Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
167
Baskı Tarihi
1996
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
İDris Şah
Mütercimi
M. Ali Özkan
Orijinal Adı
a perfumed scorpion
Neden Altını Çizdim?
Tasavvufi hakkında, hariçten gazel okuyan kaynakları bir kenara bırakıp, kendi hakiki icracılarının kaynaklarına müracaat ettiğimizde bile, bazı yöntemler konusunda bilgi verildiğini görürüz. Bunlar bile sadece sınırların görülmesi için yapılmış tanıtıcı girizgahlardır. Tasavvuf, yine bu kaynaklarda sık sık vurgulandığı üzere, tecrübi ve kişisel bir yoldur ve kişilerin nefesi sayısınca Allah'a gidecek yollar çeşitlidir. Dolayısıyla tasavvuf hakkındaki tartışmalara da hakikat hakkında tecrübesi olanlar girmezler. Bu tartışma, genellikle kendini tasavvufun içinde zannedip tecrübesi değil, bilgisi olanlarla, tasavvufun dışında olup bu yöntemler ve hedefler konusunda ya hiç bilgisi olmayan, ya da ham bilgilerle uğraşanlar arasında cereyan eder. Kitaptaki bu ifade, bana bunu çağrıştırdı...
Tecrübe et, ta ki kendin bilesin
İnsanlar "Düşünüyorum, o halde varım"ı iktibas ederlerdi, ama besbelli ki bu bir "Ben inanıyorum, o halde öyle olmalı" meselesidir.
Hakikatin, sırf öğretilerin tekrarı yoluyla açığa çıkmadığı ya da muhafaza edilmediği şeklinde bir sûfi iddiası vardır. Buna göre hakikat yalnızca onun aralıksız tecrübesi ile anlaşılmış olarak kalır. Ve sûfilerin daime güvenegeldikleri, işte bu hakikat tecrübesidir. Bu nedenledir ki sûfilik, "Söylediğimi yap, yaptığımı yapma" ya da hatta "Benim yaptığımı yap" değil, "Tecrübe et, ta ki kendin bilesin" dir.
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
167
Baskı Tarihi
1996
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
İDris Şah
Mütercimi
M. Ali Özkan
Orijinal Adı
a perfumed scorpion
Neden Altını Çizdim?
Tasavvufun, Kur'ani bir ahlak öğretisi olarak temas ettiği ve eğitmek istediği unsur insandır. İnsana temas eden her disiplin gibi tasavvuf da, önce insanı, nefsi, aklı, kalbi ve diğer dinamikleri tanımlamalı, ardından sosyal dku içindeki insanın nasıl ve nelerden etkileneceğini belirlemeliydi. Bütün bunlar Kur'an'dan beslenecek ve O'na dayanacak şekilde olmalıydı. Ancak talip olunan hedef, insanı eşrefi mahlukat noktasına taşıyacak yol ve yöntemleri bulmak çıkarmak ve bunu toplumda yaygın ve makbul hale getirmek ise, yeryüzünde böyle elit ve süzme bir eğitimin, toplumun tüm keismine nüfuz etmesi ve etkilemesi mümkün olmamıştır. Son yüzyılın büyük sûfilerinden olan yazarın, tasavvufun geçirdiği bu sürecin yüzyıllar aldığını, nihayet pek çok çalkantı ve değişimden sonra Gazali'nin detaylı ve Kur'an'i tahlili ile stabil bir zemin bulabildiğine işaret etmiş olmasını değerli gördüm...
İsteme hakkı değil, hizmet edilme hakkı
Bu unsurların (tasavvufi öğretim yöntemlerinin-ik) tüm halka yayılması bir yana, "tabiileştirilmesi" bile düzenlenmesi için zaman isteyen mikrokültürel bir çabadır. Bunun nasıl yapılacağı konusundaki temel çalışmanın sûfilerce Doğuda zaten yapıldığını; Doğuya bunu zerketmenin dört-beş yüzyıl aldığını ve sonuçta da onikinci yüzyılda Gazali'nin psikolojik zaferinin getirdiği burada hatırlanmaya değer.
Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
124
Baskı Tarihi
Mayıs 2010
Yazılış Tarihi
1943
ISBN
978-975-08-0661-1
Baskı Sayısı
7. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Onca Tapınç
1930’lu yıllarda öyküye taze bir soluk getiren Sabahattin Ali, hikâyelerinde insanın zavallılığını ve gücünü sarsılmaz bir üslupla, masalsı ve destansı biçimde yansıtmayı başardı. Şiir, hikâye ve roman yazan, çeviriler yapan Ali, tüm eserlerinde insan ruhuna ayna tuttu ve gerçeğe bu aynadan baktı. Türk edebiyatının büyük yazarından, içinde sinemaya da aktarılan Hasanboğuldu’nun olduğu 13 düşünen öykü...
Derin mânâlı böğürüş!
Sokaklarda daha evlerini bulamamış birkaç inek kuyruklarını kalçalarına çarparak yürüyor ve arasıra böğürüyordu. Bu öyle bir böğürüştü ki, uzun uzun düşündükten sonra söylenen derin mânâlı bir söze benziyordu.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
312
Baskı Tarihi
Ekim 2010
Yazılış Tarihi
1969
ISBN
978-975-273-154-7
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Sevengül Sönmez
"Kurtlukta düşeni yemek kanundur" korkusunu her an enselerinde hissederek yaşayan köşeye kıstırılmış, kendileriyle ve geçmişleriyle, içinde bulundukları zamanla hesaplaşan insanları anlatıyor Kemal Tahir, Kurt Kanunu'nda. Cumhuriyetin en bunalımlı dönemlerinden biri olarak değerlendirilen "İzmir Suikasti" olayına karışan ve karıştırılanların dramı olarak da okunabilecek roman, İttihatçılar arasındaki iktidar kavgasını ve tasfiye sürecini de acımasız bir yalınlıkla ve özeleştiriyle ortaya koyuyor.
Esir Şehir Üçlemesi'nde taşıdığı umudu Yol Ayrımı'nda yitirmeye başlayan Kemal Tahir, Kurt Kanunu'nda mücadelenin kime ve neye karşı yapıldığının pek de öneminin kalmadığı günleri "hayal kırıklığını satır aralarına gizleyerek" ustalıkla betimliyor.
Neden Altını Çizdim?
Yakın tarihimizde kaybedenlerle kazananların maalesef paylaştığı çok alçakça bir ruh halini çok güzel anlatıyor bu satırlar.
Köpekleştirici soydan iktidar
Tamamdır bu iş Abdülkerim oğlum ... Gitti gider Sarı Paşa bu kez ... Allah babanın top arabasına binse kurtulamaz. Ciğeri, bakır onluk etmez benim paramla ... " Yan odada bir gürültü duyup şimşek gibi döndü. Elini beline atmıştı. "Husssl Bitiririm!" Rum oğlanı şaşkın bakıyordu. Elini yavaşça indirdi:
- Nerde kaldı senin çorbacı?
- Bilmem! lçer misiniz kahve?
_ Kahve ... Patronundan mı öğrendin bu oyunları köpoğlusu .. Geleli bir saat oldu ... Nerdeydi aklın istemez ...
Pencereye döndü, kasıldı. Bir İngiliz şilebi giriyordu limana ...
Yazısını seçmeye çalıştı.
- Sordum ya paşam ... "lçmem" dediniz ...
Oğlana anlamadan baktı. Ellerini göbeğine bağlamıştı. Yılışıyordu. Ürktüğü belli. .. Kaşlarını çatıp iğrenmiş gibi yüzünü buruşturdu. ınsanların kendisinden korkmalarına, evel-eski bayılıyordu. İktidarı hırsla istemesi bundandı. Hem de olur olmaz iktidar değil, polisle ilgili ... Yakalamakla, içeri atmakla, sopa çekmekle ilgili, ürkütücü, köpekleştirici soydan iktidar... içişleri'nin çağırdığını duyduğu anda, dizleri kesilmeli herifin ... Boğazı kurumalı... Çoluk çocuk, cenaze çıkıyor gibi çığrışmalı. .. N'olduğu belirsiz çünkü. Bunun ucunda asılmak bile var. En yüreklisi köpekleşmeli önümüzde ... Tükrüğünü yutamamalı..."
