Türü
Roman
Sayfa Sayısı
264
Baskı Tarihi
Eylül 2006
ISBN
978-975-14-1150-1
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Remzi Kitabevi
Editörü
Öner Ciravoğlu
Sabahattin Ali'nin Romanı
Neden Altını Çizdim?
Anlatılan hadise 26 Nisan 1944'te yaşanıyor.

İstiklal Marşı'nın Faideleri

Güvenlik güçleri göstericileri dağıtmaya kalkınca olayar çıktı. Bu durumlarda gençlerin uyguladıkları taktik İstiklâl Marşı'nı söylemekti . Onlar marşa başlar başlamaz polis "hazır ol"a geçiyor ve saldırganlar yan sokaklara dağılıyorlardı. Ama polis saygı duruşundayken başka bir grup polisin arkasından dolanarak yürüyüşe devam ediyordu.

Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
393
Baskı Tarihi
Kasım 2007
Yazılış Tarihi
1992
ISBN
9944-125-03-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İzmir
Yayın Evi
Kaynak
Editörü
Şeref Yılmaz
Yazan: AHMED ŞAHİN Yazı Kaynağı: Zaman Gazetesi, Ailem Eki, Sayı: 228 Çileli bir devrin hikayesini Ali Ulvi Kurucu merhumun hatıralarından okumak büyük bir şans. Hayatını tamamen ilme adamış yüksek bir kâmet olan merhum Kurucu, hatıralarıyla da irşad vazifesini yerine getiriyor.

Babamın Göz Yaşları

Cidde göründükten sonra, babamın, vapurun güvertesinde namazda secdeye gittiği zaman hıçkıra hıçkıra bir ağlaması vardır ki, hayalimden silinmez bir manzaradır. Peder o sırada elli yaşını geçmişti. Hicaz'a ilk defa geliyordu. Çünkü o yıkarda hac ve umre, Müslüman Türk'e devlet eliyle yasaklanmıştı... Hac unutulmuş, Türk'ün hacca umreye gidebilmesi hayal olmuştu. Türkiye'den hacca tâ 1947 yılına kadar resmen izin ve pasaport alarak hiç kimse gidememiştir. Türkler, İslâm dünyasından herşeyleri ile koparılmıştır... Yazısı, tarihi, mazisi, takvimi, kıyafeti, kanunu, cuması ve ezanı ile Türk, diğer Müslüman kardeşlerinden koparılmıştır... Türk'ün Müslüman ecdadı kötülenir, Fatihlerin türbelerine zincirler vurulurken, Cengizler, Attilâlar, Meteler övülmüş, bunların heykelleri dikilmiştir. İşte o mahrumiyetlerin içinden sıyrılıp da Cidde sahillerine kadar gelebilmiş olan bir Müslüman'ın duygularını, babam, secdede hıçkıra hıçkıra ağlayarak göstermekteydi.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Bir Facianın Hikayesi Cemil Meriç`in artık basılmayacak bir eseridir. Kitabın basılan ve basılacak olan diger kitaplara dercedildigi, edilecegi söylenmektedir. Meriç`in mirasının eksiksiz ve aslına uygun olarak okuruna ulastırılabilmesi için internetin sundugu imkanları kullanmak zaruri hale gelmistir. Kitabı bilgisayara aktardıktan sonra orjinalinde bulunan imla, gramer ve tüm baskı, dizgi hataları editörümüz tarafından kitabın aslıyla karsılastırılarak yeniden tashih edilmis, düzeltilmistir. Editörümüzün hassasiyeti ve titizligi kitabın yayımlanma sürecini geciktirmistir.

