Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Tarihi
2000
ISBN
975-7462-94-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergâh
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen "Yaşadığım Gibi" yazarın, şair, hikayeci - romancı ve edebiyat tarihçisi olarak millî kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.
Neden Altını Çizdim?
Yahya Kemal ve etrafında onu dinleyen talebeler gözümün önünde canlanıyor... 1920'ler... Savaştan yorulmuş, yorgun bir medeniyetin, gelecek istibdat dolu yıllardan henüz habersiz gençleri, bugün artık çok kimseye hitap etmeyen heyecanlarla bir hocanın etrafında halkalanmışlar... Zaman başka türlü ve başka hızla akmış gitmiş meçhule...

Böyle Hoca Böyle Talebe...

Ruhunun ateşiyle bizim genç varlıklarımızı yoğurmaya çalışan bu inanmış adamı (Yahya Kemal'i) sevmemek kabil değildi. Onu ilk önce sadece güzel birşey tadar gibi dinledik. Sonra, irticalî ve yüksek bir maharet, kendini tüketmekten hoşlanan bir heyecan sandığımız şeyin altında gizlenen ana fikri farkettik. Filhakika Yahya Kemal, bize bu sohbetlerde ve derslerde, uzun tefekkürünün meyvası olan çok dinamik realite ile gerek aktüel, gerek tarihî mânâlarında temas halinde bulunan bir milliyet anlayışını getiriyordu. Bu milliyetçilik, hızını tarihten alıyordu. Fakat bu, kitaplarda olduğu gibi satır ve kelime halinde kalmış bir bilgi şeklinde bir tarih değildi. Belki toprağa bağlı, onunla beraber yoğrulan ve inkişafını yapan ve böyle olduğu için insanı hakikî buudlan ve kıymetleri ile yakalamaya muvaffak olan bir tarihti. Bu tarih anlayışı bütün bir san'at ve edebiyat programıydı ve milliyet mefhumunun mucizesi ve yapıcı sırrı olan devam fikrini kendiliğinden ihtiva ediyordu. Onu dinlerken bütün Türk tarihi, kendimizi anlamak için sırrını sorup öğrenmeye mecbur olduğumuz bir alem gibi önümüzde canlanıyordu. Bizden evvel gelmiş, ömürlerinin macerasıyla, iman ve aşklarıyla bize bugünkü benliğimizi, bir ağacın meyvasını hazırlar gibi hazırlamış olan insanları anlamak için ne yapmıştık? Etrafımızdaki âbidelere, bu güzel şehre, Boğaziçi köylerine ve İstanbul'un ücra semtlerine, onlara dair soracağımız ne kadar çok şey vardı; ve bütün vatan böyle değil miydi? İşte bundan yirmi sene evvelin gençleri, etrafına toplandıkları, ancak on, onbeş yaş kendilerinden ilerde ustalarını, yumuşak bakışlı ve sabırlı işçi elli fikir atletini dinlerken böyle düşünüyorlardı. Cumhuriyet, 28 Temmuz 1942

Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
384
Baskı Tarihi
2005
Yazılış Tarihi
1982
ISBN
975-00125-1-8
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Doğu Kütüphânesi
Editörü
Halil Açıkgöz
Bu kitabın yazarı aslında Halil Açıkgöz ancak altını çizdiğimiz tüm satırlar Cemil Meriç'e ait olduğundan yazarı Cemil Meriç olarak girdik.
Neden Altını Çizdim?
Cemil Meriç'in yanında olup bu ve benzeri değerlendirmeleri kendinden dinlemeyi ne kadar isterdim...

