Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
265
Baskı Tarihi
2010
ISBN
9786054322053
28 Şubat süreci….her gün bir yığın hüsran… Günler ilerledikçe dalgalar şiddetini arttırarak dövmeye başlamıştır kalbinizin duvarlarını ve çaresizliğin sesi çığlık çığlığadır içinizde. Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla bir damla su getirmez yangını söndürmeye…
İskender Pala, bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, “asker kimliğiyle” karşınızda. Usta yazar, 12 Eylül'ün hemen ardından başlayıp 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla son bulan Deniz Kuvvetler'ndeki 15 yılın hikâyesini içeriden okuma fırsatı veriyor.
Başka sureti ödünç almak
Elbiselerimi aldığımın ertesi günü berberden çıktığımda kendime yabancılaştığımı ve başka bir sureti ödünç aldığımı düşündüm. Bu ödünçlük fikri daha sonraları kılığım ve kıyafetimden ruhuma ve anlayışıma sirayet ile beni 15 yıl takip edecekmiş meğer.
Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
265
Baskı Tarihi
2010
ISBN
9786054322053
28 Şubat süreci….her gün bir yığın hüsran… Günler ilerledikçe dalgalar şiddetini arttırarak dövmeye başlamıştır kalbinizin duvarlarını ve çaresizliğin sesi çığlık çığlığadır içinizde. Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla bir damla su getirmez yangını söndürmeye…
İskender Pala, bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, “asker kimliğiyle” karşınızda. Usta yazar, 12 Eylül'ün hemen ardından başlayıp 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla son bulan Deniz Kuvvetler'ndeki 15 yılın hikâyesini içeriden okuma fırsatı veriyor.
Önce yanlışı bilmek!
Önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir. Ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşmak zorlaşır (Farabi)
Türü
Şiir
İlahi Komedya (İtalyanca: Commedia, Divina Commedia), Dante tarafından 14. yüzyılın ilk yarısında yazılmış, İtalyan edebiyatının en meşhur epik şiiri ve dünya edebiyatının önemli bir başyapıtı.
Komedya'da Dante, ölüm sonrası sırasıyla Cehennem, Araf ve Cennette geçen seyahati, hikâyenin kahramanı da olan kendisinin ağzından anlatır. Orta Çağda "Komedya", "tragedya'nın" aksine sonu iyi biten hikâye anlamına gelirdi. Burda eserin adındaki "komedya" kelimesi, öyküsünün güldürü unsurları taşıdığı anlamına gelmez.
Orta Çağ ile Rönesans arasındaki geçiş döneminde yazılmış ortaçağın döneminin bu şiiri, hayalgücü ve alegorik tasavvuru, ölüm sonrası hayatı anlattığı öyküsü ile Hristiyan batı kiliseleri tarafından benimsendi. Eserin orijinal adı "Komedya" olmakla birlikte daha sonra 1360 yılında Giovanni Boccaccio tarafından başına "İlahi" kelimesi eklenerek Hristiyanlaştırılmıştır.
Toskana lehçesi ile yazılan eser, bu lehçenin modern İtalyan dili olarak gelişmesine yardım etmiştir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0lahi_Komedya
Dante ile Vergilius arasında cehennemde geçen konuşma
''Silkip at üstünden tembelliği''
dedi ustam, ''kuş tüyü üstünde,
yorgan altında kavuşulmaz üne;
üne kavuşmadan yaşamını tüketen kişi,
dumanın havada, köpüğün suda bıraktığı iz gibi
bir iz bırakır yeryüzünde.''
Türk okulları fikri eskilere dayanır
Suriye'yi Osmanlılaştırmak fikrine saplanan Cemal Paşa, Beyrut'taki Amerikan ve eski Fransız koleji ve liselerine benzer, modern Türk okulları açmak istiyordu. Bu okullar sırf öğretim ve eğitim üstünlüğü ile kız ve erkek Beyrut çocuklarını kendi kucaklarına çekeceklerdi.
Ben o aralık İstanbul'da idim. Kumandandan Halide Hanım'la onun beğeneceği birkaç Türk terbiyecinin Şam'a gelmeleri için uğraşmalarımı tavsiye eden bir telgraf aldım. Halide Edip Hanım bir müddet düşündükten ve bir iki kişiye sorduktan sonra İstanbul'dan ayrılmaya karar verdi.
Kadın hocalarla yola çıkmıştık, ideal kız mektebi için, Beyrut'ta Fransızların terk ettiği bir bina ayrılmıştı. Suriye kızlarına yeni terbiye vermeye giden çarşaflı sörlerin hazırlık planlarını dinliyordum.
Adana'dan ileride bir istasyonda kompartımana rahmetli Bahaettin Şakir geldi. Halide Hanım'a takdim ettim. Kendisi Bahaettin Şakir'in ismini ve ehemmiyetini biliyorsa da, Ermeni politikasında rolü ne olduğunun o güne kadar farkında değilmiş. Bahaettin Şakir ise gene o güne kadar bu işte kendisi gibi düşünmeyecek bir Türk milliyetçisine rasgeleceğini hatırına bile getirmemişti.
