Sayfa Sayısı
339
Baskı Tarihi
1997
Yazılış Tarihi
1974
ISBN
975-470-281-0
Baskı Sayısı
8. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İletişim
Editörü
Mahmut Ali Meriç
Türkiye'de son zamanda yetişmiş en önemli aydınlardan, büyük filozof Cemil Meriç'in belki de en önemli eseridir. Binlerce sayfanın bilgisini küçük bir kitaba sığdırabilecek kadar usta yazarın ilmek ilmek örgülediği eşsiz bir dantela... Avrupayı, Osmanlıyı, Hind'i ,Çin'i motiflediği bir kanaviçe resmi.. "Bu ülke" de Tagore'dan Kemal Tahir'e..Oradan Said Nursi'ye.. ve oradan da İbn Haldun'a kadar onlarca ismi bulabilirsiniz. (http://www.itusozluk.com/goster.php/bu+%FClke)

Gerici Kim?

Canavalarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor. Tanımadığımız bir dünya bu. İthal malı mefhumların kaypak ve karanlık dünyası. Gerçek, kelimelerin arkasında kayboluyor. Ne güzel tarif: '' Gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiç bir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeye çalışan (Kimse) '' (Meydan- Larousse). Tarifin tek kusuru bu ucubenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi. Murdar bir hal'den muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir. 4. Murat'a, Süleyman devrine dön! diye haykıran Koçi Bey'den Reşat Paşa'ya kadar Osmanlı Devleti'nin bütün ıslahatçıları gerici. Dante, yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac eserini iki ezeli hakikatin ışığında yazar: kilise ve krallık. Dostoyevski maziye aşık. Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici! Gerici, ilerici... Düşünce hürriyeti bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar, düşünce hürriyeti ve düşünce namusu.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
350
Baskı Tarihi
2013
Yazılış Tarihi
1948
ISBN
978-975-07-1283-8
Baskı Sayısı
38. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Can Yayınları
Editörü
Ayça Sabuncuoğlu
Mütercimi
Celâl Üster
Orijinal Adı
Nineteen Eighty Four

Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

Özgürlük

Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir.Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
157
Baskı Tarihi
1924(ingilizce basım)
Yazılış Tarihi
1920
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ayrıntı
Editörü
Bülent Somay
Mütercimi
Füsun Tülek
Orijinal Adı
Mıy

Biz", (Rusça: Мы - Mıy), Rus yazar Yevgeni İvanoviç Zamyatin'in bir romanı. Yazarın en bilinen eseri ve tek roman çalışmasıdır. 1920 yılında kaleme alınan eser yazarın ülkesinde ancak 1988 yılında yayımlanmıştır.26.yüzyılda geçen romanda insan doğadan ve kendi "ben"liğinden koparılmıştır."Biz"leşerek teknolojiye ve bürokratik devlete teslim olmuştur.Kişisellik yoktur.İnsanların adları değil,numaraları vardır.Saydam,cam duvarlar arasında yaşayaninsanlarınher dakikası devletçe belirlenmekte,denetlenmektedir.

Bir Duyuru

Tek Devlet Gazetesi'nde bugün yayımlanan bir duyuruyu aynen aktarıyorum: İntegral'în yapımı yüz yirmi gün içinde tamamlanacaktır.İlk İntegral'in süzülerek kozmik boşluğa yükseleceği o tarihi büyük an yakındır.Kahraman atalarımız,bin yıl önce tüm yerküreyi Tek Devlet'in egemenliği altına soktular.Şimdi önünüzde daha yüce bir görev var:Ateş soluyan,elektrikli,cam İntegral'in yardımıyla sonsuz yaradılış denklemini bütünleştireceksiniz.Göreviniz,öbür gezegenlerde ve belki de hala o ilkel özgürlük aşamasında yaşayan meçhul varlıkları aklın boyunduruğu altına almaktır.Eğer kendilerine matematiksel olarak doğrulanmış mutlak mutluluğu getirdiğimizi anlayamazlarsa onları mutlu olmaya zorlamak görevimizdir.Ama silahlara başvurmadan önce sözün gücünü deneyeceğiz. Velinimet adına Tek Devlet'in tüm sayılarına duyurulur. Yapabileceğine inanan herkes,Tek Devlet'in güzelliğini ve ihtişamını vurgulayan şiirler,methiyeler,bildiriler ve benzeri eserler yaratmalıdır.Bu,İntegral'in taşıyacağı ilk yük olacaktır. Yaşasın Tek Devlet!Yaşasın Sayılar!Yaşasın Velinimet!

