sabetay

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
614
Baskı Tarihi
Nisan 2004
ISBN
975-293-203-7
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Doğan Kitap

Soner Yalçın'ın 2004'te yayımlanan romanıdır. 1875 yılında başlıyor hikâye ile bir ailenin köklerini araştırıyor, bunu yaparken de Türkiye’nin geçmişindeki gizleri ortaya çıkarıyor ister istemez. Çünkü bu ailenin de gizleri var.

İlk Milli Bankalarda Sebatayistlerin Ağırlığı Nedir?

Soru: "millî bankaların" ve "millî şirketlerin" kurulmasında, gerek İzmir'de oturan ve gerekse Selanik'ten göç eden Sabetayistlerin ağırlığı nedir? Keza, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda ilk direniş örgütlerinin, "millî bankaların" ve "millî şirketlerin" bulunduğu Ege bölgesinde kurulmasının bildiğimiz "hamaset edebiyatı" dışında bir başka açıklaması yok mudur ? Bu direniş örgütlerindeki
Sabetayistlerin ağırlığı nedir?
Ne yazık ki bu ülkenin "tabuları" bu tür sorulara ve araştırmalara engeldir!
Geçelim...


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
520
Baskı Tarihi
Haziran 2006
Yazılış Tarihi
2006
ISBN
975-293-478-1
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Doğan Kitapçılık

İpek Çalışlar’ın yazmış olduğu “Latife Hanım” kitabı Doğan Kitap’dan çıkmış ve 520 sayfa. Nurten Şerbetçi'nin Haksöz-Haber için yaptığı değerlendirme:

Cumhuriyet’in Elit Kadın Modeli

Yazan: Nurten ŞERBETÇİ
Yazı Kaynağı: Haksözhaber

Latife Hanım'ın Ailesi

Mustafa Kemal'in karşısına çıkan ve bir anda onu cezbeden bu genç kız kimdi? Nasıl bir aileden geliyordu?
Annesi Adeviye, İzmir'in önde gelen varlıklı ailelerinden Sadullah Efendizadelerden Daniş Bey ile Havva Refika Hanım'm kızıydı. Sonraki yıllarda Postacıoğullan diye anılan bu aile Mektupçu-zadeler diye bilinirdi. Adeviye Hanım'ın ailesinin bir kolu da İzmir'e Girit'ten gelmişti. Bu sebeple Giritlizadeler olarak da anılırlardı.

Babası Muammer, üç kuşak ticaretle uğraşmış Uşak kökenli zengin bir ailenin tek oğluydu. Kuşaktan kuşağa anlatılanlara göre, Uşakizade ailesinin tarihi Ertuğrul Gazi'nin küçük kardeşi Er Tulga'nın boydan ayrılıp Uşak'a yerleşmesiyle başlıyordu. Er Tül-ga demircilik ve silah yapımcılığıyla uğraştığı için Osmanlı'nın kuruluş yıllarında aile Demircizadeler namıyla anılmıştı. Latife'nin baba tarafına dair yazılı bilgileri, aynı aileden gelen dönemin ünlü yazan Halit Ziya'nın kitaplarında bulmak mümkün.

"Türklüğün göbeğinden; kanşıksız, bulanıksız, katıksız Türk kanından, ta Uşak'tan geldik. Ailenin asıl adı: Helvacızade. İzmir ve dolaylarının, belki bütün Türkiye'nin en büyük halı ticaretevi, bütün Avrupa halı sergilerinde en yüksek ödülü alan halı ticaretevi büyükbabamınkiydi. Önce ticarete meraklı oğlu Sadık geldi İzmir'e ardından Hacı Ali Bey ve bütün aile. Aile halk arasında önce Uşaklılar, ardından Uşaklıgil diye anılmaya başlanmış, bu sanları zaman içinde Uşakizadelere dönüştü" diyor Halit Ziya

Sadık Bey halı işiyle uğraşan babası Hacı Ali Bey'den aldığı üç seccadeyle İzmir'e gelip ticarete başlamış, kısa sürede babasını geride bırakmıştı.
Sadık Bey'in geldiği yıllarda İzmir, Anadolu'nun uzun mesafe kervan ticaret yollarının son durağıydı. Bağımsız olarak çalışan Müslüman tüccarların sayısı son derece sınırlıydı.

