Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
192
ISBN
9753521073
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Pınar
Muhammed (asv) akideleri arı insanların ahlaklı olabileceğini ve ahlaken temiz insanların akideleri taşıyabileceğini düşünmekteydi. O (asv) 'ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiş' bir peygamberdi. Bu nedenle putlara tapan bir erdemle, ahlaki umdeleri bilmeyen bir tevhidin toplumsal başarılarına inanmıyordu. Nitekim Abdülmuttalib ve Ebu Talib birincilere örnekti, onlarla hısımdı; hanifler de ikinciye örnekti onlarla tanıştı (Varaka gibi). Nübüvvet akide ile ahlakın kavuşmasına ve en az bir insanda temsil edilmesine yönelmişti. İlahi irade ahlakın akideye rücu etmesini dilemekteydi.

Modernleşme

Geliştirdiğimiz pek çok tavrın arka planında modern tarza duyduğumuz güvenin gizli itibarı cesametini hissettiriyor.Geleneksel hayata dair özlemlerimizi modernliğin araçlarını ya da tanımlarını de forme ederek, varolma karakterini (ontolojik yapısını)ifsad ederek tatmin edebiliyoruz. Geçmişte (geleneğe), modern hayat içinde değer biçiyoruz.Gelenek (geçmiş) hayatımıza subjektif bir motif olarak katılsın isteriz.Banliyöde edindiğimiz ev (villa), geleneğe yakınlaşma kararımızın ifadesi olmaktan ziyade modern tasarıma aidiyet hevesinin ürünüdür.Orada hiçbir zaman geleneğe ait yaşama biçimi gerçekleştiremeyeceğiz.Beslediğimiz tavuklar, yetiştirdiğimiz ağaçlar , başka insanların kayıtsızlığı/katılımsızlığı neticesi bir sahrada vaha olmanın ötesinde mana arzetmeyecek.Moderne karşı duruş içi boşalmış gelenek kavramının tanımlamalarıyla yapılıyor.Denize Haşema donlarıyla girmek, hamburger yerine lahmacun ve ayranı tercih etmek, ikame edildikleri asılları kadar modern kültüre aittirler.Modern alan:bilinç altımızdaki geleneğe yaşam alanı açtıkça, geleneği savundukça modernleşebiliyoruz.Haremlik selamlık konusunda duyarlı yani ittika eden bir kul olmaya niyetliyseniz;kitle ulaşım araçlarını değil, özel otoyu tercih edeceğiniz açıktır.Tabii olarak bu okumada dindarlaşma (dikkat, din demiyorum) modernleşmedir.Dıştan verili olmaması nedeniyle dindarlıkla gelen modernleşme, bireye seküler kültür alanına taşındığı hissini vermez.Bizler dindarane yaşantının gereklerini eda ederken; denize girerken tatil/turizm, lahmacun yerken fast-food, otomobil kullanırken bireycilik/çekirdek aile ve teknoloji değerleri duvarlarını yükseltmiş oluyor

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
192
ISBN
9753521073
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Pınar
Muhammed (asv) akideleri arı insanların ahlaklı olabileceğini ve ahlaken temiz insanların akideleri taşıyabileceğini düşünmekteydi. O (asv) 'ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiş' bir peygamberdi. Bu nedenle putlara tapan bir erdemle, ahlaki umdeleri bilmeyen bir tevhidin toplumsal başarılarına inanmıyordu. Nitekim Abdülmuttalib ve Ebu Talib birincilere örnekti, onlarla hısımdı; hanifler de ikinciye örnekti onlarla tanıştı (Varaka gibi). Nübüvvet akide ile ahlakın kavuşmasına ve en az bir insanda temsil edilmesine yönelmişti. İlahi irade ahlakın akideye rücu etmesini dilemekteydi.

