Türü
Roman
Sayfa Sayısı
272
Baskı Tarihi
kasım 2008
ISBN
978-975-263-850-1
Baskı Sayısı
0. Baskı
Editörü
Seval Akbıyık
El- Parmaklar- Eldiven
“Şu cümleyi düzeltelim mi önce. Haki’yi defnetmediniz. Sadece bedenini defnettiniz. Sizin de söylediğiniz gibi, ruhu cennette değil mi?”
“Çok haklısınız Dr. Mavi. Aslında bizim zorlandığımız şey de, bu ruh ve beden ayrımını Lila’ya nasıl anlatacağımız” dedi Lacivert.
Şimdi beni can kulağıyla dinlemelisin Eflatun. Aslında niye sadece Eflatun can kulağıyla dinlesin ki, hepiniz bana iyice kulak verin. Daha önce söyledim ya, hiç tanımadığınız Eflatun sizin seanslarınızın içindeydi, sizin hikâyelerinizin içine sızdı.
Dr. Mavi, odasının en sevdiği köşesinde duran kutunun yanına giderek kapağını açtı ve içinden bir çift eldiven çıkardı. Sağ tekini sağ eline giydi. Bunlar senin eldivenlerinde işte Eflatun. Sen gidince eldivenlerin kalmıştı geriye. Daha doğrusu, onları Mavi’ye vermiştin, hatırlıyorsun değil mi? Bak, eldivenlerinle ne yaptı Dr. Mavi. Aynısını sana da yapmıştı. Eldiveni taktığı elinin parmaklarını oynattı, masadaki bardağı tuttu, sonra bıraktı, ardından bir kalem aldı eline, bir şeyler yazdıktan sonra onu da masanın üzerine bıraktı.
Sen de bayılmıştın, Mavi’nin eldivenle ruh ve beden ilişkisini anlatışına öyle değil mi Eflatun? Sonra eldiveni sol eliyle sağ elinden çıkartıp masaya bırakıverdi. Eldiven masaya yığıldı. Sonra yine sağ elinin parmaklarını oynattı, tekrar bardağı tuttu ve masaya bıraktı, yine kalemi eline aldı, onu da bıraktı.
“İşte” dedi “Lila’ya böyle anlatabilirsiniz. Benim yaptığım gibi. Eldiven, insanın bedenini temsil ediyor. Parmaklar ise ruhunu. Ölürken, sol elimin yaptığı gibi bir melek gelir ve bedeni ruhtan ayırır. Bedenin yaşamı ruha bağlıdır. Eldivenin hareketlerinin, parmaklara bağlı olması gibi. Beden, eldiven gibi hareketsizleşir, cansızlaşır, yığılır kalır. Ama parmaklar canlılığını ve hareketinin devam ettirir.”
“Bu güzel bir benzetme. Ama Lila’yı Haki’nin bedeninin mezarın içinde olması da tedirgin ediyor. Bunu nasıl açıklayabiliriz ona?”
“Eldiven benzetmesini benim yaptığım gibi uygulayarak anlatın Lila’ya. Sonra eldivenleri alıp bahçeye inin. Küçük bir çukur kazın. Eldiveni çukura yerleştirin, üzerini toprakla örtün. Ve Lila’ya şunu sorun: Eldiven bu çukurun içinde üşür mü, aaa beni burada yalnız bıraktınız, bana ne olacak der mi?”
Bu benzetme ikisinin de hoşuna gitmişti. Hatta Turkuaz, bundan kendisininde yararlandığını söyledi. Çünkü mezarda olmak bazen onun da kafasını karıştırıyor, mezarın içinde yalnız kalırım, üzerim toprakla kapatılınca nefessiz kalırım diye tedirgin oluyordu kimi zaman. Hemen eve gidip bunu Lila’ya anlatacaklarını söylediler.
Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
384
Baskı Tarihi
2005
Yazılış Tarihi
1982
ISBN
975-00125-1-8
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Halil Açıkgöz
Bu kitabın yazarı aslında Halil Açıkgöz ancak altını çizdiğimiz tüm satırlar Cemil Meriç'e ait olduğundan yazarı Cemil Meriç olarak girdik.
Neden Altını Çizdim?
21 Nisan 1977 tarihinde söylenmiş bu sözler adeta kehanet gibi... ve ne kadar isabetli bir teşhis: ülkücülük de solculuk da Kemalist kaynaklı ve bu yüzden ikisi de müstebitlik çıkmazında...
Kafalardan istibdadı silmek gerek.