Farkına varmadan kasılıyor, göğsü ileri çıkıp kafası dikiliyordu.
Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
118
Baskı Tarihi
Eylül 2012
ISBN
9786054708000
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Sedat Demir
Uzaklık Cehennemi
'Uzaklık cehennemi' diyorum adına. Her gün biraz daha yakıyorum kendimi. Anılarsa her geçen gün daha çok belirginleşiyor. Çiviyle yazıyorlar anıları derime. Denizin ortasına kadar ilerleyip orada kalmış bir Musa kadar inançla bakıyordum yaşantımıza. Suların beni yavaş yavaş kapadığından habersiz kanıyordum.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
227
Baskı Tarihi
Mayıs 2010
Baskı Sayısı
7. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminin ilk safhasını noktalayan Serbest Fırka denemesi... 1929 büyük ekonomik buhranı ve buna eşlik eden ağır kuraklık tehlikesi. Şeyh Sait ve ilk Dersim isyanları bastırılmış, Takrir-i Sükûn yasaları ile her tür muhalefet ezilmiş, dağıtılmış, “Atatürk devrimleri” yürürlüğe girmiştir. Yağmur Beklerken’de Tarık Buğra Serbest Fırka denemesi/girişimi ekseninde bütün bu gelişmelerin Anadolu taşrasındaki sonuç ve yansımalarını konu edinirken aslında on yıllık Cumhuriyet’in bir bilançosunu da yapmaktadır. 1946-50’de DP’yi zafere taşıyacak hareketin ipuçları, bu hareketin odağında yer alan sağ/muhafazakâr zihniyetin devlet, demokrasi, parti... kavramlarının sosyo-politiği, psikolojisi, Yağmur Beklerken’in o alabildiğine gerçekçi, canlı taşra tipleri ve diyalogları içerisine gayet ustaca serpiştirilmiştir. Bu haliyle bu kitap, sadece Serbest Fırka’nın kapatılması öncesi Türkiye taşrasının değil, darbeler öncesi Türkiye’nin sağ/muhafazakâr gözden görünümü olarak da okunabilir.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
340
Baskı Tarihi
ocak 2004
Yazılış Tarihi
1956
ISBN
975-418-231-0
Baskı Sayısı
8. Baskı
Basım Yeri
istanbul
Orijinal Adı
Esir Şehrin İnsanları
Kemal TAHİR Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'daki sivil aydınların yaşayışını ele aldığı bir romandır.
Fransızların Korktuğu Kadın Tipi
Kadının korkmazından korkarız biz Fransızlar aziz beyim. Bu yüzden bizim kadınlarımız korkmadıkları yerde bile korkmuş görünürler.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
227
Baskı Tarihi
Mayıs 2010
Baskı Sayısı
7. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminin ilk safhasını noktalayan Serbest Fırka denemesi... 1929 büyük ekonomik buhranı ve buna eşlik eden ağır kuraklık tehlikesi. Şeyh Sait ve ilk Dersim isyanları bastırılmış, Takrir-i Sükûn yasaları ile her tür muhalefet ezilmiş, dağıtılmış, “Atatürk devrimleri” yürürlüğe girmiştir. Yağmur Beklerken’de Tarık Buğra Serbest Fırka denemesi/girişimi ekseninde bütün bu gelişmelerin Anadolu taşrasındaki sonuç ve yansımalarını konu edinirken aslında on yıllık Cumhuriyet’in bir bilançosunu da yapmaktadır. 1946-50’de DP’yi zafere taşıyacak hareketin ipuçları, bu hareketin odağında yer alan sağ/muhafazakâr zihniyetin devlet, demokrasi, parti... kavramlarının sosyo-politiği, psikolojisi, Yağmur Beklerken’in o alabildiğine gerçekçi, canlı taşra tipleri ve diyalogları içerisine gayet ustaca serpiştirilmiştir. Bu haliyle bu kitap, sadece Serbest Fırka’nın kapatılması öncesi Türkiye taşrasının değil, darbeler öncesi Türkiye’nin sağ/muhafazakâr gözden görünümü olarak da okunabilir.
