bürokrat

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
384
Baskı Tarihi
2016
ISBN
975-9000-45-5
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
Ankara
Yayın Evi
Kadim Yayınları

Sosyal ve siyasal sorunlara yaklaşımlarındaki farklılıklar, doğal olarak aydınlar arasında bölünmelere neden olmuştur. Her kimlik sınır çizer; içeride tutulmak istenenlere yapılan her vurgu, dışarıda tutulacakları da belirginleştirir. Osmanlı’da ondokuzuncu yüzyılda oluşan siyasal kimlikler sırayla Batıcılık, Muhafazakârlık ve İslâmcılık olmuştur. Bu üç kimliğin ortak özelliği, Osmanlıcılık kimliğini de içermeleridir. Yirminci yüzyılın başlarında bu kimliklere Türkçülük de eklenmiştir.

Bürokratik Aydınlar - Sivil Aydınlar

Modern Türk düşünce tarihinin temel özelliklerinden biri, "bürokratik aydın" ve "sivil aydın" ayrımıdır. Modernleşme dönemi bürokratik aydınlarla başlamış, bir kuşak sonra sivil aydınlar ortaya çıkmıştır. İlk bürokratik aydınlar Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuat Paşa, Ahmed Cevdet Paşa’dır. İlk sivil aydınlar ise İbrahim Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal ve Ali Suavi’dir. Şinasi örneğinde görüldüğü gibi, Batılılaşmacı sivil aydınlar halkta bir karşılık bulamamış, etkileri dar bir alanda ve kısa süreli olmuştur. Muhafazakâr sivil aydınlar (Namık Kemal, Mehmet Akif) ise gerek halkın siyasal ve sosyal duyarlılıklarını yansıtan coşkulu edebî metinler üreterek, gerekse önerdikleri reformları halkın değerleriyle uzlaştırmaya özen göstererek birkaç nesil üzerinde etkili olabilmişlerdir.

Bürokratik aydınlar, devlet görevlerinde çalışmayı tercih ederek, fırsat bulduklarında yapılacak reformlara danışmanlık etme yolunu tercih etmiştir. Sivil aydınlar, genellikle gazetecilik ve edebiyatı meslek olarak benimsemişler, devlet memuriyetinde oldukları zamanlarda düşüncelerini edebî ürünler ve gazete yazılarıyla halka ulaştırmaya önem vermişlerdir.

Bürokratik aydınlar kamu görevlerinde kalamadıkları durumlar da bürokrasiyle ilişki kurmanın bir yolunu bulmaya çalışmışlardır. Bürokratik aydınların devletten en uzak kaldıkları anlar, devleti bir darbeyle ele geçirme planları yaptıkları anlardır (Abdullah Cevdet, Ahmet Rıza).

Bürokratik aydınlar, siyasal dönüşüme öncelik verirken, sivil aydınlar toplumsal dönüşüme öncelik vermiştir. Bu fark İkincilerin halka daha yakın oldukları ve programlarında halkın dinsel ve geleneksel değerlerine daha fazla önem verdikleri anlamına gelmektedir. Yani Türk modernleşme tarihinde Batıcı ve devrimci fikirler daha çok bürokratik aydınlar tarafından savunulmuştur. Sivil aydınlar ise “muhafazakâr” ve “İslamcı” (Said Halim Paşa, Mehmet Akit ) İdeolojileri savunmuşlardır. Bu arada Türkçülük ideolojisini savunanlar, Bürokratik aydın ve sivil aydınların karması niteliğinde görülür. Ziya Gökalp’in “hars-medeniyet ayrımı” ile “Türkleşmek-İslâmlaşmak-Muasırlaşmak” şiarı, Türkçülerin muhafazakârlık ve devrimcilik arasında gidiş gelişlerinin iyi bir göstergesidir. Batıcı ve İslamcı aydınlar savundukları değerleri daha açık ortaya koyarken, Türkçü aydınlar fazlasıyla konjonktürel/pragmatist bir çizgide yürümüşlerdir.


Sayfa Sayısı
320
Baskı Tarihi
Aralık 2015
Yazılış Tarihi
2011
ISBN
978-605-171-161-4
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Alfa

"Bu kitap, 2003-2007 yılları arasında yaşanan ve kamu yönetiminde yeniden yapılanma projesi ekseninde dönen olayları, değişim sürecini, siyasî çıkarlar ve güç mücadelesi yapılırken ülkemizin geleceğinin nasıl göz ardı edildiğini hikâye ediyor. Bir bütün olarak başlatılan değişim programının bir parçası olan Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma Projesi'nin öyküsünü ve projenin yürütülmesi sırasında karşılaşılan olayların perde arkasını anlatıyor.

Ama Sayın Müsteşarım, reformun bütün özünü yok ettiniz

Projenin önemini ve kapsamını içselleştiren kamu görevlileri ise, bütün iyi niyetlerine rağmen, uzun yılların oluşturduğu alışkanlıkların veya geleneklerin etkisiyle kendi imtiyazlarını artıracak hükümleri araya sıkıştırmaya çalışıyorlardı.Her kanun tasarısı taslağında ya reformun özüne aykırı olarak yeni birimler kurulması ve ilave kadrolar verilmesi veya çalışanların özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik çabalar yeniden yapılanma ekibini yoruyor ve gereksiz tartışmalara sevk ediyordu. Bu durum için ilginç bir örnek “Gelir İdaresi Kanun Tasarısı” taslağıydı. Kurumun yönetici ve uzmanları yukarıda zikredilen pek çok dürtüden uzak ve iyi niyetle, teşkilatlarını yeni bir bakış açısı ve ülke sorunlarına cevap üretecek şekilde yeniden yapılandırmışlardı. Gerçekten takdire şayan bir çalışma olmuştu. Ancak taslakta idarenin çalışanlarının maaş, ek gösterge ve diğer imkânlarında iyileştirmeler de öngörülmüştü. Bu tür düzeltmeler, “Devlet Personel Rejimi” gözden geçirilirken ele alınacağı gerekçesi ile taslaktan çıkarıldığı zaman, taslağı sunan yöneticinin tepkisi kayda değerdi: “Ama Sayın Müsteşarım, reformun bütün özünü yok ettiniz.”