Türkiye'de gençlik iki kaynaklı. Biri tamamen karanlıktan geliyor. Ülkücüler. Ülkücü hareket tamamen haklı ve yerli. Bir nefis müdâfaası ve aksülamel. Korkum, bazı tahriklerin bu hareketi saptırmaları. Bunların hepsi fakir aile çocukları.
Diğerleri solcular. Her bir burjuva ve kapitalist çocuğu. Ülkücülere nispetle bir avantajları var, Batı'yı bilmeleri. Onlar da Şarklı, gördüklerini nasslaştırıyorlar hemen.
Aslında solculuk da, ülkücülük de Atatürkçülüğün devamı. İkisi de Kemalist kaynaklı. Kafalardan istibdadı silmek gerek.
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
614
Baskı Tarihi
Nisan 2004
ISBN
975-293-203-7
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Soner Yalçın'ın 2004'te yayımlanan romanıdır. 1875 yılında başlıyor hikâye ile bir ailenin köklerini araştırıyor, bunu yaparken de Türkiye’nin geçmişindeki gizleri ortaya çıkarıyor ister istemez. Çünkü bu ailenin de gizleri var.
Neden Altını Çizdim?
Bunlar geniş kitlelerce pek bilinmeyen bilgiler...
Türk milliyetçiliği fikrinin ilk ideologları
Osmanlı'nın "gizli başkenti" Selanik kaybedildi! Yahudi, Sabetayist ve Müslüman tebaanın, Osmanlı'dan başka gidecek vatanı yoktu! Tarihî koşullar bu üç unsuru dün nasıl İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde yan yana getirdi ise o gün de "Türkiye" kavramında buluşturmuştu !
Yeni vatan Türkiye'ydi...
Ve tüm bunlar "Türk ulusçuluğunun" doğmasına neden oldu!
"Türk ulusçuluğunun kilometre taşlarını kimlerin döşediğini" bilmemiz için araya girip minik bir not yazmak istiyorum:
Yukarıda adı geçen Yüzbaşı Konstantin Polkozic Borzecki,1849 Polonya ihtilali sonrası önce Paris'e sonra Osmanlı'ya sığındı. "Mustafa Celaleddin" adını aldı. Osmanlı ordusunda paşalığa kadar yükseldi.
1869'daLes Turcs Anciens et Modernes (Eski ve Yeni Türkler) kitabını yazdı. Bu çalışma, Osmanlı'da Türkçülük akımının başeserleri arasında yer aldı. Kitap, "Türklerin ve Hunların veya Moğolların ırk olarak akraba oldukları fikri yanlıştır. Türkler ve Avrupalılar büyük Touro-Aryan ırkının üyesidir" tezini ileri sürüyordu. "Doğu'da yalnızlaşmış Türklüğü Avrupa'yla birleştirmeyi" savunuyordu.
Başta Mustafa Kemal olmak üzere İttihatçı subaylar, Mustafa Celaleddin Paşa'nın bu kitabını ellerinden düşülmüyorlardı...
Bu yeni politikanın tarihsel dönemecini Babıâli Baskmı'yla başlatabiliriz.
Babıâli Baskını hem Osmanlı hem de İttihatçılar için dönüm noktası oldu. Bu sadece beş yıllık özgürlükçü ortamın bitmesi değildi, aynı zamanda İttihatçıların Rum, Ermeni, Arnavut, Arap örgütleriyle kurduğu işbirliğinin sona erdiğinin tarihiydi. "Osmanlıcılık" artık rafa kaldırılıyordu.
İttihatçılar artık yeni itttifaklar kuruyordu. Ya da daha önce kurdukları ittifakları, Osmanlı'nın devlet politikası haline getiriyorlardı !
Bu ittifakın temel tezi "Alman devlet anlayışından" alınmıştı:
ne pahasına olursa olsun devletin varlığı korunacaktı! Bunun yolu da "Türk ulusçuluğundan" ve dolasıyla "millî burjuvazi" oluşturmaktan geçiyordu.
"Millî iktisat" fikrini İttihatçılar arasında ortaya atanlardan birisi de Selanik Yahudisi Moiz Kohen'di. Siyonistlere karşı çıkıp, Yahudileri Osmanlı topraklarına çağıran ve Selanik kaybedildikten sonra İstanbul'a yerleşen Moiz Kohen, Yahudilerin esasta Türk ya da, Türk Yahudisi olarak kendilerini tanımlamaları fikrini savunuordu. Moiz Kohen o kadar "Türklüğe" inanıyordu ki, dinini değil ama adını "Tekinalp" olarak değiştirdi!
"Yahudilerin kendilerini Türk olarak tanımlaması" fikrini savunan sadece Moiz Kohen (Tekinalp) değildi; İzmir Yahudisi Selim Mizrahi gibi isimler de benzer görüşü yayan birçok yazı kaleme aldılar.
İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkında yaptığı araştırmalarla bilinen Feroz Ahmad, İttihatçıların ekonomideki Hıristiyan hegemonyayı yıkmak için, Türklerle birlikte Yahudileri de teşvik ettiğini, bu iki grubun yaratılmak istenen millî burjuvazinin temel unsuru olduğunu belirtiyor.
Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
124
Baskı Tarihi
Aralık 2007
ISBN
978-975-7462-40-8
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
İnandığımız, uğruna pek çok şeyi göze almadığımız 'dava'lar.
Birlikte yürünecek bir yol.
bizimle aynı duyguları, fikirleri paylaşan arkadaşlar.
Ancak onlarla var olabileceğimizi, hayatımızın bir mana kazanabileceğini düşünürüz. Ya Tahammül ya sefer, yakın geçmişimizde böyle düşünen insanların, nesillerin, nasıl biraraya geldiklerini, sonra nasıl dağıldıklarını, şahsiyetlerinden ve bulunmaları gereken yerlerden nasıl uzaklara sürüklendiklerini ele alıyor.
Bu insanların açmazlarını, acılarını dile getiriyor.
Münasebeti başlatan münasebetsiz resmiyet
İlhan'la güzel gözlü kız nihayet konuştular.Alçak sesle konuştular ve ister istemez bir münasebeti başlatan o münasebetsiz resmiyeti takındılar
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
438
Baskı Tarihi
Mayıs 2008
ISBN
978-975-9169-77-0
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Fahri Özdemir
"Bu çıkmazı aşmak için, bir zihin devrimine gerek vardır. Türkiye'de çağdaş ve özgürlükçü düşünce, kendisini yetmiş veya seksen yıldan beri cenderesine alan ipoteği atmalı, Türk modernleşmesinin tarihi eleştirel bir gözle yeniden değerlendirilmelidir."
Ancak bu kambur atıldıktan sonradır ki, Kemal Atatürk adındaki parıltılı ve trajik insan, gerçek boyutlarında ele alınabilir; Türkiye gibi toplumlarda yüzyılda bir yetişen bu büyük kabiliyet, olağanüstü ihtirasları ve olağanüstü hatalarıyla, tarihte ait olduğu yere konabilir."
Tek parti rejiminde din eğitimi politikası
1924'te medreselerin kapatılmasıyla, mesleki amaçlı din eğitimi devletin rersmi görevleri arasına katılmıştır. BU nedenle Maarif Vekaleti tarafından açılan 29 adet imam hatip okulundan sadece ikisi 1925-26 yılımda ayakta kalabilmişlerbunlarda 1930'da öğrencisizlikten kapatılmışlardır.
Medrese sisteminin üst düzeyini temsil eden Fatih ve Süleymaniye medereseleri 1924'te İstanbul Darülfünunnu bünyesindeki İlahiyat fakültesiyle birleştirilmiştir. 1924-25 ders yılında 284 talebesi olan bu fakülte 1933 üniversite reformu sonucunda yüksek islam Enstitüsüne çevrilmiş ertesi yıl sadece 20 öğrencisi kaldığından kapatılmıştır.
BU tarihten ilahiyat fakültesenin yeniden kurulduğu 1949 yılına kadar Türkiyede herhangi bir yasal bünyede İslam dini eğitimi verilmediği anlaşılıyor. Devlet tarafından kurulan din okulları kapatılmıştır;sivil okullarda da din eğitimi kaldırılmıştır; devlet okulları dışında din eğitimi verilmesi 1924 yılından itibaren suç haline getirilmiştir.. Ek olarak 1928'den itibaren eski yazıyla eğitim yaptrmak da yasaklanmıştır.
Günümüzde İslam dinin Türkiye'deki entellektüel kadrolarında tesbit edilen bazı zaafların kaynağını, o halde, İslam dinine özgü geleneklerden çok Cumhuriyet rejiminin eğitim politikalrında aramak daha doğru olacaktır. Cahil bıraktırılmış kişileri cahillikle suçlamak, herhalde adil bir yaklaşım sayılmaz
Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
102
Baskı Tarihi
2002
Baskı Sayısı
3. Baskı
Bu kitapta "toz", sözcüklerden bir sözcük, isimlerden bir isim değil. Toz töz demek, göz(iç ve dış) demek. Aşk, doğa, hayat ve dirim demek. Yazarın tam da yazmayı amaç edindiği türden öyküler bunlar: "Ben isterim ki; öykülerim okunduğunda insan ruhen yüceldiğini hissetsin!"
Toz
Sevilen sevdirmezse, seven sevemez. Hatırlıyor musun?
