Fahri Özdemir
"Bu çıkmazı aşmak için, bir zihin devrimine gerek vardır. Türkiye'de çağdaş ve özgürlükçü düşünce, kendisini yetmiş veya seksen yıldan beri cenderesine alan ipoteği atmalı, Türk modernleşmesinin tarihi eleştirel bir gözle yeniden değerlendirilmelidir."
Ancak bu kambur atıldıktan sonradır ki, Kemal Atatürk adındaki parıltılı ve trajik insan, gerçek boyutlarında ele alınabilir; Türkiye gibi toplumlarda yüzyılda bir yetişen bu büyük kabiliyet, olağanüstü ihtirasları ve olağanüstü hatalarıyla, tarihte ait olduğu yere konabilir."
Hangi Batıcılık?
Osmanlı reformunu taklitçilik, yüzeysellik, elitizm ve gayrı millilikle suçlayan klasik eleştiri çizgisi inandırıcı olmaktan uzaktır. Bu tür tepkileri, Cumhuriyet rejimini her ne pahasına olursa olsun yüceltme yönündeki ideolojik çabalar çerçevesinde değerlendirmek daha doğru olur.
Taklitçilikten kastedilen eğer bir bütün olarak Batı uygarlığına öykünme çabasıysa, o zaman eleştirilen şey "Tanzimat Batıcılığı" değil, Batılılaşmanın ta kendisidir. Batıya alternatif olarak reform-öncesi Osmanlı düzeni veya kadim İslam uygarlığı savunulmuyorsa, o zaman savunulan şeyin ne olduğu pek belli olmaz. Eski Osmanlı düzeni veya Batı dışında, Türkiye için geçerli olan uygarlık modeli hangisidir? İslamiyet öncesi Orta Asya mıdır? Hititler midir? Rus sosyalizmi midir? Bu soruların cevabı verilmez.
Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
137
Baskı Tarihi
2010
ISBN
978-975-08-0660-3
Baskı Sayısı
10. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Onca Tapınç
Türk edebiyatının "özgür" sesi Sebahattin Ali'den yıllara meydan okuyan öyküler...
(Kitabın arka sayfasından alıntılanmıştır)
Vicdan Azabı
Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir.
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
438
Baskı Tarihi
Mayıs 2008
ISBN
978-975-9169-77-0
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Fahri Özdemir
"Bu çıkmazı aşmak için, bir zihin devrimine gerek vardır. Türkiye'de çağdaş ve özgürlükçü düşünce, kendisini yetmiş veya seksen yıldan beri cenderesine alan ipoteği atmalı, Türk modernleşmesinin tarihi eleştirel bir gözle yeniden değerlendirilmelidir."
Ancak bu kambur atıldıktan sonradır ki, Kemal Atatürk adındaki parıltılı ve trajik insan, gerçek boyutlarında ele alınabilir; Türkiye gibi toplumlarda yüzyılda bir yetişen bu büyük kabiliyet, olağanüstü ihtirasları ve olağanüstü hatalarıyla, tarihte ait olduğu yere konabilir."
Kıyas
İslam aleminde yazılı anayasası olan ve parlamentoya dayalı meşruti rejimi deneyen ilk ülke de Türkiye'dir. Sözkonusu rejim 1920'de değil 1876'da kurulmuştur; kurucusu da Atatürk değil sultan II. Abdülhamid'dir. Birçok bakımdan Türkiye'nin bugünkü anayasasından daha çağdaş ve liberal bir anlayışı yansıtan 1876 Kanun-u Esasisi, İslam ülkeleri tarihinin ilk yazılı anayasasıdır. Bu anayasaya göre seçilen Osmanlı Meclis-i Mebusanı da, herhangi bir İslam ülkesinde toplanan modern anlamda ilk parlamentodur.
Kıyaslamak açısından belirtelim ki, o dönemde Avrupa'nın önde gelen ülkelerinden biri olan Avusturya-Macaristan imparatorluğu ilk genel parlamentosuna 1867'de (Türkiye'den sadece 9 yıl önce) kavuşmuştur. Rusya'da ilk parlamento 1905'te (Türkiye'den 29 yıl sonra) kurulacaktır.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Tarihi
2000
ISBN
975-7462-94-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen "Yaşadığım Gibi" yazarın, şair, hikayeci - romancı ve edebiyat tarihçisi olarak millî kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.
Sihirbaz Ay, Bu Yeraltı Güneşi
Kimbilir belki de, ölümün sırrına sahip olduğu söylenen sihirbaz ay, bu yeraltı güneşi, bir mucize ile geçmiş zamanın derinliğinden bir takım gölgeleri çekecek ve güneşle yontulmuş küçük mücevher muayyeniyetlerinde ideal bir tanbur kâsesi gibi aksisadanın uyukladığı Bebek, Kanlıca, Büyükdere koyları tekrar unutulmuş saz sesleriyle dolacaktır.
Niçin olmasın? Madem ki şâir:
Velhâsıl o rüya duruyor yerli yerinde
diyor, biz de rüyalarımızın kaybolmadığına inanabiliriz. Her yalanda bir hakikat parçası vardır, derler. Arkasında insan muhayyelesinin velûd mekanizması çalışan şiirin yalanı ise daima, hakikatin kendisi olmasa bile, mutlak ve bir ebediyet için mahfuz çehresi olmuştur.