Uzun bir konuşmadan sonra Bahaettin Şakir trenden indi. Halide Hanım beni alıkoyarak:
- Bana bilmeyerek bir katilin elini sıktırdınız, dedi. Aşağıda vedalaştığımız Bahaettin Şakir ise kulağıma eğilerek:
- Senin gibi yetişecek kıymetli gençleri, bu kadınla temas etmekten men etmelidir, diyordu.
Politika hırsının sebep olduğu körlükler
O zamanlar Halide Edip Hanım, Ermeni politikasını tenkid eden birkaç kişinin başında idi. Türk Ocağı'nda bir de konferans vermiş olduğunu hatırlarım.
Ziya Gökalp ise Türk Ocağı'nı Hamdullah Suphi ve Halide Hanım’dan kurtarmak ister, Hamdullah için:
- Fertçi...
Halide Hanım için de:
- Bozgun edebiyatı yapıyor, derdi.
Ziya Gökalp parti için itikadlaştırmak istediği esas fikirleri on emre benzer bir şiir kitabında toplamıştı. Rahmetli bu kitabında Allah'tan, Peygamber'den, Talât'tan ve Enver'den bahseder ve partinin yalnız bu iki şahsiyetini putlaştınr. Ona göre Cemal Paşa da fertçi idi.
Politika hırslarının zamanın başlıca fikir adamlarından birini bile ne kadar galata düşürdüğünü görüyorsunuz: Gerçek ise Merkez-i Umumi'nin her âzası, sipsivri bir fert idi ve ferdin, fert kibrinin ve benlik ihtirasının en iyi heykeli, Enver'in alçı kalıbı alınarak dökülecek bir statü olacağına şüphe yoktu.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
242
Baskı Tarihi
2007
Yazılış Tarihi
1943
ISBN
975-7663-92-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Editörü
Aysel Yüksel
Bu kitap, uzun yıllar boyunca geçirdiği çilelerle, "güneşi seyrettiğin göklere bak, aksettiği kalıplara değil" diyecek bir iç olgunluğuna varan, böylece gerçek aşkı bularak "Son Menzil"e ulaşan kişinin serencâmını anlatır.
Böyle kadın düşman başına
Haşim, az zamanda karısının bir bukalemun olduğunu anlamıştı. Bu, kendinden başka hiçbir kıymetin üstünde durmayan, bütün hayat imkanlarını kendi namına harekete getirmek, kendi için hazırlayıp seferber etmek yolunda yürüyen bir mahlûktu. Muzır ve fesatçı bir zekası. mantık ve irtibattan uzak bir idraki vardı. Aslında mütehakkim ve mağrur olan bu kadın, acz ve ihtiyaç zamanlarında birdenbire munisleşmesini, inandırıcı bir yavaşlık ve yumuşaklıkla yalvarıp küçülmesini de bilirdi. Fakat onun bu hali, afyon yedirilmiş bir kaplanın sükünetinden daha tehlikeliydi. Çünkü uyuşturulmuş olan vahşi bir mahlûkun kendine gelmesi için nihayet muayyen bir vade lazımdır. Fakat o, en beklenmedik zamanda, eline fırsat geçer geçmez, tekrar kaplan sıfatıyla dirilerek avının üstüne atılabilirdi. Haşim, karısının sakin zamanlarından, öfkeli anlarından daha fazla korkardı. Maamafih onda zekasından gelme bir rikkat devresi de yok değildi. İşte Haşim de ona, böyle mûnisleştiği bir zamanda sokulmuştu. Fakat ne çare ki sıcak ve durgun havada ani patlayan fırtına ile sersemleyerek, üşüyerek şaşınp kalan kimse gibi, ressam Haşim de birdenbire donan hisleriyle tekrar feci bir tenhalıkta kalıverdiğini anladı.
Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
278
Baskı Tarihi
2005
ISBN
9756444061
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
İstanbul Geceleri bir roman, ya da bir hikâye değildir. En az, kırk sene evvelki İstanbul'un şahsiyeti, maddi manevi hüviyeti, cemiyet hayatı, gelenek ve görenekleri bilhassa Türk san'atını zirveleştiren umumi yapısı, zevkleri, meyilleri, husranları, hataları, meziyetleri, faziletleri, görgüleri, noksanları, hulasa medeniyetinin müzikal terkibi, ahenk ve ihtizazlarıyle bir edebi tenasübün müsaadesi nisbetinde yer yer, parça parça, bu kitapta gösterilmek istenmiş ve en mühimini hemen hemen gösterilmiştir.
Nihad Sami Banarlı
Onbeş bölümden meydana gelen bu eserin her bölümü şehrin meşhur semtlerinden birinin ismini taşır. Her semt özellikleriyle anılır. Eski ramazan eğlenceleri, düğünler, mesîreler, tulumbacılar gibi ortak târihe mal olmuş bütün geçmiş zaman değerlerimiz, kültür hazînelerimiz şiirleşen tablolar halinde gözler önüne serilir.
