Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Bilgi Kitabevi

Ömer -1

Akıl hastalığının ne demek olduğunu tam anlayamayacak yaştaydık. Ama başka birçok şeyi anlayabiliyorduk. Söz gelimi, bütün yüklerin bir olmadığını biliyorduk. Şişman bakkal kesinlikle şakaya gelmezdi. Bahçesinden mürdüm erikleri aşırdığımız Hasibe Teyze, birçok yaramazlığımıza göz yumardı. Kimi babalar çocuklarının her istediğini yerine getirir de kimi babalar dayak atmaktan başka bir şey bilmezdi. Ya da bize öyle gelirdi. Çocuk kafalarımızla, bütün yetişkinlerin birbirinden farklı olduğunu anlamıştık. Mahallemizden geçen gezgin satıcıların bile değişik özellikleri vardı. Örneğin sütçümüz son derece sessiz bir insandı. Geçiş saatlerini bilmeseniz, onu fark etmezdiniz bile. Üç tekerlekli arabasını iterek geçen Haydar Ağa ise tam tersine, gürültücünün tekiydi. Mevsimine göre değişik sebze ve meyve isimleri bağırarak, evlerin camlarını zangırdatırlardı. Evet, çevremizdeki büyükler birbirinden farklıydı. Ömer derseniz, bütün büyüklerden bambaşkaydı. Ömer akıl hastasıydı. Öteki büyüklerimize seslenirken, “Amca” yada “Ağabey” gibi bir niteleme eklerdik, ona ise ya “Ömer!” der geçerdik, ya da –kızdırmak istiyorsak- “Deli Ömer!” diye bağırırdık.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
256
Baskı Tarihi
Eylül 2008
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Etkileşim
"Çünkü sen Süleyman'ı görmedin/ Kuşların dilini nereden bileceksin?" diyen Sühreverdi'nin, "konuşan yalnız Hakikat'tir" diyen Bediüzzaman'ın, "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık" diyen İbn Arabi'nin, "üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum/ benim sarhoşluğumun sonu yok" diyen Mevlana'nın, "mantıku't-tayrın lugat-ı mutlakından söyleriz" diyen Niyazi Mısri'nin, "teknolojik burjuva uygarlığı, bir protezler medeniyetidir, insanların ruhlarını sakatlıyor, onlara protezler takmaya çalışıyor" diyen Tarkovski'nin, "düşünme, yüzyıllardır kutsanan aklın, düşünmenin önündeki en büyük eng

Anasır-ı Erbaa

Zat-ı Zülcelal olan Sahib-i Arş-ı Azam'ın, manevi bir merkez-i alem ve kalb ve kıble-i kainat hükmünde olan küre-i arzdaki mahlukatın tedbirine medar dört arş-ı ilahisi var: Biri, hıfz ve hayat arşıdır ki, topraktır. İsm-i Hafiz'in ve Muhyi'nin mazharıdır. İkinci arş, fazl ve rahmet arşıdır ki, su unsurudur. Üçüncüsü, ilim ve hikmet arşıdır ki, unsur-ı nurdur. Dördüncüsü, emir ve iradenin arşıdır ki, unsur-ı havadır.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
256
Baskı Tarihi
Eylül 2008
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Etkileşim
"Çünkü sen Süleyman'ı görmedin/ Kuşların dilini nereden bileceksin?" diyen Sühreverdi'nin, "konuşan yalnız Hakikat'tir" diyen Bediüzzaman'ın, "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık" diyen İbn Arabi'nin, "üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum/ benim sarhoşluğumun sonu yok" diyen Mevlana'nın, "mantıku't-tayrın lugat-ı mutlakından söyleriz" diyen Niyazi Mısri'nin, "teknolojik burjuva uygarlığı, bir protezler medeniyetidir, insanların ruhlarını sakatlıyor, onlara protezler takmaya çalışıyor" diyen Tarkovski'nin, "düşünme, yüzyıllardır kutsanan aklın, düşünmenin önündeki en büyük eng

