Türü
Roman
Sayfa Sayısı
400
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
Iktisad
Büyük Harbi doğuran ihtilaf , sadece Avrupa milletleri arasında müstemleke paylaşmak için zuhur etmiş bir ihtilaf değildir.Avrupa milletleri yalnız şarkı paylaşmak için zuhur etmiş bir ihtilaf değildir.Avrupa milletleri yalnız şarkı paylaşmak için silaha sarılmamışlardır.Böyle bir iddia , Avrupa’nın siyasi tarihine göy yummak olur.Almanya’nın Alzas Loren üzerindeki iddiasında yalnız iktisadî değil , siyasî, içtimaî, dinî, millî, ırkî, birçok âmiller vardır.Gene eski münakaşaya döneceksin: Diyeceksin ki , her işin başı iktisadîdir.Yani her davayı işkembenin kaba iştahlarına irca edeceksin;bense bu ehemmiyetli tabiat âmilini hiçbir zaman inkar etmemekle beraber, onun yanında biraz evvel saydığım diğer tesirleri de - aynı derecede - ehemmiyetle nazarı itibara almak isteyeceğim.Sence bu tesirler merdivendir ki ilk basamağı insanın sevki tabiisi, menfaati, toprakla münasebeti,istihsal fonksiyonu, hulâsa iktisadî faaliyetidir;bence bu tesirler aşağıdan yukarıya , şakulî bir tarzda değil, ufkî bir çizgi üstünde, bir sıraya dizilidir.Bu tesirler birbirinden evvel ve birbirinden üstün olamaz.Bu evveliyet fikri , her şeyi milliyet münasebetleri içinde idrake mahkum , dar ve mahdut aklımızın bir aldanışıdır.İnsanın insanlığı, hayvanlığından daha mı azdır?Kafası işkembesinden daha mı sefildir?Menfaatinden başka mülahazası , itikadı yok mudur?Varsa da bu menfaatinden doğma iğreti bir ihtiras mıdır?Hayır! Senin nazariyen görünüşte insani olduğu halde insana ve insanlığa hakarettir.İşkembe müdaafası yalnız cahil ve masum halk tabakalarını kandırabilir ve onları neticesiz bir ihtilal kanına boyar.Çünkü dava bundan ibaret değildir.Seninle şu noktada beraberim: Türk milleti ve bütün mazlum Asya kavimleri, Avrupa emperyalizmine karşı ayaklanmalıdırlar.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
400
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
Merak
Fakat merak basit bir duygu mudur?İçine anlamak ihtiyacından başka arzular karışmaz mı? Merak saikasıyla tasarruf etmek istediğimiz şey yalnız hakikat mıdır?
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
400
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
400
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
Soğuk, Açlık, Sefalet , Tasvir
Soğuklarda,kulakların kenarına cımbız,çeneye kerpeten gibi yapışan,kürek kemiklerine kulunç.yüreğe baygınlık,mideye bulantı,bele ürperme,dizkapaklara tekme ve ruha başdöndürücü bir sersemlik halinde vuran sefaletin ölümü arattığı,fakat ekmek gibi onu da ele geçmez bir nimet haline soktuğu günler;her biri unutulmaz anlarıyla ve sahneleriyle,kimi berrak, kimi de silik ve yarımyamalak,bazıları çarçabuk ve bazıları da ağır,teker teker gözlerinin önünden geçtiler.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
139
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-02-30
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir.
Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.
Şark-Garb
Neriman düşündü ve bir anda şarklıların kedileri garplıların köpekleri niçin bu kadar sevdiğini anladı. Hıristiyan evlerinde köpek ve Müslüman evlerinde kedi bolluğu şundandı: Şarklılar kediye, garplılar köpeğe benziyorlar! Kedi yer, içer, yatar, uyur, doğurur; hayatı hep minder üstünde ve rüya içinde geçer; gözleri bazı uyanıkken bile rüya görüyormuş gibidir; lâpacı, tenbel ve hayalperest mahlûk, çalışmayı hiç sevmez. Köpek diri, çevik, atılgandır. İşe yarar; birçok işlere yarar. Uyurken bile uyanıktır. En küçük sesleri bile duyar, sıçrar, bağırır.
Şark ve garbı temsil eden bu iki remiz, Neriman’ın zihninde iki zıt âlemi o kadar müşahhas bir hale getirdi ki epey zamandan beri kendi kendine halletmeye çalıştığı muammaların birçok anahtarlarını bulur gibi oluyordu; büyük bir kültürü olmayan Neriman, ancak bu basit remizlerin zıddiyetleri arasında mukayeseler yaparak, kendine göre bazı fikirlere daha sahip olmaya başlamıştı.