Mazi
Mazi, eğer ambarlarda yıllandırılmış bir tohum gibi, hal tarlasına ekilmezse, ondan ne çoğalmak, ne de istifade beklenebilirdi. Bizim yanlışımız da buydu işte. Bir zümre, yalnız geçmiş ile nafakalanmak, onu karanlık ve küflü bir mahzende muhafaza etmek tarafını tutuyor, bir başka zümre ise bu tohumu topyekün çöplüğe devirmek ve çeşnisine yabancı olduğumuz bir başka tohumu elde etmek iddiasını kuruyordu. Ne çare ki maziyi hale aşılamak ve bu izdivacın taze mahsullerini devşirmek teşhisine kimse yanaşmıyor ve böylece de koskoca bir tarih, iki arada kalan evlatlar perişanlığı ile heder olup gidiyordu.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
412
Baskı Tarihi
2007
Basım Yeri
istanbul
Mütercimi
türkçe
Orijinal Adı
şehadetname
Çanakkalenin bir öyküsüdür
Neden Altını Çizdim?
isterim ki bunu okurken sizin de yüzünüzde bir tebessüm oluşur:D
İşte bizimkiler..
Türklerin eline geçen bir esir için
çavuş ingilizi al sargı yerine götür biz meşgulüz içemiyoruz bizim yerimize güzel bi çay ismarlasınlar ona yok çay içemem karnım aç derse bir tas arpa çorbası ikram etsinler . misafirperverliğimizin en güzelini sergilesinler. Demeye hacet yok , bunları zaten yaparlar ya , ben kumandanlık vazifem icabı söyledim bunları sen aldırma.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
412
Baskı Tarihi
2007
Basım Yeri
istanbul
Mütercimi
türkçe
Orijinal Adı
şehadetname
Çanakkalenin bir öyküsüdür
Dikkat et!
Aynalıyı niye uzatmadın, her şeyi ben mi söyleyeceğim size, talimlerde bunu öğretmedik mi ne çabuk unuttunuz. laf olsun diye mi savaşıyorsunuz, İstanbulda göğsünüze madalya takılmasını istemiyor musunuz gayrete gelin biraz! Ölen askerlerimizin sayısı gittikçe artıyor dikkatli hareket edin tedbirli savaşın!
Yüzbaşı Harry sanki bunları söylememişti. daha konuşması bitmeden, az ilerisindeki asker hem de onun korumalarından biri siperin içinde resmigeçit merasimindeki gibi dimdik dikildi, ayağa kalktı.yüzbaşinın ne dediğini daha rahat duymak istedi. kalkar kalkmaz da alnının kabağından kurşunu yedi
mutlu son..
Türü
Roman
Yazılış Tarihi
2012
Münib Engin Noyan'ın yıllardır beklenen romanı...
... ve Râbia!
Güçlü kurgusu, şaşırtıcı karakterleri ve Münib Engin Noyan'ın kendine has anlatım üslûbuyla tadlanmış "Aşk Düşünce Yollara" adlı roman üçlemesinin ikinci kitabı olan "Hikâye-i Râbia"da onun başına gelenleri öğreniyoruz!
Tıpkı gönlünün sultânı Bilâl gibi, bu defa Râbia'da savruluyor kaderinin fırtınasında...
"Hikâye-i Bilâl"de yer alan olaylar ve ilişkiler zincirinin bazı halkları çözülürken, onlara yeni halkalar ekleniyor, girift ve alabildiğine şaşırtıcı gelişmeler birbirini kovalıyor.
... ve Yûsuf Bilâl!
1856 yılında sevk-i kaderle varlığından bile haberdâr olmadığı Amerika'ya savrulmuş olan ceddi Bilâl'in akıllara durgunluk veren macerasından 156 yıl sonra, ecdâd yurdu Türkiye'ye, Istanbul'a, Üsküdar'a geliyor!
Ve Yûsuf Bilâl, İmam Bilâl'in ve ölümsüz aşkı Râbia'nın izlerini bulmaya çalışırken kaderin bilinmezleri şaşırtıcı bir şekilde tecellî ediyor...
Hülâsâ, "Hikâye-i Râbia", yepyeni kahramanları ve sıradışı olay örgüsüyle yine heyecandan heyecana sürüklüyor, şaşırtıyor, derin derin düşündürüyor, kâh güldürüp, kâh ağlatıyor.
İlk görüşte...
Sesin, kapının eşiğinde duran sahibinin gördüğü anda Yusuf Bilal, hayatında o ana kadar hiç tanımamış olduğu derin bir hisle sarsıldı; ağzı, verilen selama mukabele etmeyi tamamlayamadan açık kaldı; gözleri, hafifçe çatılan kaşlarının altında sesin sahibinin yüzüne adeta kilitlendi; kalbi birden yerinden fırlayacakmış gibi hızla atmaya başladı, dudakları kurudu, elleri buz kesti: kapının eşiğinde simsiyah bir örtü ve simsiyah bir abayaya bürünmüş Muhsine Bergüzar hanımefendinin otuz-otuzbeş yıl önceki hali duruyordu. hafifçe çekik bir çift simsiyah göz neredeyse şeffafmış hissi uyandıran bembeyaz, dupduru bir ten ve ince, ince olduğı kadar da tatlı ve samimi ama vakur bir tebessüm...