Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.

Millet

Hiç şüphesiz milli camiamızın hudutları, siyasi coğrafya hudutlarımızdan ibaret değildir. Büyük bir milletin çocukları olmak gururunu toprağın üstündeki itibari bir çizginin kuşağıyla boğamayız. Bir milletin tarihi, coğrafyasının içine hapsedilemez, öyle olsaydı mekteplerde okuttuğumuz tarihi yeni baştan yazmamız lazım gelirdi. Türk milleti Sultan Osman’dan çok önce doğdu ve koskoca Osmanlı imparatorluğunun hudutları bile onun millî hudutlarını kuşatacak bir genişlikten mahrum kaldı.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.

Millet

Hukuki ve siyasi manasıyla millet, coğrafya hudutları müşterek, resmi lisanı ve kanunları müşterek, sayısı fetihlere çoğalıp yabancı devletlere arazi terkiyle azalan,tebaa dediğimiz insanların yekûnudur. Sosyolojik manasıyla millet yalnız tabiiyet ifade etmez. Milletin fertleri arasında, aynı coğrafya hudutlarının, aynı lisanın ve aynı kanunların vücuda getirdiği mekanik ve statik vahdetten fazla olarak, uzvî mükemmellikte bir bütünün, parçalarına sarî ve cemiyet müesseselerini doğuran bütün harsî vasıflarının da müşterek olması lazımdır. Birinci manasıyla, coğrafi hudutlar içinde yaşayan halk ve yalnız bu halk, millettir; ikinci manasıyla, bir milletin coğrafi hudutları dışında yaşayan ve yabancı bir devletin tâbiiyeti altında bulunan fertleri de milli camiaya dahildir.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.

Safdiller - İptidailer

Dünyanın hiçbir lisanı Dil Kurumunun istediği kadar saf olamamıştır. Saf dillere, safdillerde ve pek iptidaî kavimlerde rastlıyoruz.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.

Muarızına Hak Vermek

Herhangi bir meselede tek cepheli bir bakışın bizi içine soktuğu yarım bir hakikat planı içinde mahpus kalmamak için, zıt görüşleri kuşatan ve ikisini de aşan bir terkibe yükselmeliyiz. Fakat bu terkip üstünde de fazla durmaya gelmez, çünkü onun da bir zıddı vardır.Böylece, hakikate susamış bir zekâ, tahlilden tahlile ve terkipten terkibe koşa koşa ona biraz daha yaklaşır.Düşünce yapısının içi içe,girift ve diyalektik tezat planları üstüne kurulu olması, tek cepheli görüşlerin basit ve hatalı olmasını zaruri kılar. Her davanın ve her münakaşanın başında bu kanunu bilen samimi fikir adamı, ancak muarızına hak verdikten sonra onu aşacağından emindir.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
540
ISBN
978-975-802-04-92
Baskı Sayısı
2. Baskı
Yayın Evi
Güncel Yayıncılık
Mütercimi
İsmail Yerguz
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amazonya'ya yerleşen 84 yaşındaki Elgar Grosrouvre, matematik fakültesinden eski arkadaşı ve Paris'te sahaflık yapan tekerlekli sandalye mahkumu Pierre Ruche'e çok değerli bir matematik kitapları kolleksiyonunu gönderdikten sonra evinde çıkan bir yangında ölür. Elgar, Pierre'e yazdığı mektuplarda ünlü matematikçi Fermat ve Goldbach'ın teoremlerini tanıtladığını yazmaktadır. Yangından kurtulan Elgar'ın papağanı "Nofutur", değerli kuş kaçakçılarının sayesinde Paris'e, Pierre'nin safah dükkanı "Binbir Sayfa"ya rastlantı sonucu ulaşır.

Eflatun'un Matematikçi Tanımı

Sahneyi uzaktan izleyen Mösyö Ruche Platon’un “ bir kafesteki parlak tüylü kuşları yakalayan bir kuşçu” sözlerini hatırladı. Matematikçiyi böyle tanımlıyordu Platon!

