Kadin-Toplum
“Erkeksiz kadının efendice yaşaması gittikçe zorlaşıyor,” diye düşündü Günay. “Ne garip, sokağın, erkeğin iktidar sahasının demek istiyorum, bilincine varan kadın, küçücük yaşında yetim kalmış çocuğun paniğinin yaşıyor adeta! Çocukların yetimhaneye uğrayan her çocuk esirgemeciye, ‘anne!’ diye sarılmaları gibi, biz de erkeklere sarılıyoruz!”
Sahte Değerlerin Aynasını Kırmak
İçimizdeki değişik kültür marjinalliğini yaşayan kişiler kendilerini müslüman kılan değerlere özümsemek için yönelmek zorundadırlar. Eğer yönelme seçmesini (buradan seçmecilik anlaşılmalıdır) doğru yapabilirse müslümanları başarıya ulaştırabilir. Zaten meselenin asıl notası da burasıdır. S.129
İnsanlara, onların sahip oldukları metalara ve anlamlarına karşı zaafımız artmışsa, kendimizi buna göre ayarlamaya çalışıp anlarla bütünleşmeye gidiyor ve elverişli şartları da arayarak toplumun kutsal sadığı çeşitli normlara doğru meylediyorsak, kulu kulluğu seçiyoruz demektir. S.129
Tavırlarımızın toplum tavırları içinde yer alarak toplum değerleriyle paralel gitmesine göz yumar, kollektif bir yapı meydana getirmeye çalışır, bir çıkış yolu da aramazsak kaypaklık içimizde kökleşerek alışkanlık halini alır. S. 129
Beşerin sunduğu toplum değerlerini öne alarak şartlandırılmış fikirler sistemine talip olmuş, bunları idealleştirmiş, küfrün kutsal saydığı tiplere veya metalara (işadamı, politikacı, sanatçı, para, mülk....vs.) yanaşmalığı kabul etmiş ve “nass”lara sırt çevirmiş insanların Allah’tan yarlığanmayı beklemeleri ne kadar söz konusu olabilir. S.130
Kişilikli Olmak
Tutkular bir kez yürürlükte oldu mu artık kendini beğenmişlik, budalalık, acımasızlık, öfke birbiriyle atbaşı gider. Kanılar bu yarışın finişine göre gelişip sonuçlanmaya başlar. S.125
Yalnızca dıştan görünerek kabul edilen gerçek, asıl gerçek değildir. Asıl gerçeği görmek isteyenler, buna bilgilerini yükselterek ulaşabilirler. S.125
Bilgi kapıları, her farkediş noktasında biraz daha açılır. S.126
Değerli bir şey görüp ona öncelik tanımamak, değersiz bir şey görüp ondan uzaklaşmamak, yahut bunların yapılmasını sonraya bırakmak bilgisizliğin ve kişiliksizliğin açık bir belirtisidir. S.126
Gerçek kişilik bilgiyle ve insanın kendisiyle uğraşması sonucu elde edilir. Akının ve karasının başkasına gerek görmeden kendisi tarafından ortaya çıkarılması kişiye yüceltir. Böylelikle bencilliğin serkeşliği ayaklar altına alınır, erdemlilik şanı doğar. S.126
Hemen belirtelim ki, kişilikli olabilmek sağlam bir dimağa yararlı ve gerçek olan bilgi kaynağının elde edilmesine bağlıdır her şeyden önce. S.127
İçinde Bulunduğumuz An
Yaşanılan dünyadaki hayatlın anlamı, hiç de bize gösterdikleri gibi değildir. Hayat en azından geleceğe matuf bir şey olarak sunulamaz insanlara. Çünkü kaç dakika, kaç saat, kaç gün kaç ay ve aç sene yaşayacakları belli değildir insanların. S.121
Düşünmek, Anlamin Kapilarini Açmaktir
Düşüncelerin oluştuğu ve yön bulduğu ana kaynak insanın kendisi olmamakla birlikte, asıl hedef de insanın kendisi olmakla birlikte, asıl hedef de insanın kendisidir. İçinde yaşadığı keşmekeş ortamda bütün hesaplamalarını, çıkarsamalarını kendi öz yapısının kurulması için insanın kendisi üzerinde tutmaya çalışması bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, yaşadığı hayatın kendisi açısından anlamını ve önemini kavraması için son derece gereklidir. Ayrıca düşüncelerin yararlı olması isteniyorsa, düşüncelerin etkinliğinin ilk önce düşünenin kendisi üzerinde gerçekleşmesi bir ön koşul olarak da ele alınmalıdır. Denenmemiş, kişiler tarafından yaşanmamış ve buna rağmen söylenmiş düşünceler insanları hep havada tutarak sapkınlıklara düşürmüştür. İnsanın, kendisi üzerinde gerçekleşebilirliği olmayan düşünceleri sıralayıp sunması birçok tehlikeyi de beraberinde getirir. Çünkü insanlar kendilerine sunulan bu düşünceler içinden, kendilerini belli ölçülerde ve belli yerlere getirebilecek düşünceleri seçip yüklenirler. Yaşanılmadan sunulan düşüncelerin çoğu da, bir çıkar amacı taşıyarak çıkarılırlar ortaya. S.49
İletişim Araçlari
Öteden beri, birçok medeniyetlerle birlikte gelen ve yüzyıllarca devam eden açlık-yokluk, sefalet, azınlıkların despotça yönetimleri, sömürge toplumların bağımsızlık istekleri, bu isteklere karşı geliştirilen şiddet hareketleri, insan pazarları ve çocuk düşürme lehine yapılan gösteriler gibi gerçekler yalanın anası olmuştur. Kayıtsızlıklarla gittikçe canavarlaşan bu yalanın taşıyıcılığını da iletişim araçları üstlenmiştir. S.33