Hemen bu fikrini babasına söylemek istedi ve alacağı cevabı merak etti. Fakat babasıyla hiç buna benzer mevzularda konuşmamış, ona hiçbir mulahazasını, fikrini açmamıştı. Zekâsının bakir ve mahrem bir tarafını göstermek isterken babasının karşısında soyunacakmış gibi utanıyordu. Fakat soracağı şey, epey zamandan beri, babasıyla kendisi arasında çıkan ve henüz hiç münakaşa edilmeyen hayatî meselelerle karıştığı için ehemmiyetliydi.
Epeyce tereddütten sonra nihayet söyledi:
-Bakın, dedi, Gülter de uyuyor, Sarman da.
Faiz Bey başını kitaptan kaldırdı ve gözlüğünün üstünden kızına baktı. Bu sözlerin bir mukaddime olduğunu anlamayarak tekrar gözlerini kitaba indirirken, Neriman söylemek istediği şeyleri unutmaktan korkarak hem de neticeyi çabuk almak isteyerek, sinirli bir acele ile anlattı:
-Sadece onlar uyumuyorlar, bütün Fatih uykuda. Ne düşündüm bilir misiniz?
Neriman, mütalâasını beyan etmek sırası gelince biraz kızardı ve Faiz Bey’in alâkası arttı.
-Ne düşündüm bilir misiniz? Bütün bu semt, müslümanlar...
Biraz düşünerek kelimeyi buldu:
-Bütün Şark kedilere benziyor...
Bu mülâhaza Faiz Bey’i güldürmüştü. Takdirle ihtihzadan hangisine maruz kaldığını anlamayan Neriman şaşırdı ve büsbütün kızararak cesaretle devam etti:
-Garp da köpeklere benziyor.
Durdu. Söylenecek fazla bir şey bulamıyordu. Halbuki pek çok şeyler düşünmüştü. İzah etmek lâzım. Gene şaşırdı. Faiz Bey’in bir suali bu izahı istedi:
-Ne gibi?
Faiz Bey gözlüğünün üzerinden kızına hiç inhiraf etmeyen bir dikkatle bakıyordu. Ömründe ilk defadır ki Neriman’dan bir mütalâa dinliyordu.
Neriman devam etti:
- Şark da işte böyle miskin, uykucu, lâpacı... Bakın şimdi her taraf uyuyor.Birşimdi Beyoğlu’na çıkın... Ortalık mahşer gibi... Herkes ayakta, uyanık...
Faiz Bey hafif bir acılık ilâve olan tebessümüyle başını salladı. Aylardan beri kızının zihnini işgal eden bu meseleyi seziyordu. İşte bu gece, keyfiyet ap-aşikâr meydana çıkıyordu. Hayret etmedi ve bu mevzuda kendisine söz söylemek fırsatı çıktığı için memnun oldu, aceleye lüzum görmedi ve kızının bütün fikirlerini anlamak için sordu:
-Garplılar niçin köpeğe benziyorlar?
-Çünkü onlar daima uyanık, uyurken bile uyanık... Çalışıyorlar, kazanıyorlar, iyi yaşıyorlar.
Faiz Bey bir daha güldü; lâtifeci şahsiyetini ihtiyar yüzünün vakarında gizleyerek sordu:
-Şimdi bu Satman fena mı yaşıyor? Bak senin kucağında mışıl mışıl uyuyor.
Neriman da güldü:
-Ama biz olmasak açlıktan geberir.
-Köpekler de sahipleri olmasa açlıktan ölmezler mi?
Kızını daha fazla üzmek istemeyen Faiz Bey ciddîleşti ve müstehzî suallerinin cevabını beklemeyerek söyledi:
-Güzel bulmuşsun, dedi, filhakika şarklılar kedileri, şarklılar da köpekleri bunun için severler; şarklı tenbel, garplı da çalışkandır. Fakat gel seninle bu muammayı birlikte halledelim. Acaba her oturan adam tenbel, her koşan adam çalışkan mıdır?
Neriman’a baktı ve cevap vermesini beklemeden devam etti:
-Kimi adam vardır ki sabahtan akşama kadar oturur ve düşünür. Onun bir hazine-i efkârı vardır, yani fikir cihetinden zengindir; kimi adam da vardır ki sabahtan akşama kadar ayak üstü çalışır, mesela bir rençber, fakat yaptığı iş dört tuğlayı üstüste koymaktan ibarettir. Evvelki insan tenbel görünür velâkin çalışkandır, diğer insan çalışkan görünür velâkin yaptığı sudandır. Zira birisi maneviyat ile, zihin gayretiyle yapılan iştir; öbürü vücut ile, bedenle yapılan iştir. Maneviyat daima daha âlidir, vücut sefildir. Yapılan işlerin farkı da bundandır.
Öcalan
"Araplar ne diyor?
Türkiye'nin yanı sıra ısrarla ona siyasi sığınma hakkı tanımayı reddeden bütün Avrupa Birliği ülkeleri adına İsrail ve ABD Abdullah Öcalan'ın izini neden sürdü?