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
540
ISBN
978-975-802-04-92
Baskı Sayısı
2. Baskı
Yayın Evi
Güncel Yayıncılık
Mütercimi
İsmail Yerguz
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amazonya'ya yerleşen 84 yaşındaki Elgar Grosrouvre, matematik fakültesinden eski arkadaşı ve Paris'te sahaflık yapan tekerlekli sandalye mahkumu Pierre Ruche'e çok değerli bir matematik kitapları kolleksiyonunu gönderdikten sonra evinde çıkan bir yangında ölür. Elgar, Pierre'e yazdığı mektuplarda ünlü matematikçi Fermat ve Goldbach'ın teoremlerini tanıtladığını yazmaktadır. Yangından kurtulan Elgar'ın papağanı "Nofutur", değerli kuş kaçakçılarının sayesinde Paris'e, Pierre'nin safah dükkanı "Binbir Sayfa"ya rastlantı sonucu ulaşır.

Bilim Metodu

Ne birinin piramidi, ne öbürünün kuyusu ne de üçüncüsünün aletleri gereklidir bilimsel gerçeğin oturtulması için, tanıtlamaların kesinliğini de güçlendiremez bunlar. Hayal gücünü etkilemek ve “bu gerçek bizi niçin ilgilendiriyor?” sorusuna cevap vermekten ibarettir bunların işlevleri. İnsanları inandırmak için güzel hikayelerle süslemek gerekir bilimin gerçeklerini. Burada mitin işlevi gerçekle rekabet etmek değil, insanların, önem verdikleri ve kendilerine düşler kurduran şeylerle yakınlık kurmalarını sağlamaktır.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.

Nazır-Bakan

Osmanlı İmparatorluğunda vekillere “Nâzır” derlerdi. Şimdi bu kelime yabancı memleket vekilleri için kullanılıyor. Arapça “Nazır” hem bir işe nezaret eden ve onu idare eden, hem de bir yere bakan mânâsındadır. Uydurmacılar, Nâzır kelimesinin birinci mânâsını bırakıp maddi mânâsını almışlar. “Bakan” deyip çıkmışlardı. Türkçede “bir işe bakmak” tâbiri vardır. Tek başına bakmak bu mânâya gelmez ../ ../ Bir kelime tam mânâsında kullanılmadığı zaman, halis Türkçe bile olsa, gençlik onu anlamıyor ve nece olduğunu soruyor. Yukarıdaki suallerde görülen “Bakan” gibi. Kelimeyi (Nazır mânâsında) öldüren de bu mânâsızlığıdır. Canı cehenneme!

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı

Gerçekler

Bir milyondan fazla yüksekokul öğrencimiz var, eğittiğimiz yalan;yüzbinlerce camimiz var, Müslüman olduğumuz yalan; milyonlarca liralık matbaalarımız var, gazeteciliğimiz yalan;hükümetimiz var, iktidar olduğumuz yalan; Türkçe konuşuruz, birbirimizi anladığımız yalan; metrelik cetvelimiz var, yüz santim olduğu yalan; kilogram kullanırız, bin gramı doğru tartabildiğimiz yalan; dünyanın en eski uluslarındanız, tarihimiz yalan; NATO'nun en büyüğü ordumuz var, ülkemizi savunabileceğimiz yalan; Cumhuriyetiz, demokrat olduğumuz yalan; konukseverliğimiz ünlüdür, birbirimizi sevdiğimiz yalan...

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.