Allah'ın Ahlakıyla Ahlaklanın

Ahlak, "hulk" kökeninden gelir ve yaratılışla anlam ilişkisi vardır. Ahlakın kökeni, bir bakıma, insanın da asli doğasıdır. Hulk hem güzel huy demektir hem de, "yaratılış"tan yani fıtrattan, insanın asli tabiatından doğan bir niteliktir. ...Allah'ın isimleri, Bediüzzaman'ın belirttiği gibi, "kemalat-ı İlahiyenin ünvanlarıdır." İnsan, bilinçli bir biçimde bu isimlerin mazharı olmaya çalışmalıdır. Sözgelimi, Allah Hakîm'dir, insan da hikmetli hareket etmeli, abes şeylerden uzak kalmalıdır. Allah, her işini sağlam, kusursuz yapar, insan da öyle olmaya gayret göstermelidir. Allah, Adildir, insan da bu ilkenin gerçekleşmesi için çaba göstermelidir. Allah, bütün yaratılmışlara karşı Rahman'dır, merhametlidir, insan da insanlara ve diğer yaratılmışlara karşı rahim bir varlık olmalıdır. Bu, insan-ı kamilin ahlakıdır.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
256
Baskı Tarihi
Eylül 2008
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Etkileşim
"Çünkü sen Süleyman'ı görmedin/ Kuşların dilini nereden bileceksin?" diyen Sühreverdi'nin, "konuşan yalnız Hakikat'tir" diyen Bediüzzaman'ın, "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık" diyen İbn Arabi'nin, "üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum/ benim sarhoşluğumun sonu yok" diyen Mevlana'nın, "mantıku't-tayrın lugat-ı mutlakından söyleriz" diyen Niyazi Mısri'nin, "teknolojik burjuva uygarlığı, bir protezler medeniyetidir, insanların ruhlarını sakatlıyor, onlara protezler takmaya çalışıyor" diyen Tarkovski'nin, "düşünme, yüzyıllardır kutsanan aklın, düşünmenin önündeki en büyük eng

Yolcunun "Seyr"i

Allah'ı tesbih eden varlıklarda yapılacak olan geziyi yapmak üzere, "dünya misafirhanesi"ne gelen yolcu, gözünü (basar) açıp baktıkça görür ki, (basiret) "gayet keremkarane bir ziyafetgah ve gayet sanatkarane br teşhirgah ve gayet haşmatkarane bir ordugah ve talimgah ve gayet hayretkarane ve şevk-engizane birseyrangah ve temaşagah ve gayet manidarane ve hikmetperverane bir mütalaagah olan bu güzel misafirhanenin sahibini ve kitab-ı kebirin müellifini ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken..."(Bediüzzaman, Ayetü'l-Kübra) metne daha yakından bakalım: Kainat büyük bir kitaptır. Yeryüzünde, "Kerem" tecelli etmektedir. Kitabın kelimeleri olan sanatlı varlıklar, teşhir edilmekte, "hayret"li bakışlara sunulmaktadır, bu temaşayı yapanlara, "şevk" verilmektedir. Kainat manalı ve hikmetli bir okuma yeridir vs.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
256
Baskı Tarihi
Eylül 2008
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Etkileşim
"Çünkü sen Süleyman'ı görmedin/ Kuşların dilini nereden bileceksin?" diyen Sühreverdi'nin, "konuşan yalnız Hakikat'tir" diyen Bediüzzaman'ın, "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık" diyen İbn Arabi'nin, "üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum/ benim sarhoşluğumun sonu yok" diyen Mevlana'nın, "mantıku't-tayrın lugat-ı mutlakından söyleriz" diyen Niyazi Mısri'nin, "teknolojik burjuva uygarlığı, bir protezler medeniyetidir, insanların ruhlarını sakatlıyor, onlara protezler takmaya çalışıyor" diyen Tarkovski'nin, "düşünme, yüzyıllardır kutsanan aklın, düşünmenin önündeki en büyük eng
Neden Altını Çizdim?
Tüm yaratılmışların Allah'ın mutlak varlığından taşan bir hal olması aynı zamanda "Öyle Zahir'dir ki zuhurunun şiddetinden Batın'dır" hakikatini anımsatıyor. Yalnızca taşan kısımlarını görüyor olmak, bir kabın taşacak kadar dolu olduğunu da tasdik etmeyi gerektirmez mi?