"Havva: "Hatırlıyorum ama..."
Duraksadı, sonra sürdürdü:
"Aslonan seven mi, sevilen mi ?"
"Aslolan elbette sevilendir" dedi ses.
Havva: "Senin hesapça öyle görünüyor, ama ben diyorum ki, sevende sevme yetisi bulunmadıkça, sevilen ne yapabilir, elinden ne gelir ?"
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
352
Baskı Tarihi
2007
Baskı Sayısı
2. Baskı
Editörü
Emine Eroğlu
"Bu kitap, üst üste binmiş arayışların kitabı.
Ben, Fatma Aliye'yi aradım.
Yaşadığı çağda, çağdaşlarından ve kendinden geriye kalan hayatlarda. O mümin bir alime olarak, muasır medeniyetlerde Osmanlı kadınına yer aradı.
Romanlar yazdı.
Makaleler yazdı.
Mesajı kaleminden önde koştu.
İmparatorluktan geri kalan, harflerden de çekilirken Fatma Aliye de kendi kaderine çekildi.
1926'dan , öldüğü tarih olan 1936'ya kadar evden kaçan kızını aradı.
Ulaşabildiği kızı değil, kızının tanassur edişinin hikayesi oldu.."
(Arka Kapak)
1895
Herkes ölümün tesellisini başka yerde arıyor.Adviye hanım usul usul ağlarken, henüz yeni evliyken, bir kuş kanadına dokunurmuş gibi saçlarına dokunduğunu hatırlıyor efendisinin. Ahmet Cevdet Paşa'nı kendisini hiç incitmemek, kırmamak için ne kadar gayret sarf etmiş olduğunu, ailelerine karışmış erkeklerin hal ve tavırlarındaki hoyratlık ile, her defasında yeniden keşfettiğini hatırlıyor. "Sünnete uygun yaşamak için evvela helalini incitmeyeceksin !" deyişini hatırlıyor. Cevdet Efendiyken de, Cevdet Paşayken de hiç değişmediğini hatırlıyor.
Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
163
Baskı Tarihi
ağustos 2008
Yazılış Tarihi
2008
ISBN
978-975-995-139-9
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
istanbul
Modern yaşam algımızın-yaşayışımızın ,adını koyamadığımız huzursuzluğumuzun nedenlerini bizlere hatırlatan, tanımı bizzat kendisi yapan müthiş hikaye.Lutfedip huzursuzluklarımıza merhem de yazıyor...
Tarih bunu yazmalı
Biz böyleyiz işte, ikinci el bir hayata evet demişiz. Varoluşçuluk, Sürrealizm, bugün için Postmodernizm hep öyle. Çıkara çıkara Türk Einstein'ini, Sivaslı Sindi'yi çıkarıyoruz. Gelişen şehrimizi "Doğu'nun Paris'i" ilan ediyoruz.Kendi varlığını, inancını, kültürünü, tarihini inkar eden, redd-i miras edenin sonu budur.Güven duygusu bir kez sarsılmaya görsün, bir daha zor yakalanır. Adam seni sollamış, arada yüzyıllık açık var. Bu açık cep telefonu ile kapanmaz. Bir orjinal adamımız, bir fikrimiz, dünyaya bir teklifimiz var mı ?
Türü
Şiir
Sayfa Sayısı
108
Baskı Tarihi
1989
ISBN
975-473-008-3
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Mustafa Ruhi
Neden Altını Çizdim?
nasıl kandırıldığımızın göstergesi gibi...
Kırlanmotor
-Aptal diyormuş bunların hepsi uydurma.İnanma sakın.Hepimizin gençken başına geldi bu.Ama hiç birimiz aldırmadık buna.Çünkü sonu fena:Motor bedava.Ama yedek parça kan pahası.Kaptırdın mı kuyruğunu,ha!
Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
384
Baskı Tarihi
2005
Yazılış Tarihi
1982
ISBN
975-00125-1-8
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Halil Açıkgöz
Bu kitabın yazarı aslında Halil Açıkgöz ancak altını çizdiğimiz tüm satırlar Cemil Meriç'e ait olduğundan yazarı Cemil Meriç olarak girdik.
Neden Altını Çizdim?
Cemil Meriç bugünü görseydi, hâlâ aynı şekilde düşünür müydü acaba?
İslam'da atâlet yoktur
Nurculuğu târihe ve îmâna bağlı kalmakla faydalı bir hareket olarak kabul ediyorum. Batı'ya karşı müdâfaanın içindeler. Fakat âtıl. İslam'da atâlet yoktur. Nurculuk bu tarafıyla İslam'a aykırıdır.