Egzistansiyalizm

Batı düşüncesinin son armağanı Marksizm’den bu yana Avrupalı kafası tek felsefe mektebi kurabilmiştir: Egzistansiyalizm. Egzistansiyalizm’in edebiyat çevrelerinde en tanınmış temsilcisi: Albert Camus. Camus'un temel düşüncesi Sizif miti (1943) ile İsyan (1951)dadır. Hayatın içinde gelişen bir düşünce karşısındayız. Kendi de söylüyor : “Düşünce, bir ömrün tecrübesiyle kaynaşır ve bu tecrübeye göre biçimlenir.” Sizif masalı ile İsyan eden insanı ayrı ayrı inceleyelim. Camus önsözde uyarıyor bizi. Kitapta tasvirini yaptığı: Bir ruh hastalığı. Sorumluluğu yüklenmemektedir. Mit, kısa bir zaman için geçerli, nasıl bir geleceğe yöneliyor, kestiremeyiz. Sizif masalı'nın ana teması: İntihar. Kavramın imtiyazlı bir yeri var. Yazarın düşüncesi oradan fışkırıyor. Camus, intiharı incelemekten çok bir cevabı değerlendiriyor. Hayatın anlamı nedir sualine verilen cevap. Düzeyde kalan izahlara iltifat etmiyor Camus. Yargısı şu: Hayat, abestir. Niçin katlanıyoruz? Alışkanlıktan. “Canına kıymak demek, bu alışkanlığın ne kadar abes olduğunu, yaşamak için hiç bir ciddî sebep bulunmadığını, her Allah'ın günü didinmenin çılgınlığını ve ıstırabın faydasızlığını anladım demektir”. Kısaca, canına kıymak, hayatın yaşamağa değmediğini kabul etmektir. Camus, bir müntehir adayı olarak, gündelik hayatın boşluğunu derinden derine duyar. Ama can tatlı. Hayatın anlamı olmasa da, yaşamalı. Bu çelişkiden doğuyor Camus'un cevabı ve kahramanlığını vurguluyor. Hayatın anlamsızlığını uzun uzadıya anlatır Camus. Hem gönlümüzle hem kafamızla duyarız bu anlamsızlığı. Düşüncenin de, eylemin de eşiğinde abes var. Belki karışık, belki müphem. Ama kesin bir duygu. Uzak, ama mevcud. Bir beklenmedik duygu, bir yolun dönemecinde veya bir lokantanın aralığında içinize çöker. Ani ve rezil bir duygu. Birden yakalayıverir sizi. Ve bütün hayatınızı değiştirir. Size mahsus bir tecrübe. Başkasına aktaramazsınız.

Türü
Şiir
Sayfa Sayısı
117
Baskı Tarihi
2006
ISBN
9789754588033
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
İş Bankası Yayınları / Hasan Ali Yücel Serisi
Mütercimi
Tahsin Yücel
Neden Altını Çizdim?
Sayfa numarası yanlış olabilir, üzgünüm.

Pasta

Yolculuktaydım. Çevremdeki görünümün dayanılmaz bir büyüklüğü, dayanılmaz bir soyluluğu vardı. Hiç kuşku­suz ruhuma da bir şeyler geçti ondan. Düşüncelerim havanın hafifliğine eşit bir hafiflilikle uçuşuyorlardı; kin gibi, kutsal­lıktan yoksun aşk gibi bayağı tutkular, ayaklarımın altından, uçurumların dibinden sıra sıra geçen bulutlar ka­dar uzak görünüyorlardı şimdi bana; ruhum da beni saran gök kubbe kadar geniş, gök kubbe kadar arı gibiydi; yersel nesnelerin anısı zayıflayıp azalarak geliyordu, uzaktan, çok uzaktan, bir başka dağın yamacından geçen fark edilmez sı­ğırların çıngırak sesleri gibi. Uçsuz bucaksız derinliğiyle ka­ra, ufak, kımıltısız gölün üzerinden bir bulutun gölgesi geçi­yordu bazı bazı, gökte uçan bir hava devinin mantosunun yansıması gibiydi. Tümüyle sessiz bir büyük devinimin do­ğurduğu bu tantanalı, bu ender duyunun içimi korkuyla ka­rışık bir sevinçle doldurduğunu anımsıyorum. Kısacası, çevremi saran coşturucu güzelliğin yardımıyla, kendi ken­dimle de, evrenle de tam bir barış içinde buluyordum benli­ğimi; hatta, eksiksiz mutluluğum içinde, her türlü yersel dertlerin tam unutuluşu içinde, insanın doğuştan iyi olduğu­nu ileri süren gazeteleri pek de gülünç bulmamaya başlamıştım; bu sırada, amansız bedenim isteklerini bir daha yineledi; böylesine uzun bir yokuş çıkmanın doğurduğu yorgunluğu gidermeyi, iştahımı dindirmeyi düşündüm. Büyük bir ekmek parçası, bir meşin kap, bir de o zamanlar turistler için ecza­nelerde satılan, gerekince karla karıştırılan iksirin şişesini çıkardım cebimden. Sakin sakin ekmeğimi keserken, çok hafif bir gürültü üzerine başımı kaldırdım. Önümde üstü-başı paramparça, saçı başı darmadağın, kara, ufak bir yaratık durmadaydı, çökük, ürkek, yalvarmaklı gözleriyle ekmeğimi yiyordu.. Sonra alçak, boğuk bir sesle, içini çeke çeke: Pasta sözcüğü­nü söylediğini duydum! Nerdeyse ak denilebilecek ekmeğime verdiği soylu adı işitince gülmekten kendimi alamadım, bir dilim kesip verdim. Can attığı nesneden gözlerini ayırma­dan, ağır ağır yaklaştı; sonra, parçayı eliyle kaparak hızla geriledi, armağanımı gerçekten vermememden ya da birdenbire pişman olmamdan korkuyordu sanki. Ama tam bu sırada bir başka küçük yabanıl takla at­tırdı kendisine, kim bilir nereden çıkmıştı, ilk gelene öylesine benziyordu ki, ikiz kardeşi sanılabilirdi. Birlikte yere yu­varlandılar, değerli av için kavga ediyorlardı. Öteki de, beri­ki de kardeş için ekmeğinin yarısından geçmiyordu. Birinci­si küplere binmişti, ikincisini saçlarından yakaladı; o da diş­lerini onun kulağına geçirdi, ufak, kanlı bir parçasını da yer­li ağzı bir zorlu küfürle yere tükürdü. Pastanın gerçek sahi­bi küçük pençelerini zorbanın gözlerine sokmaya çalıştı; öteki, bir eliyle savaş ödülünü cebine sokmaya çalışırken, öbür eliyle düşmanını boğmak için bütün gücünü harcadı. Ama yenik düşen kardeş, umutsuzlukla canlanıp doğrulu­verdi, kafasını var gücüyle midesine indirerek yere yuvarladı yenmişti. Çocuk güçlerinden umulandan çok daha uzun süren çirkin çarpışmayı ne diye anlatmalı? Pasta elden ele dolaşıyor, her an cep değiştiriyordu; ama boyutları da değişi­yordu işin kötüsü. En sonunda bitkin, soluk soluğa, kanlar içinde kalıp da kavgayı sürdürmenin olanaksızlığı yüzünden durdukları zaman, savaşmak için de hiçbir neden kalmamıştı; ekmek parçası yok olmuş, içine karıştığı kum taneleri gibi birer kırıntı olup saçılmıştı. Görünümü sislendirmişti bu gördüklerim, bu küçük adamları görmeden önce ruhumu keyfe getiren durgun sevinç de tümüyle geçmişti; uzun zaman hüzün içinde kaldım, yineleyip duruyordum: "Ekmeğin pasta diye adlandırıldığı, tam bir kardeş kavgası doğuracak kadar ender bir katık ol­duğu, eşsiz bir ülke varmış demek!" Çev: Tahsin Yücel