Mutlak Varlık

Arifler, varlık ünvanını Cenab-ı Hakk'a layık görür, varolana bir ünvan olarak yakıştırmazlar. Varolan, gerçekte Esma ve Sıfat'ın tecellisidir. Bu, bir görünüm, bir belirmedir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Dalga, denizden ayrı bir varlık değildir, onun bir halidir. Tüm yaratılmışlar da, Allah'ın mutlak varlığından "taşan" bir haldir. Bu anlamda, varolanların, Allah'ın Esma ve Sıfat'ının tecellisi olduğu söylenir.

Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
0
ISBN
975-494-338-9
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Bilgi yayınevi

Yürüyüş

Araba dolduğu için geldiğimiz o uzun yolu yaya gitmek zorundaydık. Ağustos sıcağında kaynardı yerler. Nereye bassan alev. Ama bizim ayaklarımızın altı, daha yaşımıza girmeden toprakla senlibenli olduğundan bağışıklığımız vardı. Madem ki babam, toprakla ayağımız arasına kösele denen deri parçasını koymuyordu, koyamıyordu, o zaman bu görev doğanındı. Doğa yere iyi tutunalım diye hem ayağımızı büyütmüş, hem de ayağımızla toprak arasına kalın bir deri koymuştu. Mutluluktu o yürüyüş. Adam olmamız için gerekli olan kömür arabası önde, biz iki kardeş onun ardında, geleceğinden, kışından, soğuğundan tasasız yürü Allah yürü. Hele yolda bir çeşme başında azıcık durup da, kan gibi suyundan kana kana içersen, eline yüzüne çarpıp, yüzünün karası orana burana iyice sıvarsan, iki kardeş bakıp bakıp gülerdik. Eve varınca anam kapıda karşılardı bizi: "Abovv, zil arap olmuşlar." derdi. Babam bağırırdı: "Haydin bırakın da çeneyi, kömürü boşaltın." Toz kömür bu, şayet bir yere yığmazsan uçar giderdi. Uçup gittiği birşey değil, sonra mahallenin yüksek pencerelerinden başlar uzanır, bağırıp çağırırlardı: "Tüllerimizi yeni yıkamıştık." "Rezil ettiniz odamızı" "Bu kömür buluşu da nerden çıktı.."

Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
0
ISBN
975-494-338-9
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Bilgi yayınevi

