milli

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
384
Baskı Tarihi
2016
ISBN
975-9000-45-5
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
Ankara
Yayın Evi
Kadim Yayınları

Sosyal ve siyasal sorunlara yaklaşımlarındaki farklılıklar, doğal olarak aydınlar arasında bölünmelere neden olmuştur. Her kimlik sınır çizer; içeride tutulmak istenenlere yapılan her vurgu, dışarıda tutulacakları da belirginleştirir. Osmanlı’da ondokuzuncu yüzyılda oluşan siyasal kimlikler sırayla Batıcılık, Muhafazakârlık ve İslâmcılık olmuştur. Bu üç kimliğin ortak özelliği, Osmanlıcılık kimliğini de içermeleridir. Yirminci yüzyılın başlarında bu kimliklere Türkçülük de eklenmiştir.

Milli dillerin teşekkülü

Avrupa’da ulusal diller ilk olarak, basılı eserlerin iletişimde hâkim hâle geldiği ve yoğun bir kitle iletişiminin gerçekleştiği coğrafyalarda ortaya çıkmıştır. Matbaa, tüm Hıristiyan Avrupa topluluklarının ortak “yazı dili” (linguafranca) olan Latincenin çökmesini ve belli bölgelerde hâkim olan dil ve lehçenin diğer dilleri ve lehçeleri bastırarak “ulusal dil” hâline gelmesini sağlamıştır.

Ulusal dillerin kökeni, yöresel ve/veya sınıfsal lehçelerdir. Bazı lehçeler, yazıyla yaygınlaşarak ulusal dil düzeyine ulaşmış ve diğer lehçelerden farklılaşmıştır. Ulusal diller lehçe özünden koparak, lehçeye özgü deyişlerden arınarak, farklı lehçelerden/dillerden kelime alarak zenginleşmiş, özgün ve standart bir söz dizimi oluşturmuşlardır.
 


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken

Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi?

Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur.

Lisanın Vatanı

Amasya elmasının, Yafa portakalının, Brezilya kahvesinin bile, yetişmek için tabiattan istedikleri toprak ve iklim hususîlikleri içinde birer vatanı olduğu halde, lisan gibi, tarih ve an'ane gibi yüzde yüz millî şartların mihrakı ortasından fırlayan san'atkâr, muhitine hiçbir tesir borçlu olmayan, köksüz ve topraksız bir semâvî tayf, san'at da yerini, yurdunu, ikametgâh tezkeresini kaybetmiş, hududdan hududa sürülen bir serseri heyecan mıdır? Shakespeare'in milletlerarası kıymeti, onun İngiliz olmasına mâni değildir; bu şöhret herhangi bir İngilizin İngiliz olmak gururunu azaltmıyor, çoğaltıyor ve herhangi bir Siyamlıya, beşeriyetin malı olduğu söylenen Hamlet müellifiyle bir İngiliz kadar öğünmek hakkını vermiyor.

Cumhuriyet, 13 Temmuz 1939