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Bir Facianın Hikayesi Cemil Meriç`in artık basılmayacak bir eseridir. Kitabın basılan ve basılacak olan diger kitaplara dercedildigi, edilecegi söylenmektedir. Meriç`in mirasının eksiksiz ve aslına uygun olarak okuruna ulastırılabilmesi için internetin sundugu imkanları kullanmak zaruri hale gelmistir. Kitabı bilgisayara aktardıktan sonra orjinalinde bulunan imla, gramer ve tüm baskı, dizgi hataları editörümüz tarafından kitabın aslıyla karsılastırılarak yeniden tashih edilmis, düzeltilmistir. Editörümüzün hassasiyeti ve titizligi kitabın yayımlanma sürecini geciktirmistir.

İnsanoğlu

Toplumda daha az yetenekli, daha az kurnaz, daha az güçlü olan, kuvvetli tarafından ya mahvedilir, ya köleleştirilir. İlkel klanların barbar şiddeti yerine otorite geçmiştir. Otoritenin ayırıcı vasfı: geniş bir mülkiyettir. Ayakta durmak için bir hukuk icad etmiştir, icra vasıtası da devlettir. Sosyalistin “iktisadi yapı değiştirilirse, her şey düzelir” iddiası anarşisti güldürüyor. Çünkü anlamıştır ki insanın biricik meselesi insandır. İktisadi münasebetler ne kadar değişirse değişsin, insan hep aynı kalacaktır. Bunun içindir ki anarşist insanın kucağında yaşıyacağı yeni liberter (hürriyetçi) toplumun nasıl bir toplum olacağını anlatırken, her şeyden önce insanoğlunun tekâmülü üzerinde durur. Bakunin'in teklif ettiği seçim karşısındayız: “Tanrı’yı kabul etmek, insanlığın köleliğine evet demektir. Tanrı, insanın hürriyetsizliğidir; insanın hürriyeti ilâhi heyulanın yok edilmesine bağlı. Dilemma bu, üçüncü yol yok ki tercih edelim.” Eski tanrılar iktidarlarını yeni bir puta aktardılar: devlete.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Bir Facianın Hikayesi Cemil Meriç`in artık basılmayacak bir eseridir. Kitabın basılan ve basılacak olan diger kitaplara dercedildigi, edilecegi söylenmektedir. Meriç`in mirasının eksiksiz ve aslına uygun olarak okuruna ulastırılabilmesi için internetin sundugu imkanları kullanmak zaruri hale gelmistir. Kitabı bilgisayara aktardıktan sonra orjinalinde bulunan imla, gramer ve tüm baskı, dizgi hataları editörümüz tarafından kitabın aslıyla karsılastırılarak yeniden tashih edilmis, düzeltilmistir. Editörümüzün hassasiyeti ve titizligi kitabın yayımlanma sürecini geciktirmistir.