Süleyman Nazif

Süleyman Nazif şâirdir, nâsir değil. Makaleleri toplanabilir. Bir tefekkür değil, bir heyecandır Süleyman Nazif. Şimdi övdüğünü biraz sonra yerin dibine batırır. Tarihin Yılan Hikâyesi diye bir kitabı vardır. Bir kuyumcuydu kendisi. Alev kelimesini ayın ile yazardı. Neymiş efendim, göze daha hoş görünüyormuş.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
438
Baskı Tarihi
Mayıs 2008
ISBN
978-975-9169-77-0
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Kırmızı
Editörü
Fahri Özdemir
"Bu çıkmazı aşmak için, bir zihin devrimine gerek vardır. Türkiye'de çağdaş ve özgürlükçü düşünce, kendisini yetmiş veya seksen yıldan beri cenderesine alan ipoteği atmalı, Türk modernleşmesinin tarihi eleştirel bir gözle yeniden değerlendirilmelidir." Ancak bu kambur atıldıktan sonradır ki, Kemal Atatürk adındaki parıltılı ve trajik insan, gerçek boyutlarında ele alınabilir; Türkiye gibi toplumlarda yüzyılda bir yetişen bu büyük kabiliyet, olağanüstü ihtirasları ve olağanüstü hatalarıyla, tarihte ait olduğu yere konabilir."

Kuduz Aşısı

Matbaanın gecikmesi, Osmanlı devletinin Batılılaşmaya karşı tutumunun göstergesi midir? Gutenberg'in 15.ci yüzyılda icat ettiği matbaanın Türkiye'ye (daha doğrusu Türkçe'ye) ikiyüzyetmiş yıl gecikmeyle girmesi, Osmanlı devletinin Batı kaynaklı gelişmelere karşı olumsuz tutumunun bir simgesi olarak sıklıkla anılır. Osmanlı devleti, hiç şüphesiz varlığının ve öneminin bilincinde olduğu halde, matbaa gibi önemli bir yeniliğe yüzyıllarca direnmiştir. Lale Devrinde kurulan basımevi bile Patrona Halil isyanında etkinliğini yitirecek, ve matbaa Türk toplumuna kalıcı olarak ancak 19.cu yüzyıl başlarında girecektir. Kemalist devrim, yaygın kanıya göre, işte bu bağnaz yapının kırılmasını sağlamıştır. Halil'den Hamit'e Gösterilen örnek hakikaten çarpıcıdır. Ancak aynı derecede çarpıcı olan husus, Osmanlı devletinin 1826'dan sonra geçirdiği değişimdir. Batı dünyasına yüzyıllarca sırtını çeviren Osmanlı devleti, 19.cu yüzyıldaki reform atılımıyla, başka pek çok ülkeden – bu arada Japonya'dan – daha önce ve daha hızlı bir şekilde Batı'ya yönelmiştir. Değişimin küçük fakat ilginç bir örneği, kuduz aşısı konusunda izlenebilir. Fransız hekimi Louis Pasteur kuduz aşısını keşfettiğini 26 Ekim 1885'te bilim dünyasına ilan etmiştir. 8 Haziran 1886'da II. Abdülhamid, insanlığa yararlı keşfinden ötürü kendisine birinci rütbeden Mecidiye nişanı ve 10.000 Osmanlı lirası ödül ile birlikte, staj için bir Osmanlı hekim heyeti gönderir. İstanbullu bir Rum olan Zoeros Paşa başkanlığındaki heyet, altı ay Pasteur'ün yanında eğitim gördükten sonra İstanbul'a dönerek yeryüzünün üçüncü kuduz hastanesi olan Dâülkelb ve Mikrobiyoloji Ameliyathanesini kurar. Türkiye'de ilk kuduz aşısı 3 Haziran 1887'de uygulanır.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kaknüs Yayınları
1969 Malatya doğumlu Mehmet Efe, Mızraksız İlmihal’de 80’li yıllarda “İslamcı” genç kuşağın öyküsünü anlatıyor. Bu kuşağın en acılı tecrübesi başörtüsü yasağıdır. Mehmet Efe, kendi içinde yaşadığı süreci anlatırken kendi kuşağında kişilik bölünmesi gibi bir inanç bölünmesi, bilinç sapması ya da perspektif kısırlığı olduğunu fark eder. Efe kitabında, artık kendimizden başlayarak, herşeyi açıklığa kavuşturmanın zamanı gelmeli, diyor. Müslüman olarak tabir edilen insanların da bu dünyaya ilişkin problemleri, karın ağrıları, dahası kimi özlem ve tutkuları olduğunu dile getiriyor.