İletişim araçları yayıldıkları ülkelerde ya demokrasi, ya da milli bilinçle yola çıkmışlardır. Belli sınarlar içine kapatılan halk, iç ve dış dünyadan gelecek haberleri, bilgileri her şeyden önce isteyecek duruma sürüklenmiştir. S.34
Bizim gibi ülkelerde bu etkilenme daima insanların aleyhine gelişmiştir. Çünkü halk neyin ne olduğunu ayırt edebilecek düzeye daha gelmemiştir. S.35
Her iletişim aracı belli bir amacı üstlenmiştir. Ticari ve politik amaçlar başta yer alır, s.35
Yazarın Sorumluluğu
Şimdi sorabiliriz: Eğer yazarlar böylesi ortamlarda soysuzluğa karşı erdemi ayakta tutmak için ortaya çıkıyorlarsa, nerededir onların sorumluluk ürünleri? İçinde yaşanılan bu yabancılaşma ortamında övgülerden bıkmış, heyecanın sömürülmesinden usanmış, zihnini olur olmaz şeylerden arındırmak isteyen bir ketle tüm gerçekliğiyle ortada durmaktadır. S.29
Şu günlerde, müslüman yazarlar arasında oluşturulacak beraberlikle giderilecek kopukluk, düşünen, seviyeli, soylu ve verimli kafaları harekete geçirebilecek niteliğini hala korumaktadır. S.30-31
Bugün bir araya gelmekten, ortak bir eyleme girmekten kaçınan yazarlar neyi düşünüyorlar acaba? Kendi yetersizliklerini mi? Müslümanların aydınlığa ulaşması iradi bir değişim geçermiş ilinmen bir topluluğun ortaya çıkacağını mı? Müslümanların kendiliklerinden bilinçleşeceğini mi? Yoksa yönetenlerin, hakim odakların insafa geleceğinin mi? Neler düşünüyorlarsa artık ifade etmelidirler. Zorlamalıdır Müslüman yazarlar kendilerini. S.31
Kölelik zincirini elinde taşıyan, efendi arayan adamlar beraberlikten hhep kaçınmışlardır. Oysa müslümanın inancı birleştirmeyi gerektirir. S.32
Şehir, Sermaye, Hürriyet... Ve Halas
Şehir, sermaye ve hürriyet... Toplum hayatının bütününe egemen olan bu dayanaklar ep “iğri” bir hareket oluşturmuşlardır. Öyle ki, kendilerini kutsal gören ve kendileriyle sürekli temasa geçmiş olan insanları baygın, şaşkın bir duruma getirip sersemletmiş ve sonunda bütün verimli yanlarını “iğdiş” etmişlerdir kendilerini bu değerlere göre alçaltıp yükselten (ihtikar eden), kendilerine bir yer edinmeye çalışan günümüz müslümanları hem kendilerini, hem de sahip olmaları gereken soylu çıkışları köreltmişler; bir takım eylemleri de ayinleştirip sistemleştirerek fişlere gömmüşlerdir. S.85
Ehlileşmek, Ehlileştirmek
Meydana gelen her değişim batı insanının sanat hayatını, iktisadi hayatını, dini hayatını temelden sarsmıştır. Değişmelere bağlı olarak yürüyen fikir hayatı da yeni boyutlar almış, fikirler icatçı iradelerle toplanmıştır. Avrupa insanı, gelişmelerin niteliğini ve boyutlarının ne olduğunu daha anlamadan icatlara bağlı olarak değişip gelişen çevrelere uyma hazırlığına girişmiştir. Bu hazırlık ve girişim, en gelişmiş tanımını Nietzche’de bulan iki tür ahlak biçimini çıkarmıştır ortaya: “Efendi ahlakı” ile “köle ahlakı.” S.74
Sanayileşmiş Batı dünyasının insanları, aşağı görme kompleksinin yanı sıra, ileriyi görememe eksikliğinin izlerini de taşımışlardır. S.76
....Efendi ahlakı ile köle ahlakı, hem açıktan açığa hem de gizliden gizliye taraftarlarını bularak insanların ruhlarında yaşamasını devam ettirmiştir. S.77
Toplumun Ayriliği
Kişilerin, ailelerin, kabilelerin ve milletlerin aralarında ortak bir amaç için birleşiyor olmalarından söz etmek –ki bu amaç yalnızca insanları kurtuluşa iletmektir. – doğrudan doğruya abesle iştigal etmek olur. Çünkü kişiler, aileler, kabileler ve milletler ardı ardına gelen bölünmeler ve parçalanmalarla hırsın, tamahın içine gömülmüşler; İlahi olandan yüz çevirmişlerdir. Bununla da kalmayıp kutsal olan ne varsa yok saymışlar, kendilerini her şeyin hak bilircisi olarak görmeye başlamışlardır. S.59
Başkaları olan, tektipleşmemiş kişi seçkinliğin aydınlığına girmeye çalışandır. O, aydınlığa girdiğinde elde ettiğini kendi heva ve heveslerine göre tasarruf etmez, edemez. Uymak zorunda olduğu kıstasları, toplumun akli olarak elde ettiği her değerin üstündedir. Meğer ki, toplum bir kollektif değeri en üstün ilan etmiş olsun. Ne kıymette olursa bir toplumun en üstün saydığı şey onun kulluk değerleri üstüne çıkamaz. S.61