Ahlak

Muhammed (asv ) akideleri arı insanların ahlaklı olabileceğini ve ahlaken temiz insanların akideleri taşıyabileceğini düşünmekteydi. O (asv) "ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiş " bir peygamberdi. Bu nedenle putlara tapan bir erdemle, ahlaki umdeleri bilmeyen bir tevhidin toplumsal başarılarına inanmıyordu.Nitekim Abdülmuttalip ve Ebu Talip birincilere örnekti, onlarala hısımdı; hanifler de ikinciye örnekti onlarla tanıştı ( Varaka gibi ) nübüvvet akide ile ahlakın kavuşmasına, ve en az bir insanda temsil edilmesine yönelmişti. İlahi irade ahlakın akideye rücu etmesini dilemekteydi. Ahlakın akideyle taşınması vahyin pratiğinin sünnetiydi.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
139
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-02-30
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir. Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.

Zaaf Anları

Zaaf anlarında, insanın can sıkıcı bir vakıayı tahsis edemeyerek umumileştirmesi ve bir felaketi aynı seri içindeki bütün menfi ihtimallere teşmil ederek hepsini hakikat gibi görmesi yüzünden ....

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
139
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-02-30
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir. Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.

Modernite

(Neriman) Basini silkeliyor ve hararetli sakaklariyla yastigin soguk tarafini ariyor, yanaklarini oraya sürtüyor, bu muvakkat serinligin verdigi uyaniklik geçince yeniden Maksim salonu gözünün önüne geliyordu.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
431
Baskı Tarihi
2001
ISBN
975-316-952-3
Baskı Sayısı
1. Baskı
Yayın Evi
Everest
020'li yıllar. Postnişinde Yüce Pir'in oturduğu Yeni Dünya Düzeni tarikatı, iktidarını tüm hışmıyla güçlendirmeye devam etmektedir. Dünya halkları ya Kutsal Koalisyon'a biat edecekler ya da Sömürülmezler'in ve Lanetliler'in kaderlerini paylaşacak, yeryüzünden silineceklerdir. Rüya, gezegenimizde hayatın Kutsal Koalisyon'un dışında kalarak da sürdürülebileceğine inanan bir avuç insanın, Onarımcılar'ın öyküsüdür. Onarımcılar, kendilerine "gururlu oldukları kadar da utangaç olan" Turnaları örnek alırlar. Dünya görüşünden ödün vermeyen, dünya görüşünü bizim dünya görüşüne uyarlamayı reddeden, sınırsız çayırlıklardan başka özgürlük tanımayan, kendi yaşam biçiminden gayrısına boyun eğmeyen, yalakalığa tenezzül etmeyen, laubali olmayan vakur Turnaları. Seher Yıldızını rehber edip dağlara çıkarlar. Dünya halklarına çelik bir kapan kuran feodal oligarşinin mutlakmış gibi duran gücüne rağmen, Mucizeler Diyarı'nın kurmayı başarırlar. Mucizeler Diyarı vatandaşları "düşünülmesi imkansız olanı" düşünmeyi öğrenirler. Çünkü, Mucizeler Diyarı'nın "Asal Yassa"sı, Yeni Fizik'i temel almıştır ve o topraklarda "bir şey ne imkansızdır ne de kesin." Rüya bir ütopyadır. Kara Kalpaklı Adam'ın "eski" Türkiye'nin yangınının küllerinden yoğurduğu bir ütopya. "... Sadece kendi ulusumuza yönelik günübirlik çözümler üreterek yaşayakalmak da mümkün değildi. Sunulacak alternatiflerin Roma Kulübü üyelerinin bile zihinlerini çelecek kadar sağlam basan alternatifler olması gerekiyordu. Ezeli ve Ebedi Gerçeklik'i yansıtan holistik alternatifler. Başka kısmi gerçekler. Direnişimizin bilimsel gerekçesi." "Kara Kalpaklı Adam da öyle dedi," dedi, İmre Kadızade. "Bize dokunmayan yılan bin yaşasın'nın bilimsel gerekçesi, Kutsal Koordinatlar'ımızın bilimsel gerekçesi, Reddi İlhak'ın bilimsel gerekçesi. Olmazsa olmazımız Murat'ımızın bilimsel gerekçesi. Bizim biz olarak yaşacak olmamızın bilimsel gerekçesi. Evrensel dolandırıcılığa karşı çıkmanın bilimsel gereçesi. Bozgunculuğun bilimsel gerekçesi. Mucizeler Diyarı'nın bilimsel gerekçesi. Bilimin apayrı bir kolundan yola çıkarak inşa edilen, Mucizeler Diyarı mağduranın! Irk ayrımının karşısına 'Potinbağı Teoremi' ile çıkan, soykırımın karşısına 'Birlikte Evrilme' ile dikilen, Yeni Dünya Düzeni doğrusallığını çokdeğişkenli mantık ile tahtından indiren Mucizeler Diyarı. Bin yıllık yalnızlığın sonu. Bin yıllık savrulmanın sonu. Bin yıllık ezikliğin sonu. Arabesk olmayan yeni bir dünya. Nafile olmayan yeni bir dünya."