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Tarihi
2000
ISBN
975-7462-94-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergâh
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen "Yaşadığım Gibi" yazarın, şair, hikayeci - romancı ve edebiyat tarihçisi olarak millî kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.
Neden Altını Çizdim?
"epeyce müphem, hattâ bazan karanlıkta yapılmış bir
el işareti gibi mânâsız izahlar" ifadesi ne kadar güçlü bir ifâde!

İnsan

Diyalektik, insanı tarife çalıştı. Meşhur tüysüz ve iki ayaklı hayvan safsatasından siyası, mantık! veya sadece teessürî mahlûk düsturlarına kadar bir yığın tarif, "insan bir tezatlar mecmuasıdır", "insan bir âhenktir" tarzında epeyce müphem, hattâ bazan karanlıkta yapılmış bir el işareti gibi mânâsız izahlar hepimizin hatınndadır. Pascal'ın insan hakkında verdiği "düşünen saz" tarifi, şiirin diliyle söylendiği için bu cinsten tecritlerin en güzeli, belki en manalısıdır.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir.
Neden Altını Çizdim?
Peyami Safa'nın şiir hakkındaki bu görüşlerini çok beğendim! :-)

Şiir Ve Nesir

Yenilik, edebiyatımızda şiir ve nesir arasındaki büyük mahiyet farkının tam idrak edilmemiş olması, nesre kaçan şiirin adiliğini, şiire kaçan nesre de musallat etmiştir. Makaleler, muhasebeler, seyahat mektupları, fıkralar çoğu mensur şiir hâlinde yazılıyor. Garp nesrinde, ancak seyrekliği mazur görülen ve tasannu'un tâ kendisi olduğu için ifratı büyük ayıp telâkki edilen teşbihçilik ve istiare-cilik ve bizde hâlâ güzel yazının işareti ve belki de ilk şartı zannedildiği için, bu "teşaur" çirkinliğinden kurtulamayanlar çoktur. Unutuluyor ki, bir manzumenin içinde güzel olabilen hayâller, gayesi "affirmationne" ve isbat olan nesrin içinde O'nun mantıkî ve riyazî bünyesine zıttır. Nesrin kanaat verdiği telkin şartı, şiirinkine hiç benzemediği için muhayyeleye ait unsurların müdahalesi tefekkürün mantıkî sistemini bozar; zekî tasarruflara icazlara ve sarahate mâni olur. Fikirlerinin adiliğini bir ibarenin alaca renklerinde ve sun'î karanlığında gizlenmek isteyenleri muhtaç oldukları bu hileden mahrum etmek kolay değildir. Milliyet

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir.

Tenkit Ve Tarih

Hüküm veremediğimiz veya hüküm vermek istemediğimiz her meseleyi tarihe havale deriz. Eminim ki, şu cümleler, dünyanın hiç bir dilinde bizde olduğu kadar çok kullanılmamıştır: "Tarihe bırakalım, son hükmü o verecek." Tarih hüküm vermez. Hâdiseleri ve onlar hakkında verilen hükümleri tarafsızca kaydeder. Mânâlar ve sebepler üzerinde duran tarih değil, tarih felsefesidir. O da her hâdise ve her şahıs hakkında ayrı hüküm vermez, hâdiselerin sebeplilik silsilesinden çıkan mânâyı, hattâ böyle bir mânâ olup olmadığını araştırır. Bizim tarihlerimizin çoğu objektiflikten mahrumdur ve hemen hepsi metodsuzdur. Yanlış, hattâ ters hükümlerle doludur. Akıllıya deli, câhile âlim, palavracıya inkılâpçı, korkağa kahraman, hilekâra dâhî dediği çoktur. Bizim tarihlerim z tarihçilerin görüşünü, mizacını, tercihini ifade eder. Oysa ki tarihin kendine hâs görüşü yoktur. O, çeşitli görüşleri kaydeder. Biz, Noel Baba gibi hayalî bir Tarih Baba tasarlarız. Uzun beyaz sakalı vardır. Allah gibi en yüksek akıl, peygamber gibi ebedî gerçeklerin sözcüsü, mukaddes kitap gibi bu sözlerin kitabıdır. Tenkidini beceremediğimiz veya tenkidinden kaçtığımız her hâdise ve her şahıs için sözü ona bırakırız. Çünkü bizde metodlu tenkid yoktur. Taraf müdafaası vardır. Ya tuttuğumuz tarafı müdafaa ederiz veya karşı tarafı yerin dibine geçiririz. Başımız sıkışınca da "Söz tarihindir" deriz. Tarih hüküm verecekse, tenkide ne lüzum var? Tenkid hakemse tarih nedir? Tarih tenkidin verdiği hükümleri bozan veya doğrulayan bir temyiz mahkemesi değildir. Çünkü tenkid gibi tarih de insanın kaleminden çıkar. Eğer tarih tarafsızsa birbirine zıt tenkid hükümlerini tarafsızca kaydetmek ve gelecek nesillere intikal ettirmek zorundadır. Mübalâğalı bile olsa, şöyle bir kestirme hükümle bu acı mevzuu bağlayabiliriz: Tenkid ve tarih anlayışımız bozuk olduğu için, bizde gerçek mânâsiyle ne tenkid vardır, ne de tarih. Milliyet, 2 Mart 1957

