Atlas
Altas, istediği anda omuzlarında taşıdığı dünyayı kaldırıp atarak savuşup gidebileceği düşüncesini içinde taşıyabilirdi; ama bu düşünceden ötesine izin yoktu.
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
260
Baskı Tarihi
2002
Baskı Sayısı
0. Baskı
Mütercimi
M. Şayir
Sensiz, "Kendi"siz, Düşünüyorum..
Oturmuştum, senin çamurunu düşünüyordum. Yalnızlığımın alın yazısında, güneş ötesinin karanlığında, sabahın duvarının gölgesinde.. Yalnız, Allah'sız, sensiz, "kendi"siz!
Duvara iyice tutturulmamış bir ayna
Her insan içinde bir oda taşır. Hatta kulakla saptanabilir, bu. Diyelim gece vaktidir de dört bir yana sessizlik çökmüştür ve hızlı hızlı biri geçmektedir ilerken; kulak kabartıldı mı, örneğin duvara iyice tutturulmamış bir aynanın takırdadığı işitilecektir.
Yaşayan bir yerin varlığı
Don Kişot'un giriştiği en önemli işlerden biri, hatta yel değirmenleriyle savaşmasından da etkileyicisi, kendi canına kıymasıdır. Ölü Don Kişot, ölü Don Kişot'u öldürmek ister, ama bunun için ölü Don Kişot'ta yaşayan bir yerin varlığı gerekmektedir; işte bu yeri Don Kişot boşuna olduğu kadar sürekli arayıp durur. Böyle bir uğraş ardında iki ölü Don Kişot, bir daha birbirinden ayrılmayacak biçimde iç içe girerek, alabildiğine diri bir hacıyatmaz gibi zaman içinde yuvarlanıp gider.
Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
527
Baskı Tarihi
Eylül 2010
ISBN
978-605-5482-00-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
Ankara 2010
Mütercimi
Prof.Dr.Hicabi Kırlangıç - Prof.Dr.Derya Örs
Orijinal Adı
Hubut der Kevir
Birden elindeki elmayı uzattı ve gözleriyle benden onu dişlememi istedi. Fakat ben dudaklarımı daha sıkı kapattım. Yüreğimdeki dilsiz bir duygu diyordu ki an, büyük bir inkılâp anıdır. Bütün varlık olduğu yerde durmuş heyecanla bekliyordu. O, bir isyan alevi gibi karşımda dalgalanıyor ve sabırsız yakıyordu beni. Bense kalbinde korkunç bir volkanın patlamak için sabırsızlandığı dağ zirvesinin sakinliğine sahiptim. O her an daha kararlı ve saldırgan, ben her an daha tereddütlü ve ezgin. Günah duygusu.
Beşiğimin ipi
Uyku yolculuğundan dönmekte ve her gecenin ardından buluşma yerleri olan tan yerinin çağlayan pınarının yanında bir yaraya gelirler...Gün başlar.
Adamın epeydir uyanık olduğu ve sırf eşi yalnız kalabilsin, kendisi de eşiyle yalnız kalabilsin ve her biri diğeri olmadan birlikte olabilsin; bir aradayken birbirini anımsasın ve diğeri yokmuş gibi konuşsun, düşünsün ve hissetsin diye mahsustan gözlerini ve dudaklarını kapadığı ve uyuyormuş gibi yaptığı belli olan adam, gözleri eşinin gözlerinde, onun yarım kalan şarkısını sürdürür:
Sensiz, ben bu ülkenin renklerini yabancı görürüm
Sensiz, bu ülkenin renkleri incitir beni
Sensiz, bu sahranın ceylanları benim kızgın kurtlarımdır
Sensiz, dağar uyumakta olan çirkin ve kara devlerdir
Sensiz, yeryüzü beni öfkeyle içine bastıran pis ve tozlu bir kabristandır
Bulut benim topraktan mezarıma serilmiş beyaz bir kefendir
Ve beşiğimin ipini annemin elinden kapıp boynuma takmışlardır ve ipin ucu dağların ardında gece gündüz beni pusuda bekleyen halifenin elindedir.
Sensiz, benim masum ceylanımı yutan bir kurttur
Sensiz, bu ülkenin kuşları, korku gölgeleri ve bela ebabilleridir
Sensiz, tan yeri her sabah bir cenazenin ağzından dökülen nefret dolu gülümsemedir
Sensiz meltem kafamda uyumakta olan acıları her an uyandırır.
Sensiz, ben baharda ölürüm...
Cennetten kovulduk
Cennetten kovulduk, doğru; ama cennet ortadan kaldırılmadı. Cennetten kovuluş, bir bakıma mutluluktur; çünkü biz kovulmasaydık, cennetin yokedilmesi gerekecekti.
Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
527
Baskı Tarihi
Eylül 2010
ISBN
978-605-5482-00-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
Ankara 2010
Mütercimi
Prof.Dr.Hicabi Kırlangıç - Prof.Dr.Derya Örs
Orijinal Adı
Hubut der Kevir
Birden elindeki elmayı uzattı ve gözleriyle benden onu dişlememi istedi. Fakat ben dudaklarımı daha sıkı kapattım. Yüreğimdeki dilsiz bir duygu diyordu ki an, büyük bir inkılâp anıdır. Bütün varlık olduğu yerde durmuş heyecanla bekliyordu. O, bir isyan alevi gibi karşımda dalgalanıyor ve sabırsız yakıyordu beni. Bense kalbinde korkunç bir volkanın patlamak için sabırsızlandığı dağ zirvesinin sakinliğine sahiptim. O her an daha kararlı ve saldırgan, ben her an daha tereddütlü ve ezgin. Günah duygusu.
İnsan karaltısı
Gölgeyi takip ettim. Kalbim, beni her an patlayıverecekmiş hissine kaptıran bir korku ve ateşle göğüs kafesimde çarparken bir ayak sesi duydum. Nereden? Dağdan! Bunun ardından, çakıl taşlarıyla toprak parçalarının kısa uzun düşüşlerinin hışırtısı. Baştan ayağa "ızdıraplı bir bekleyiş" kesilmiş olan ben, birdenbire bir insan karaltısı gördüm. Evet, kolayca, kendinden emin, sakin bir halde dağdan aşağı doğru inen bir insan karaltısı. Sanki eğimi biraz keskin düz ve geniş bir yol üzerinde yürüyordu. Dalgaların üzerinde kayan bir kuş gibiydi adeta.