Sadık Bey bu az sayıdaki Müslüman tüccarlann en zenginlerindendi. Sadık Bey'in arkasından babası Hacı Ali Bey de İzmir'e taşındı.


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
614
Baskı Tarihi
Nisan 2004
ISBN
975-293-203-7
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Doğan Kitap

Soner Yalçın'ın 2004'te yayımlanan romanıdır. 1875 yılında başlıyor hikâye ile bir ailenin köklerini araştırıyor, bunu yaparken de Türkiye’nin geçmişindeki gizleri ortaya çıkarıyor ister istemez. Çünkü bu ailenin de gizleri var.

Efendiler

Osmanlı toplumu üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan yazar Meropi Anastassiadou, Selanik adlı kitabında, Abdullah Efendi'yi yakından tanımamıza yarayacak bir ayrıntı veriyor:

Abdullah oğullarının çoğunun "efendi" sıfatını taşıma haklanın olması da ilginçtir. Bunun anlamı azat edilenlerin ve din değiştirenlerin bundan böyle az çok itibarlı meslekler edinme imkânı bulmasıdır.
XIX. yüzyıl sonu Selanik'inde "efendilerin" Tanzimat döneminden daha çok olduğunu belirtmeliyiz. (1998, s. 228-229)

Selanik ve İzmir'de "efendi" sıfatını kullananların büyük çoğunluğunun Sabetayist olduğunu Selanik doğumlu yazar Münevver Ayaşlı da Dersaadet adlı kitabında şöyle belirtiyor:

Annem ve teyzem Selanik'i çok iyi bildikleri gibi, dönmeleri ve Dönme âdetlerini de pek iyi bilirlerdi. Selanik'te hiçbir dönmeye "bey" denmez, "efendi" denirmiş, İstanbul'a gelince haliyle bu âdet ve anane tarihe karışıyor, hepsi "bey" ve "hanımefendi" demeye ve Türklerle evlenmeye başlıyorlar ki, Selanik'te iken bu kabil değil, imkânsız. Türkler ne dönme kız alırlar ne de kızlarını dönmeye verirlermiş.
Valide merhume, "Allah aşkına şu İstanbullulara bak, bizim 'efendi' dediğimiz bütün dönmeleri İstanbullular 'bey,' 'beyefendi' yaptılar" derdi. (2002, s. 178-179)

Yazar Ayaşlı'nın yazdıklarını bir örnekle güçlendirelim: Selanik'in Yakubî Sabetayist belediye başkanı Hamdi Efendi, Sultan Abdülhamid'in izniyle "bey" unvanına yükseltildi.

"Efendi" konusuna yeteri kadar değineceğiz, şimdi Nâzım'ın doğduğu ve "efendiler"in çok olduğu o yıllardaki Selanik'e kısaca bir göz atalım...

Selanik: bir Yahudi kenti

Kimi yazarlara göre Selanik, bir Yahudi ve Sabetayist kentiydi.
Balkanlar'ın Kudüs'ü olarak biliniyordu. Nüfusun çoğunluğu dört yüzyıldan beri İspanyolca-İbranîce
karışımı Ladino dilini konuşan Yahudilerdi. Ama nüfus tamamıyla Yahudilerden oluşmuyordu.
1870'te Selanik'in nüfusu 90 000'di. Bunların 50 000'i Yahudi, 22 000'i Müslüman ve Sabetayist, 18000'i Rum'du.
Selanik aynı zamanda Sabetayistlerin en kalabalık olduğu şehirdi. Sayıları hiç de küçümsenecek bir nüfus değildi.
Daha önce de yazdığım gibi Sabetayistler üç kola ayrılmışlardı.
Kapanîler tıpkı İzmir'de olduğu gibi Selanik'te de, tuhafiyeci,çerçi, hırdavatçı ve tıpkı İzmir'de olduğu kompradordu. Fakat aralarında öğretmen, doktor, mühendis ve veterinerler de vardı.
En yoksul ve eğitimsiz kesimi Selanik'te de Karakaşîler oluşturuyordu. Ayakkabıcı, berber, tellal, kasap vb. meslekleri yapıyorlardı.
Osmanlıca'yı iyi bilıneleriyle ün yapmış Yakubîler ise, çoğunlukla bürokrasi içinde yer alıyorlardı.