Ol veya Öl

Anarşizm başarıya ulaşamaz, hele modern dünyada. İnsana Don Kişot'un trajik asaletini hatırlatır ister istemez. Yel değirmenlerinin toprağa fırlattığı Don Kişot'un. Bu değirmenler makineleşen bir dünyanın sembolü. Hayata da insana da aldırmazlar. Geçen asrın sonlarında bir Fransız hukukçusu şöyle yazıyordu: “Bugün başrolde üç aktör var: parababası, politikacı, anarşist. Makinalaşan realite, gemi azıya alan üretim, politikacı ile iş adamını eritti; artık güçleri sadece görünüşte. Modern dünya belli bir insan tipi doğuruyor hep, Janus'a benzeyen bir insan: bir yüzü ile robot, bir yüzü ile manda! Reklâmın ve propagandanın biçimlendirdiği, Pavlov'un köpekleri gibi şartlı reflekslerle harekete geçen bu insan karşısında isyan ediyor anarşist. Ve öfke ile haykırıyor çağdaşlarına: “Ol veya öl.”

Sayfa Sayısı
339
Baskı Tarihi
1997
Yazılış Tarihi
1974
ISBN
975-470-281-0
Baskı Sayısı
8. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İletişim
Editörü
Mahmut Ali Meriç
Türkiye'de son zamanda yetişmiş en önemli aydınlardan, büyük filozof Cemil Meriç'in belki de en önemli eseridir. Binlerce sayfanın bilgisini küçük bir kitaba sığdırabilecek kadar usta yazarın ilmek ilmek örgülediği eşsiz bir dantela... Avrupayı, Osmanlıyı, Hind'i ,Çin'i motiflediği bir kanaviçe resmi.. "Bu ülke" de Tagore'dan Kemal Tahir'e..Oradan Said Nursi'ye.. ve oradan da İbn Haldun'a kadar onlarca ismi bulabilirsiniz. (http://www.itusozluk.com/goster.php/bu+%FClke)

Kitap

Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar, kumsalda oynayan çocuk. İçine gönlünü boşalttığın şişeyi belki açarlar belki açmazlar.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
159
Baskı Tarihi
1995
ISBN
975-406-357-5
Baskı Sayısı
4. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Cem Yayınevi
Mütercimi
Sabahattin Eyuboğlu-Vedat Günyol
Thomas More tarafından, Yunanca “olmayan yer” sözcüğünden "yaratılmış" kelime ve aynı ismi taşıyan kitap. More, Yunanca yer anlamına gelen sözcüğün önüne iyi anlamına gelen "eu" ve yok anlamına gelen "ou" takılarını birlikte çağrıştıran bir hece getirmiş, böylece aynı anda "iyi yer" ve "yok yer", yani "olmayan yer" anlamını taşıyan bir tür cinas yapmıştır. More'un 1516'da yazdığı aynı isimdeki kitap, var olmayan bir hayali adada geçmektedir. More kitabında ütopyalıları ve onların yaşam biçimlerini anlatarak, döneminin İngilteresi'ne bir eleştiri getirir.

Yol

Mezarsız ölünün kefeni göklerdir; her yerde Tanrı'ya giden bir yol vardır.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
277
Baskı Tarihi
Ocak 2010
ISBN
978-975-289-670-3
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Everest Yayınları
Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini; Ortadoğu'dan. Bizden alıp döküntülerini iade ettikleri hikâyelerimizi geri almak için… Aşklarımızı, acılarımızı, haysiyetimizi… Yağmalandıkça kapattığın kalbini aç şimdi. Çünkü bu senin hikâyen. Sen de Ortadoğulusun!

İnsanların kalplerini yağmalıyorlar

"Bir çocuk görmüştüm, Afganistan'da bombalanan evinin önünde ağlıyordu. Anası-babası ölmüş ve elinde yanmış bir Kur'an. Kur'an'a ağlıyordu. Başka bir şey bu... Allahlarını yağmalıyorlar. Ama mesela Allah değil. İnsanların kalplerini tarif edecek başka bir sözcüğü kalmadı. İnsanların kalplerini yağmalıyorlar. Onlar da kalplerini kapatıyorlar. Hikayelerimizi yağmalıyorlar.Kıra döke Asur tabletlerini nasıl kaçırıyorlarsa, hikayelerimizi de bizden öyle kıra döke alıyorlar. Sonra geri kalan döküntüleri bize veriyorlar. "Alın siz busunuz!..." New York Times Bestseller listelerine giriyor döküntülerimiz. Döküntülerimizi Kızılderililerie renkli camlar verir gibi bize geri gönderiyorlar. "