Neden Altını Çizdim?
Vizontele'de bu romandan "esinlenme" var! ;-)
En selbesi guş deel mi?
Rahmi Bafra Maden'i çekiştirmektedir. Gülüyor da ama:
"Len Şaşı .. sen hep sersemdin ya, bu gader oldugunu bilmezdim. Yerden göye haklıymış topal mâlimin sana attığı dayaklar. Işte şuraya yazmışım: Serbest Cumhuriyet Fırkası. Gördün mü?"
"Aman be Rahmiiii.. şaşıysak kör değelez ya."
"Görün de neye yalan yanlış yazan len dangalak?"
"Öylesi daha bi gözel oluyor be Rahmi .. "
"Gözelin yere batsın emi! Ya SeIBes'e ne demeli?"
Şaşı başını -esefle- sallıyor:
"Ha bi de cumhura uyun oğlum .. buğday bazarına da gitsen, yoğurt bazarına da gitsen .. sözüm meclisten dışarı .. hayvan bazarına da gitsen, kime sorarsan sor, herkesler selbes der."
"Eyi, eyi.. sen tıpkı şu yazdığım gibi yazcan .. anladın mı?
Yoksa alır fırçayı gendim yazarın, sana da beş para bile vermem."
Şaşı öyle üzülmüş görünüyor ki, Rahmi nerdeyse inanacak. Hele o yanık yanık mırıldanış:
"Yaz da ekmeğimizi alıver elimizden .. "
O gün kararlaştırdıkları "en son gün"dü. Tabela ikindi üzeri tamamlanmış olacaktı. Gerçekten de tamamdı, hiçbir noksanı yoktu. Ama küçük bir fazlalığı vardı ve sağ üst köşedeki sarılı, pembeli, yeşilli fazlalık da, ağzırn açmış, şakıyan bir kuştu. Rahmi'nin gözleri faltaşı gibi açılıverdi:
"Ne len bu?" Şaşı Ömer alındı:
"Gu'uuş .. benzetememiş miyim?" Sanatçı onuru incinmişti.
"Tövbe ya Resulullah .. kim dedi sana len, kuş yap deye "Gızrna be Rahmi .. beğenmediysen bi dakkade siliveririn Fırçayı almıştı bile. Mırldanıyordu ama:
"Bi de kakmış selbesçiyiz dersiniz .. guştan da mı selbessiniz len oğlum. En, en selbesi guş değ mi"
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
701
Baskı Tarihi
2009
Yazılış Tarihi
1941
ISBN
978-975-10-3025-2
Basım Yeri
İstanbul
1888 yılında Beylerbeyinde doğan Refik Halid, 18.yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnudan İstanbula göçen Karakayış ailesindendir. Galatasaray Sultanisi ve Mekteb-i hukuk da okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe başlamıştır.Kısa sürede üne kavuşmuş Fecri Ati edebiyat topluluğunun kurucularından olmuştur. Kirpi adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Terakki hükümetince Anadolu nun çeşitli illerinde 5 yıl sürgüne gönderilmiş, ancak 1.Dünya Savaşının son yılı İstanbula dönebilmiştir.Dönüşünde Robert Kolejde Öğretmenlik, Sabah Gazetesi başyazarlığı, ilk kez Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış Aydede mizah dergisini de çıkarmıştır. Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Halebe yerleşerek Vahdet Gazetesini çıkarmış, Hatayın Türkiyeye bağlanmasında yazıları ve çalışmaları ile katkıları olmuştur. 1938de yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetedeki günlük yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür. 18.7.1965 tarihinde İstanbulda ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatının temel taşlarından biri olmuştur. (Arka Kapak)
Sünni akidelerden daha tatlı, esrarlı...