İstikamet Meselesi

Şöyle bir faraziye kuralım: İnkılâbın ilk günlerinde, “Baloya gitmek için frak mı giymek doğrudur, yoksa milli an’aneye uygun yeni bir esvap mı?”diye abes bir münakaşa çıksaydı, frak taraftarlarıyla , millî esvab taraftarları ikiye ayrılsalardı, bu gülünç ihtilâf dallanıp budaklansaydı, komisyonlar kurulsaydı, birçok terziler yarı şalvar, yarı smokin bir acayip elbise icat etmeğe kalksalardı, balolarda bunu göyenler kahkaha bombardımanlarıyla karşılansalardı, o sırada bir muharrir çıkıp da: - Efendiler! Yıllardan beri süren bu münakaşayı bırakalım. Biz garb milletleri ailesine giriyoruz, onlar baloda ne giyiyorsa biz de onu giyeceğiz. Münakaşaya lüzum yok.. Bu meselenin nazarî olarak halli beş dakikalık bir iştir. Selim bir muhakeme elverir. Şu yarı şalvar, yarı smokin, apukurya esvabını bırakınız. Maskara oluyoruz. Bunun bir tek ve kolay hâl çaresi vardır. Frak ve smokini kabul etmek. Bütün medenî dünyada âdet budur! Dese, İnkılâbımızın bugünkü prensiplerine göre bu adam haklı olur mu, olmaz mı? Olur! Çünkü bugün maskesiz balolarda hepimiz frak veya smokin giyiyoruz ve hepimiz bunun garb milletleri arasında müşterek bir muaşeret sisteminin zarurî icabı olduğunu kabul ediyoruz. Çok şükür, kılık bahsinde böyle gülünç bir münakaşa ne oldu, ne de oluyor.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.

Terim Rezaletinin Esbabı

Terim rezaletinin sebepleri şunlardır: 1.Türk Maarifi bir sistemden mahrum olduğu için ıstılah meselesini de hangi prensiplere göre halledeceğini şaşırmıştır. Eğer terimler öztürkçe olacaksa bütün o “organiklere” “kozmogonilere” lüzum ne?Yunanca ve Latince olacaksa o “yaşalabetim”, “tüney iki açı”, “dolaykutupsal” maskaralıkları ne? 2.Uydurulan ıstılahların çoğunda kökler bile halk dilinden alınmış olmadığı için, “negbileyli dengilem sistemi” gibi kelimeler ve terkipler, deli saçması intibaı veriyor ve kepazelik derecesinde gülünç oluyor. 3.Aynı kökten gelen iki yabancı ıstılahın Türkçeleri arasında aynı prensibe sadık kalınmamış: Observation, gözleme diye tercüme edilmiş; rasathane manasına gelen “observatiore”a bu prensibe göre, “gözleme yeri” demek lazımken bu kelime observatuar olarak bırakılmış! 4.Ana diliyle mekteb, hayat diliyle mekteb, kültür diliyle mekteb arasında hiçbir alâka aranmamış: Ana dilinde “gözleme” bir tatlının adıdır; hayat ve ilim dilinde observation, rasad, tarassud, müşahede ve tetkik mânâsına gelir. Hiçbir ana, hiçbir baba, hiçbir kardeş, hiçbir amca, hiçbir gazete, hiçbir mecmua, hiçbir konferansçı, hiçbir resmî tebliğ, hiçbir hükümet tezkeresi, hiçbir rapor rasad veya müşahede yerine “gözleme” kelimesini kullanmıyor. Ana, halk, hayat, kültür, devlet dilinde kullanılmayan binlerce ıstılah, çocuğun kafasına nasıl girer, girerse nasıl yerleşir, yerleşirse mektebinden çıkan çocuk muhitinin dilinden ne anlar, anlamazsa bu işe yaramayan uydurma ıstılahların yerine ne konur, bir şey konamazsa çocukta kültürden ne eser kalır? 5.Yalnız hayatla mektep değil, mekteple mekteb arasında da ıstılah vahdeti yok:Çocuk lisede uydurma terimler öğreniyor, üniversiteye gidince, karşısına ya Latince ıstılahlar çıkıyor (Tıb Fakültesi), yahut da Arapça, Acemce, Latince, Yunanca, Fransızca, Türkçe karışık bir ıstılah apukuryası çıkıyor (edebiyat ve felsefe).