Sanat-Edebiyat-Tenkit

Yazarı
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir. Hiç kimse benim kadar Pascal'ın Düşünceler'i ve Roussuet'in Hitabeler'ine hayran değildir; fakat ben bunlara XVII. asrın eserleri olarak hayranım. Bunlar zamanımızda çıksaydı pek az dikkate değerdi. Hakiki hayranlık tarihidir." (Kitabın İçinden)

Kaynaktan Diğer Alıntılar

Başlık Altı Çizili Satır Sayfa Azalan sıralama
Ümit Yaşar Oğuzcan Bu antolojiyi hazırlayan şâir (Ümit Yaşar Oğuzcan) kendi kendine de sesleniyor: Ulan Ümit Oğuzcan Ulan hergele Ulan ekşimiş ayran Ulan düdüklü tencere Edebiyat senin nene Behey mantar kafalı Behey çengelli iğne Behey çamaşır mandalı Ne desem azdır sana Behey hacıyatmaz Bırak şiiri bir yana Ulan adam ol biraz. Bu kadar samimî olmaları, hele son iki mısraı kendi kendilerine her zaman tekrarlamaları şartiyle, antolojideki bayağılık şâirlerini ve hayret vurguncularını af edebilir, hattâ -biraz da- sevebiliriz. 266
Divan Edebiyatı Divan edebiyatının hayat ve tabiatla ilgisi azdır. Şâir ilhamını ve heyecanını yaşanmıştan almaz. Şiirinde tabiatın gerçek intibaları yoktur. 267
Şiir Ve Nesir Yenilik, edebiyatımızda şiir ve nesir arasındaki büyük mahiyet farkının tam idrak edilmemiş olması, nesre kaçan şiirin adiliğini, şiire kaçan nesre de musallat etmiştir. Makaleler, muhasebeler, seyahat mektupları, fıkralar çoğu mensur şiir hâlinde yazılıyor. Garp nesrinde, ancak seyrekliği mazur görülen ve tasannu'un tâ kendisi olduğu için ifratı büyük ayıp telâkki edilen teşbihçilik ve istiare-cilik ve bizde hâlâ güzel yazının işareti ve belki de ilk şartı zannedildiği için, bu "teşaur" çirkinliğinden kurtulamayanlar çoktur. Unutuluyor ki, bir manzumenin içinde güzel olabilen hayâller, gayesi "affirmationne" ve isbat olan nesrin içinde O'nun mantıkî ve riyazî bünyesine zıttır. Nesrin kanaat verdiği telkin şartı, şiirinkine hiç benzemediği için muhayyeleye ait unsurların müdahalesi tefekkürün mantıkî sistemini bozar; zekî tasarruflara icazlara ve sarahate mâni olur. 274
Tenkit Ve Tarih Hüküm veremediğimiz veya hüküm vermek istemediğimiz her meseleyi tarihe havale deriz. Eminim ki, şu cümleler, dünyanın hiç bir dilinde bizde olduğu kadar çok kullanılmamıştır: "Tarihe bırakalım, son hükmü o verecek." 304
Ölçü Anarşisi Son yarım asır içinde, Türkiye'de klâsik ölçülere isyana başlayan genç nesiller, onların yerine grup ölçüleri ikâme edememişlerdir. Batıdaki mânâsiyle bizde sistemli san'at grupları yoktur. 312
Nurullah Ataç Nurullah Ataç'ın şahsı üzerinde müdafilerinin de muarızlarının da ittifak ettikleri noktalar vardır: Ataç'ta fikir bakımından constance yoktu, merhum kendi kendisiyle devamlı zıtlaşma halinde idi. Herkesle her zaman kavga edecek kadar sinirliydi. Paradoks meraklısıydı. Esaslı hiç bir eser bırakmamıştır. Sohbet zevki için feda etmeyeceği prensip yoktu. 315
Halkin Takdiri Ve Tenkid Halkın tenkidleri dürüst bir tenkidin yerini doldurabilir mi? Doldurabilseydi, tenkide lüzum kalmazdı. Bilâkis okuyucu, okuduğu eserin değerini ve değersizliklerini belirten bir kılavuza muhtaçtır. 315
Niçin Dâva Etmem? Yarım asıra yakın meslek hayatımda irili ufaklı kalem sahiplerinin yüzlerce hakaretine ve iftirasına uğradım. Hepsinin cevabını verdim, fakat hiç birini dâva etmedim. Birçok yazılarımda, cevaplarına tahammül etmek şartiyle, herkesin bana dilediği şiddet ölçüsünde hücum edebileceğini ve herhangi bir kalem sahibi aleyhinde hakaret dâvası açmayacağımı tekrarladım, bu sözüme de sadık kaldım. Kendim kabul edip yine kendime kabul ettirdiğim bu kanunun gerekçesi, şartsız ve hudutsuz bir fikir hürriyetine taraftar olmak değildir. Bilâkis, fikirlerin mevcut olmadığı münakaşa hallerinde fikir hürriyetinin de boş bir kavram olduğunu bilirim. Fikir hürriyeti yalnız fikir sahiplerinin hakkıdır İnsan hür doğmaz, boş doğar. Fikir ve hürriyet sonradan gayret ve liyakat yoluyla elde edilmek lâzımdır. Biz kanunun değil ancak kafanın verdiği hürriyete lâyık olabiliriz. Küfür eden yazarlar elbette bu hürriyete lâyık değildirler ve adalete hesap vermeleri doğru olur. 322