“Geleneksel İslâm’ın âlimleri Kur’an’ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur’an yorumcuları, ister Batı’da olsunlar ister Doğu’da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur’an metnindeki bir parçanın yegâne hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar.
Nereden nereye
14. yüzyıl alimleri Kur'an'ın değişik tefsirlerini bir zenginleşme sayarken, günümüz Müslümanları için Kur'an'ı farklı okuma tarzlarının varlığı bile katmerli bir rezalettir. Geleneksel lslam'ın alimleri Kur'an'ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur'an yorumcuları, ister Batı'da olsunlar ister Doğu'da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur'an metnindeki bir parçanın yegane hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar. Klasik çağın alimleri için görüş farklılığı, peygamberin bilinen bir sözü uyarınca, cemaat için bir nimet sayılırken, bugün bir çoklarınca kökü kurutulması gereken bir hastalık addediliyor.
“Geleneksel İslâm’ın âlimleri Kur’an’ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur’an yorumcuları, ister Batı’da olsunlar ister Doğu’da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur’an metnindeki bir parçanın yegâne hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar.
Müphemlik hoşgörüsü
Belli ki, birilerinin kendi norm ve değerlerinin münhasıran geçerlilik kazanması için dayatmadığı, birbiriyle bağdaştırılması zor olan normların ve değerlerin yan yana durabildiği toplumlar vardır, dahası, belli ki birbirine aykırı normların ve değerlerin bir ve aynı bireyde barış içinde yan yana barınması mümkündür. Böylesi toplumlarda insanlar hayatın belirsizlikleri ve çok anlamlılıkları karşısında daha rahattırlar, sorgulanamaz hakikatlere erişmek yerine, muhtemelin arayışı içinde olmaya razıdırlar. Çok anlamlılık bu toplumlarda daha fazla kabullenilmekle kalmaz, tersine, -mesela edebiyatta ve sanatlarda-, bilinçli olarak çok anlamlılıklar üretmekten büyük zevk alınır.
Bu fenomeni tasvir etmek için, psikolojiden gelen ve kültür bilimlerinde henüz hak ettiği yeri bulamamış olan müphemlik hoşgörüsü kavramına el atıyorum.
Thomas Bauer
Thomas Jürgen Bauer, (d. 27 Eylül 1961, Nürnberg) Arap dili ve edebiyatı, İslâmî çalışmalar alanlarında uzmanlaşmış Alman bilim insanıdır.
“Geleneksel İslâm’ın âlimleri Kur’an’ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur’an yorumcuları, ister Batı’da olsunlar ister Doğu’da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur’an metnindeki bir parçanın yegâne hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar.
“Geleneksel İslâm’ın âlimleri Kur’an’ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur’an yorumcuları, ister Batı’da olsunlar ister Doğu’da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur’an metnindeki bir parçanın yegâne hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar.
Doğu Bloku'nun çöküşünden sonra Batı'da İslam
"İslam", Doğu Bloku'nun çöküşünden sonra başarıyla onun yerine yeni düşman olarak ikame edildi ( 1 1 Eylül 200l'den çok önce oldu bu) . Ortaçağ'ın haçlı vaazlarından beri, Avrupa'daki imgesi hiç bir zaman bugünkü kadar kötü olmamıştı. Tabii ki, Bin Bir Gece romantizminin İslam imgesi, gerçeğe tekabül etmiyordu. Yine de gerçeğe, şu son on yıllarda oluşan karikatürden daha yakındır. Bu lslam karikatürünün kendini kabul ettirmesi, "İslam uzmanlarının" mucizevi çoğalışıyla beraber gelişti. Kitabevlerinin vitrinlerinde, tek bir Arapça harf okumayı bilmeyen ve İslam dünyasıyla temasları bir ara çıktıkları Tunus seyahatinden ibaret olan, yine de "lslam'ın özünü" bize açıklamaya kalkan yazarların kitapları üst üste yığılıdır.
Bu kitapta, Abdurrahim Karakoç, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Hikmet Ünalmış, Adnan Tekşen, Aykut Edibali, Cemil Meriç, D. Mehmed Doğan, Fahri Tuna, Emin Acar, Ercüment Özkan, Hasan Celal Güzel, Hasan Nail Canat, Hüsnü Aktaş, Kemal Kelleci, Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Mehmet Çağatay Özdemir, Mehmet Çetin, Mehmet Kurtoğlu, Mehmet Ragıp Karcı, Muaz Ergü, Muhsin Yazıcıoğlu, Musa Çağıl, Mustafa Aydın (Prof. Sosyolog Konya), Nabi Avcı, Necdet Subaşı, Necmettin Turinay, Neşet Ertaş, Nuri Pakdil, Ruhi Su, Sırrı Süreyya Önder, Şeyhim Antony Quin, Şükrü Karaca, Vehbi Başer hakkında yazılar yer alıyor.
Türkiye'de aydın olmak
Bir seçim yapmak özgürlüğü tanınmaz Türkiye'de aydınlara.
Her şey eşyanın kuşatıcılığı ve görünenin varlığı üzerinden değer kazanır.
Dergi çıkarsak hesapta olan sadece kâğıt ve matbaa masrafıdır.
Bir vakıf dernek kurmaya kalksak ilk önce bina ihtiyacı doğar bizde.
Ülke genelinde fikrî hakların, telifin, entelektüel kadronun eserlerde fikrî haklarının esamesi bile okunmaz. Kadrü kıymeti bilinmez.