Kocasının ölümünden sonra Prenses kendisini büsbütün dine verdi. Şişli'deki konağı irili ufaklı hacı, hoca hanımlarla doluyordu; nedimelerini, hizmetçilerini, uşaklarını, şoförünü bile muhakkak dini akidelere bağlı insanlardan seçiyor, yaşayış tarzlarını gizlice kontrol ettiriyor ve sözü özüne uymayan çürük kalpli, ikiyüzlü olanları yanından uzaklaştırıyordu. Fakat çocuğunu okutmadığı hoca, hatta papaz bırakmamıştı. Zaten kendisinde din meylini sabit fikir haline getiren de oğlunun saralı oluşuydu.
Konağında hususi mevlitçisi bile vardı. Cami cami dolaşır, para dağıtır, fakir kızları evlendirir, fukara çocuklarını sünnet ettirir, hayır işlerinde para harcamaktan zevk alırdı. En büyük zevki de yaşlı başlı, başları örtülü kadınlarla dini sohbetlerde bulunmak beraberce Muhammediye, Ahmediye, siyer-i nebevi,' kısas-ul enbiya" nevinden kitaplar okumak ve okutmaktı.
Bir gün nedimeleri arasına bir kadın daha karıştı: Bildiğimiz İrfan'ın anası Fitnat Hanım ... O günden sonradır ki Peryal, Sünni akidelerden daha tatlı, esrarlı, şiir tarafını taşkın, gönle hitap eden başka bir yola doğru hafif hafif meyiller duymaya başlamıştı.
Konağa Mesnevi tercümesini Fitnat soktu; Yunus Emre' yi o tanıttı. Prenses'te dervişlere, şeyhlere, tasavvuf ehline karşı bir muhabbet hasıl olmuştu.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
701
Baskı Tarihi
2009
Yazılış Tarihi
1941
ISBN
978-975-10-3025-2
Basım Yeri
İstanbul
1888 yılında Beylerbeyinde doğan Refik Halid, 18.yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnudan İstanbula göçen Karakayış ailesindendir. Galatasaray Sultanisi ve Mekteb-i hukuk da okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe başlamıştır.Kısa sürede üne kavuşmuş Fecri Ati edebiyat topluluğunun kurucularından olmuştur. Kirpi adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Terakki hükümetince Anadolu nun çeşitli illerinde 5 yıl sürgüne gönderilmiş, ancak 1.Dünya Savaşının son yılı İstanbula dönebilmiştir.Dönüşünde Robert Kolejde Öğretmenlik, Sabah Gazetesi başyazarlığı, ilk kez Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış Aydede mizah dergisini de çıkarmıştır. Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Halebe yerleşerek Vahdet Gazetesini çıkarmış, Hatayın Türkiyeye bağlanmasında yazıları ve çalışmaları ile katkıları olmuştur. 1938de yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetedeki günlük yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür. 18.7.1965 tarihinde İstanbulda ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatının temel taşlarından biri olmuştur. (Arka Kapak)
Bir prototip
Peryal'in prensesliği otomobil kazasında ölüp de kendisine hatırı sayılır bir servet bırakan kocasından gelmektedir. Bununla beraber üç nesil vezir yetiştirmiş, aslen Arnavut bir ailenin torunudur. Kocasıyla Nice'de tanışıp evlenmişlerdi; evlilikleri kısa sürdü, sakat bir çocukla dul kalıverdi ve zengin olarak İstanbul'a dönüp yerleşti.
Doğuştan dindardı; Avrupa seyahatlerinde bile namaz kılar, oruç tutar, kandil geceleri Kuran, vakit buldukça tefsir okur, Sünni Müslümanlığın bütün vecibelerini tam bir iman ve itikatla yerine getirirdi. Halk sokakta ve umumi eğlence mahallerinde gördüğü Frenk edalı, ecnebi lisanı konuşur süslü hanımlar arasında böyle Peryal'e benzeyenlerin epeyce çok olduğundan habersizdir; hemen hepsini din tarafından da Frenkleşmiş, Müslümanlığa uzaklaşmış sanır.