Taşralıyız biz abicim

Hemen hemen hepimiz yoksul ailelerden geliyorduk. Hemen hemen hepimiz köylü, kasabalı ya da kısaca: Taşralıydık. Karşı çıktığımız şeylerin bir çoğu, hiçbir zaman sahip olmadığımız şeylerdi.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kaknüs Yayınları
1969 Malatya doğumlu Mehmet Efe, Mızraksız İlmihal’de 80’li yıllarda “İslamcı” genç kuşağın öyküsünü anlatıyor. Bu kuşağın en acılı tecrübesi başörtüsü yasağıdır. Mehmet Efe, kendi içinde yaşadığı süreci anlatırken kendi kuşağında kişilik bölünmesi gibi bir inanç bölünmesi, bilinç sapması ya da perspektif kısırlığı olduğunu fark eder. Efe kitabında, artık kendimizden başlayarak, herşeyi açıklığa kavuşturmanın zamanı gelmeli, diyor. Müslüman olarak tabir edilen insanların da bu dünyaya ilişkin problemleri, karın ağrıları, dahası kimi özlem ve tutkuları olduğunu dile getiriyor.

Keder

Ve defter, bir hadisle bitiyordu: "Ümmetimin öncekileri, sonrakilerden hayırlıdır. İkisinin arasında keder vardır." Bu hadisi ilk kez görüyordum, "ikisinin arasında keder...!"

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kaknüs Yayınları
1969 Malatya doğumlu Mehmet Efe, Mızraksız İlmihal’de 80’li yıllarda “İslamcı” genç kuşağın öyküsünü anlatıyor. Bu kuşağın en acılı tecrübesi başörtüsü yasağıdır. Mehmet Efe, kendi içinde yaşadığı süreci anlatırken kendi kuşağında kişilik bölünmesi gibi bir inanç bölünmesi, bilinç sapması ya da perspektif kısırlığı olduğunu fark eder. Efe kitabında, artık kendimizden başlayarak, herşeyi açıklığa kavuşturmanın zamanı gelmeli, diyor. Müslüman olarak tabir edilen insanların da bu dünyaya ilişkin problemleri, karın ağrıları, dahası kimi özlem ve tutkuları olduğunu dile getiriyor.

Nurhan'ın İlmihali

Güçlüydü günahlar, güçlüydü peygamberler Tanrım, biz ne kadar da güçsüz kaldık... Veliler, ızdırapların çocuklarıydı, Biz ızdıraptan da zevkten de, senden de mahrum kaldık. (Hüsrev Hatemi)

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kaknüs Yayınları
1969 Malatya doğumlu Mehmet Efe, Mızraksız İlmihal’de 80’li yıllarda “İslamcı” genç kuşağın öyküsünü anlatıyor. Bu kuşağın en acılı tecrübesi başörtüsü yasağıdır. Mehmet Efe, kendi içinde yaşadığı süreci anlatırken kendi kuşağında kişilik bölünmesi gibi bir inanç bölünmesi, bilinç sapması ya da perspektif kısırlığı olduğunu fark eder. Efe kitabında, artık kendimizden başlayarak, herşeyi açıklığa kavuşturmanın zamanı gelmeli, diyor. Müslüman olarak tabir edilen insanların da bu dünyaya ilişkin problemleri, karın ağrıları, dahası kimi özlem ve tutkuları olduğunu dile getiriyor.