Dostluk

Sevgili Yücel,dalyan kurup dost avlanmak!Yukarıdakilerin yaptıkları bu.Elektronik dalyanın örümcek ağından daha dayanıklı olduğunu düşünmüyorum.Mucizeler Diyarı'nda,dostluk,tok bir kumaş olmalıdır.Ağ değil,net değil.Yüreğimizin lifleriyle dokuduğumuz sağlam bir kumaş.Eskidikçe güzelleşen bir kumaş.Uzun soluklu.Katışıksız.Ödün gerektirmeyen.Rüşvet gerektirmeyen.Saran sarmalayan.Yürekte boşluk bırakmayan.Oluşması milyonlarca yıl alan pırlantalar gibi,yüce dağlar gibi.Dostun, NAMIK Hamiş: Kim ki kimi duyar, kim ki kimi anlar, o bir ömür boyu onun olur.

Zalim Düşünceler

Mehmet, yıpranmamış insanlıktı. inceliklerini kendisinde bulurdu. şimdi de cins horoz gibi lokantanın dibinde kendi kendine kibirleniyordu. bu, maddesine hürmet ve hayranlıktı. hakikatte bir nevi iptidai narsizm ki, ayna diye sadece kadının vücudunu alıyor, orada aksini biraz bulanık görünce istikrahla fırlatıp atıyor ve değiştiriyordu. bunu kadınlar da yapabilirdi. belki nuran da bir gün kendisi için böyle yapacaktı. birdenbire gelen bu düşünce, o kadar zalim oldu ki, Nuran farkına vardı: -ne oldu neyin var? -hiç, dedi. kötü itiyatlar. bir düşünceyi, en zalim şeklini alıncaya kadar, kafasında çevirmek itiyadı. -niçin bugünü yaşamıyorsun mümtaz? neden mazi ya da istikbaldesin? bu saat de var...

Huzur...

fakat işin garibi, aynı merhalelerden geçmelerine, içlerinde aynı zemberekler çalışmasına rağmen, kendisinde belki onlarla en iyi anlaşacak taraftan habersizdi. hayır, oturmak, onlarla konuşmak beyhudeydi. bütün bu insanlar dostlarıydı. tıpkı bu kahve, bu ağ, bu duvara dayalı direkler, biraz ilerdeki cami, çeşme gibi hepsi dostuydular. hattâ şu iskelede her sabah kendisini bekleyen ve buraya kadar peşinden gelen, belki de ta yukarıya kadar onunla çıkacak olan siyah kıvırcık tüylü köpek yavrusu da dostuydu. fakat bugün Mümtaz sevincinde yalnızdı ve bu hep böyle olacaktı. yarın ıstıraplarında yalnız kalacak. bütün tanıdıkları, dostları için bir muamma, bir meçhul. yahut hayatın kenarına fırlamış bir rakam olacak, öbürsü gün öldüğü zaman da aynı şekilde yalnız ölecekti...'

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
350
Baskı Tarihi
2013
Yazılış Tarihi
1948
ISBN
978-975-07-1283-8
Baskı Sayısı
38. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Can Yayınları
Editörü
Ayça Sabuncuoğlu
Mütercimi
Celâl Üster
Orijinal Adı
Nineteen Eighty Four

Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

Diktatörlük ve Devrim

Diktatörlük bir devrimi korumak için kurulmaz. Bir diktatörlük kurmak için devrim yapılır.