(...) Çağdaş tarih bize, Batı'nın ancak Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'yi yenerek, Osmanlı İmparatorluğu'nu kötü imajlı Sevr Anlaşması'na göre parçaldıktan sonra, Batı da Türkiye'yi yöneterek İslam ümmetinden koparması için Mustafa Kemal Atatürk'e destek verdikten sonra Ortadoğu'daki Müslümanların yurtlarından üstünlük ve egemenliğini yeniden kazanabilmiştir. Batı, Atatürk'ü, Arap bölgesinin paylaşılmasına ve Fransız ve İngiliz sömürgeciler arasında yağma haline dönüşmesine yardımcı olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu vilaşetlerinin bir tasfiyecisi olarak başa getirdi. İşte bu, Haçlı Savaşları'nın torunlarına, Birinci Haçlı Seferi'nde kendilerini kesin yenilgilere uğratan Hattin Savaşı kahramanı ve Kudüs'ün kurtarıcısı komutan selaheddin'den öç alma fırsatı veren tarihi bir andı. Salahaddin'in torunları Müslüman Kürtlerden intikam alınması, ilan edilmeyen ancak özanla ve şiddetle uygulanan cehennem planlarının arasında yer almaktaydı. Bu plan ülkelerinin, güneydoğusu haline getirilmesiydi."
Av Olma Duygusu
"1970 yılında DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) üyesi olarak siyasete atılan Öcalan, 1971 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fatültesi'ne kayıt yaptırmış. Bu yıllarda THKP-C örgütüyle ilgilenmiş. Nisan 1792 tarihinde bildiri dağtırkan yakalanmış ve 7 ay Mamak Askeri Cezaevi'nde tutuklu kalmış. Tutukluluk yıllarında zaman zaman polis muhbiri olarak kullanılmak istenmiş. Bu nedenle de içeriden çıkartılmasında "devlet" çokça yardımcı olmuş......."
En Barbarın Gürültüsü
".... Amerika PKK terörü sırasında özel sektörünün silah satışlarıyla Türkiye'den önemli bir ekonomik kazanç elde etti. Barzani ve Talabani'i Türkiye'yle buluşturdu. Irak, Suriye, İran denetimini sağladı. Öcalan da bu oyunda Türkiye'nin ayağındaki pranga olarak kullanıldı. Ama o bunu göremedi.
Öcalan Bir Özal'ı Anladı. Ama Yanlış Anladı
"..... Öcalan'ın Özal sevgisi Kürt kartının Amerikan destekli versiyonundan kaynaklanıyor olsa gerek. Hem o dönem Özal'ı sorunun çözümünde etkin bir rol aynayacak kişi olarak değerlendiren Türk aydınlarının önemli bir bölümü, hem de Öcalan, Özal'ın bu konudaki iki taraflı oyununu görememişlerdir. Özal bütün iktidarı boyunca Kürt sorununun silahlı çözümünden yana olmuş, buna yatırım yapmıştır. ...... Turgut Özal silah pazarı haline dönüşen Türkiye'de Amerikan politikalarının gelmiş geçmiş en etkin savunucusu olarak bu baskılardan etkilenmiştir. Bundan kendisinin Amerika destekli yeni bir Türk-İslam sentezli Turan politikasının etkisi büyüktür. Ona göre Amerika'yla birlikte Ortadoğu'da petrol yataklarına ve kutsal topraklara inip buraları kontrol altına almak, ayrıca Kafkaslar'da da olabildiğince açılabilecek yeni politikalarla Osmanlı'dan sonra yeniden bu topraklara sahip omak mümkündü. Bu ancak Amerika'yla birlikte gidilerek başarılabilirdi."
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
400
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
Maraba Ruhu
Ayıboğan İbrahim! Lakabını hem bir şeref,hem de bir tehdit gibi haykırmıştı.Buna bir terbiye meselesi deyip geçilebilir;fakat herifin telefonla emir aldıktan sonra küstahlığın zirvesinden,birdenbire zilletin eteklerine de yuvarlanışı,kendi şahsına ait bir ahlâk veya seciye düşkünlüğünden ziyade bir cemiyet vak’asına benziyordu.Orhan biliyordu ki,devrinin birçok asayiş memurları bu Tayfur ve bu Ayıboğan İbrahim gibi zebunküştürler; biraz eğilene tekme atmak ve biraz yukarıdan alana yalvarmak,eteğine sarılmak onlarda müşterek bir mizaç haline gelmiştir.Kendilerinden kuvvetli olana karşı ziyan ettikleri gururu daha zayıfların izzetinefsini yağma ederek telafiye çalışırlar.Niçin? Korkarlar.Aç kalmaktan korkarlar.Etek öpmeleri bundandır