Sözlerin en güçlüsü

Ömrümden diyorum, ömrümden bir dakika daha eksildi... Size anlatmalıyım, ağlamamaya çalışarak herşeyi... Çünkü ağlamak belge kılmaz sözlerimi. Ağlamak sözün en güçlüsü ama en aktarılmazıdır.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kaknüs Yayınları
1969 Malatya doğumlu Mehmet Efe, Mızraksız İlmihal’de 80’li yıllarda “İslamcı” genç kuşağın öyküsünü anlatıyor. Bu kuşağın en acılı tecrübesi başörtüsü yasağıdır. Mehmet Efe, kendi içinde yaşadığı süreci anlatırken kendi kuşağında kişilik bölünmesi gibi bir inanç bölünmesi, bilinç sapması ya da perspektif kısırlığı olduğunu fark eder. Efe kitabında, artık kendimizden başlayarak, herşeyi açıklığa kavuşturmanın zamanı gelmeli, diyor. Müslüman olarak tabir edilen insanların da bu dünyaya ilişkin problemleri, karın ağrıları, dahası kimi özlem ve tutkuları olduğunu dile getiriyor.

Yaşamalıyız

Yeni ve güçlü soluklarımız olmalı yeni ve güçlü ve şen şakrak huzur verici sözlerimiz olmalı yeni kitaplarımız ansiklopedilerimiz olmalı bir yabancı dilimiz arşivlerimiz kendimizin olan kendimiz olduğumuz evlerimiz olmalı kira vermemeliyiz kendiliğinden olmalı gülüşlerimiz göğüslerimize gül takabilmeliyiz gül atabileceğimiz sevgilerimiz olmalı yaşamın bir parçası olmalıyız yaşam bizimle yaşanır olmalı ayaklarımızın altında toprak başlarımızın üstünde rüzgar aylarımız nisan anlarımız bayram olmalı bize hergün bayram olmalı iyi olmalı,hoş olmalı zamansız sarhoş olmalıyız yani ne bileyim; yeniden doğmalıyız kurdelalardan girip yaşama kadim bir elmesın bütünleştiği yarın olup ikirciksiz dokunarak eşyaya mesela bir yakarış şarkısı gibi yaşamalıyız... yaşamalıyız... 1991/mehmet efe

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
119
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-8084-79-8
Baskı Sayısı
8. Baskı
Basım Yeri
Ankara
Yayın Evi
um:ag
Bu kitapta, Uğur Mumcu'nun, Atilla İlhan ve Adalet Ağaoğlu ile roman; Aziz Nesin ve Sadun Aren ile demokrasi; Avni Arbaş ve Duran Karaca ile resim; Halit Çelenk ve Mehmet Ali Aybar ile insan hakları üzerine söyleşileri var. Söze Nereden Başlasam, araştırmacılığı yaşama biçimine dönüştürmüş bir gazetecinin, beslenme kaynaklarını iyi bilen bir aydının duyarlılığını yansıtıyor. "Türkiye'de yazarlar, gazeteciler evrensel kültür ile haşır neşir oldukça, okurlarına o ölçüde katkıda bulunacaklardır.

Caminin altında dükkan..

Dünyada hiçbir tapınağın altında dükkan yoktur. Türk Müslümanlarından başka kimse caminin altında dükkan koymamıştır. Bu olay Araplarda da yoktur. (Aziz Nesin)

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
119
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-8084-79-8
Baskı Sayısı
8. Baskı
Basım Yeri
Ankara
Yayın Evi
um:ag
Bu kitapta, Uğur Mumcu'nun, Atilla İlhan ve Adalet Ağaoğlu ile roman; Aziz Nesin ve Sadun Aren ile demokrasi; Avni Arbaş ve Duran Karaca ile resim; Halit Çelenk ve Mehmet Ali Aybar ile insan hakları üzerine söyleşileri var. Söze Nereden Başlasam, araştırmacılığı yaşama biçimine dönüştürmüş bir gazetecinin, beslenme kaynaklarını iyi bilen bir aydının duyarlılığını yansıtıyor. "Türkiye'de yazarlar, gazeteciler evrensel kültür ile haşır neşir oldukça, okurlarına o ölçüde katkıda bulunacaklardır.

Politikacı demek..

Politikacı demek, saatlerce konuşup dinleyicileri coşkuya getirip hiçbir şey anlatmayan insan demektir. (Aziz Nesin)