Ekmek Parası

Anam, biz onbeş yaşına basmadan Hürriyet mahallesine göçmek istememişti. Oysa ki babam; "Avrat, ne var yani göçsek Hürriyet Mahalle'sine; kurtulsak şu ev kirasından." derdi. Babamın ev dediği şey, kocaman bir avlu, avluda bir nar ağacı, bir okaliptüs, bir küçücük oda... Odanın üstü çinkolarla kaplı, yanları bozulmuş ambalaj sandıkları ve bir yığın çamur. Babamın pencere açmak merakı yüzünden, her yıl bu mal sandıkları bıçkıyla kesilir, pencere bu yıl kuzeye bakıyorsa, gelecek yıl doğuya; batıya bakıyorsa, güneye açılırdı. Her seferinde de; "İyidir iyi, değişiklik gerek." derdi. Oysa ki biz iki küçük kardeşin dünyası kuzeyde de aynıydı, güneyde de, batıda da aynıydı, doğuda da. Yalnız arasıra yatağımıza yattığımız zamanlar tavandaki kocaman sinema kağıdı dünyamızı değiştirirdi. Babam, bu tavanı tastamam örten sinema kağıdını yırtmadan çakmak için bir hayli cambazlık yapmış, bir hayli de haşlamıştı anamı: "Avrat, dibinden tutma, ortasından tut! Ortasından tutma, yanından tut! Kemal, keser, ver, çiviyi ver, hay gözün çıkmasın, baksana keser ayağının dibinde." Kağıt çakılıp da bitince, onun sevinciyle tüm aile bireyleri sırtüstü yatmış, tavandaki "Tarzan Ormanlar Kralı"nı izlemiştik. Uzun saçlı bir adam, yarı çıplak bir kadın ve yarı çıplak bir çocuk, bir de maymun ve ağaç, ağaç, ağaç... Ağaçların ardında, geceleri bizi korkutan, titreten koskocaman bir aslan kafası. Ama kükreyen aslan! ilk günler çok fısıldadık anama; "Anaa, biz korkuyoruz, bu aslan bizi yiyecek, söyle babama kovsun onu." Anacığım gel git, sonunda bizi inandırdı. O aslan değil, kediydi. Öyle bir kediydi ki, aslandan büyük bir kedi. "Olur mu?" dedim ben ağabeyime. "Olur" dedi. "Babam nasıl ufak, Zahit Emmi nasıl kocaman." Ondan sonra mutlu kıldı bu kağıt bizi. Uyumazdan önce gözlerimizi bu kağıda diker, ormanda Tarzan'la dolaşır, elma yer, maymunla uzuneşek oynaşırdık. Babam da mutluydu bu kağıt yüzünden. Çünkü o kış evimiz çok ısındı.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
ISBN
9755393226
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Ayrıntı Yayınları
İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve yalanlar. Nefret ve öfke. İlk kez yayımlandığı 1996'dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, yeni bin yılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adam.

Ceviz çalışma masası

Ceviz çalışma masasının karşı tarafında oturup Tanrı'yla bir görüşme yaptım. Arkasındaki duvarda diplomaları asılıydı. Tanrı bana dedi ki: “Neden?” Neden bu kadar acıya sebep oldun? Her birinizin kutsal, eşsiz bir kar tanesi olduğunu anlayamadın mı? Eşi bulunmaz eşsizlikte, eşsizin de eşsizi bir kar tanesi olduğunuz göremedin mi? Hepinizin sevginin tezahürleri olduğunu anlamıyor musun?" Karşımda oturmuş, bir not defterine bir şeyler karalayan tanrı'ya baktım. Ama tanrı bu meselede tamamen yanılmaktaydı. Bizler eşsiz değiliz. Süprüntü ya da pislik değiliz. Biz sadece biziz. Biz sadece biziz ve hyatta başımıza gelenlerin bir nedeni yok. Tanrı diyor ki: “Hayır, bu doğru değil.” Peki. öyle olsun. Tanrı'ya akıl öğretmek bana kalmadı ya...

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
ISBN
9755393226
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Ayrıntı Yayınları
İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve yalanlar. Nefret ve öfke. İlk kez yayımlandığı 1996'dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, yeni bin yılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adam.

Tetik

Tetiği çektiğimde, tabii ki öldüm ben. ... Gerçek hayattan daha iyiydi bu. Ve hayattaki tek kusursuz anınız sonsuza kadar sürmeyecektir.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
0
ISBN
9755393226
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Ayrıntı Yayınları
İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve yalanlar. Nefret ve öfke. İlk kez yayımlandığı 1996'dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, yeni bin yılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adam.

Tetik

Tanrı'nın bakışıyla, ortada tek bir adam varmış gibi görünüyor. Kendi ağzına silah sokmuş tek bir adam. Ama silahı tutan kişi Tyler ve hayat benim hayatım.