Aydının harcadığı zaman ve enerji nasıl karşılanmalı? O birikime kavuşmak için yaptığı yatırımın bir semeresi olmalı mı?
Allah rızası yeterli mi bu savurganlık karşısında?
Türkiye'de "telif'"in hakkını ketmetmek için ortak bir karar alınmış gibidir. Aydın herkesçe bilinen bir sır içinde yaşar. Maişet motorunun nasıl döndüğü kimsenin umurunda değildir. Hiçbirimiz diğerinin ne yaşadığını, hangi ekonomik sıkıntılar içinde kıvrandığını bilmez, bilmek istemeyiz belki de. Bir araya gelince "vatan kurtarırız” entelektüel konularda görüş ve yorumlar yapar, kitaptan, sanat-edebiyattan konuşuruz. Kimsenin özel hayatına ilişkin bilgimiz yoktur. Çocukları ne âlemde ilgilenmeyiz. Bunları bilmenin bedelleri vardır. Yorucu, sorumluluk yükleyen görevler getirebilir bu ilgi. Kendimize açtığımız alanda bir başkasının haline yardımcı olacak güçte değiliz. Türkiye'de alacaklı olduğunu sanırken borçlu çıkarılmanın şaşkınlığına düşer her aydın.
Kalabalık senfoniden anlamaz. Tarih de kadın gibidir, çığlığa koşar.
Efsane söylediler ve uykuya daldılar, diyor Hayyam. Kiminden bir destan kaldı, kiminden bir mısra. Kimi çöldeki kum tepecikleri gibi darmadağın oldu rüzgârla. Bu tiyatronun dinleyicileri sağır. Sesini duyurmak istiyen nâra atacak. "Discours de la Methode" nâra, Aristo'nun tahtını deviren bir nâra, örümcek ağlarını yırtan bir nâra. Rousseau nâra, Saint- Simon nâra, Proudhon, Marx nâra. Kalabalık senfoniden anlamaz. Tarih de kadın gibidir, çığlığa koşar. Namık Kemal, gürleyen adam. O gök gürültüsünün arkasında yıldırım yok belki ama bütün Osmanlı ülkesinde yankılar uyandıran bir haykırış Kemal. Sesini kıssa, fitili küçülen bir petrol lambası kadar zavallılaşıverir. Önce çığlık atacaksın, sonra üç beş meraklı anlatacağın masalı dinlemeye koşacak. Masal uslu çocuklara anlatılır. Çığlık herkese hitap eder. Sürüye ve tarihe.
Bu kitapta, Abdurrahim Karakoç, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Hikmet Ünalmış, Adnan Tekşen, Aykut Edibali, Cemil Meriç, D. Mehmed Doğan, Fahri Tuna, Emin Acar, Ercüment Özkan, Hasan Celal Güzel, Hasan Nail Canat, Hüsnü Aktaş, Kemal Kelleci, Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Mehmet Çağatay Özdemir, Mehmet Çetin, Mehmet Kurtoğlu, Mehmet Ragıp Karcı, Muaz Ergü, Muhsin Yazıcıoğlu, Musa Çağıl, Mustafa Aydın (Prof. Sosyolog Konya), Nabi Avcı, Necdet Subaşı, Necmettin Turinay, Neşet Ertaş, Nuri Pakdil, Ruhi Su, Sırrı Süreyya Önder, Şeyhim Antony Quin, Şükrü Karaca, Vehbi Başer hakkında yazılar yer alıyor.
Suskunluk, çevremizdeki sis bombasıdır
Çalkantılı zamanlarda deniz feneri gibi ışık verenler görünmez: görünmelerini engelleyen bir sis ülkeyi sarmıştır. Herkes "ideolojilerin deli gömleğini” giyer çünkü. Bir aydın, yanımızda durmuyorsa bizden değildir ve söyledikleri kulaklarımıza girmez. "Beğenmediğini yoksay” anlayışı egemenliğini sürdürür Türkiye'de.
Mustafa Everdi
1957 yılında Niğde'nin Bor ilçesinde doğdu. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli illerde öğretmenlik yaptı. Öğretmenlikten ayrıldıktan sonra avukatlığa başladı. Yazıları Mavera, İslâm, Kelime, Dergâh, Varide dergileri ve Zaman gazetesinde yayınlandı. 21. Yüzyıl Yayınevini kurdu. Sahibi ve yayın koordinatörü olarak Dinazor mizah dergisini çıkardı. Roman, deneme ve inceleme alanında kitapları bulunmaktadır.
Bu kitapta, Abdurrahim Karakoç, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Hikmet Ünalmış, Adnan Tekşen, Aykut Edibali, Cemil Meriç, D. Mehmed Doğan, Fahri Tuna, Emin Acar, Ercüment Özkan, Hasan Celal Güzel, Hasan Nail Canat, Hüsnü Aktaş, Kemal Kelleci, Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Mehmet Çağatay Özdemir, Mehmet Çetin, Mehmet Kurtoğlu, Mehmet Ragıp Karcı, Muaz Ergü, Muhsin Yazıcıoğlu, Musa Çağıl, Mustafa Aydın (Prof. Sosyolog Konya), Nabi Avcı, Necdet Subaşı, Necmettin Turinay, Neşet Ertaş, Nuri Pakdil, Ruhi Su, Sırrı Süreyya Önder, Şeyhim Antony Quin, Şükrü Karaca, Vehbi Başer hakkında yazılar yer alıyor.