Yalnız adam

fakat işin garibi, aynı merhalelerden geçmelerine, içlerinde aynı zemberekler çalışmasına rağmen, kendisinde belki onlarla en iyi anlaşacak taraftan habersizdi. hayır, oturmak, onlarla konuşmak beyhudeydi. bütün bu insanlar dostlarıydı. tıpkı bu kahve, bu ağ, bu duvara dayalı direkler, biraz ilerdeki cami, çeşme gibi hepsi dostuydular. hattâ şu iskelede her sabah kendisini bekleyen ve buraya kadar peşinden gelen, belki de ta yukarıya kadar onunla çıkacak olan siyah kıvırcık tüylü köpek yavrusu da dostuydu. fakat bugün Mümtaz sevincinde yalnızdı ve bu hep böyle olacaktı. yarın ıstıraplarında yalnız kalacak. bütün tanıdıkları, dostları için bir muamma, bir meçhul. yahut hayatın kenarına fırlamış bir rakam olacak, öbürsü gün öldüğü zaman da aynı şekilde yalnız ölecekti...''

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
157
Baskı Tarihi
1981
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Yalçın Yayınları
Cengiz Çandar'ın seksenlerin başında İran üzerine kaleme aldığı eseri.

Devrim Kuramında Devrim

İran'da tanık olunan iktidar mücadelesi tarihsel kökenlere dayandığı kadar Devrim'in kendine özgü, benzersiz özelliklerinden de birinci derecede etkilenmiştir. İdeolojik çerçevesi, Müslüman intelligentsia’nın geleneksel ve çağdaş kesimleri arasında ortaya çıkan tarihsel ayrılıkla çizilmekle birlikte, İslam Devrimi’nin hiçbir başka devrimle kıyaslanılması mümkün olmayan yepyeni öğeleri, İran’da Devrim’in zaferinin hemen ardından yaşanmaya başlanan iktidar mücadelesinin biçimini ve aşamalarını tayin etmiştir. S.57 İran Devrimi’nin yakın tarihteki diğer devrimlerden kendisini ayırt edici özelliklerini saptamak iktidar mücadelesinin aşamalarını ve biçimlenmesini aydınlanmasına da yardımcı olacaktır. Hatta, “Devrim kendi evlatlarını yer” geleneğinin, İran Devrimi sonrasında rastlanmaması, yani iktidar mücadelesini yöntemlerindeki değişiklik de İran İslam Devrimi’nin ayırt edici özelliklerinde gizlidir. S.57 Devrim en başta, yakın tarihte görülen burjuva ya da sosyalist devrimlerden ideolojik içeriğiyle, İslami olmasıyla ayırmaktadır. Kitlelerin harekete geçiren itici güç, maddi dürtülerden çok kültürel öğeler olmuş ve silahsız milyonlar, Orta Doğu bölgesini en iyi silahlanmış ve donanmış ordusu tarafından koruman bir rejime kaşı İslami değerlerin, Allah inancının ve Şehitlik arayışının muazzam manevi etkisiyle kendilerinde ayaklanma gücünü bulmuşlardır. S. 57

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir.

Niçin Dâva Etmem?

Yarım asıra yakın meslek hayatımda irili ufaklı kalem sahiplerinin yüzlerce hakaretine ve iftirasına uğradım. Hepsinin cevabını verdim, fakat hiç birini dâva etmedim. Birçok yazılarımda, cevaplarına tahammül etmek şartiyle, herkesin bana dilediği şiddet ölçüsünde hücum edebileceğini ve herhangi bir kalem sahibi aleyhinde hakaret dâvası açmayacağımı tekrarladım, bu sözüme de sadık kaldım. Kendim kabul edip yine kendime kabul ettirdiğim bu kanunun gerekçesi, şartsız ve hudutsuz bir fikir hürriyetine taraftar olmak değildir. Bilâkis, fikirlerin mevcut olmadığı münakaşa hallerinde fikir hürriyetinin de boş bir kavram olduğunu bilirim. Fikir hürriyeti yalnız fikir sahiplerinin hakkıdır İnsan hür doğmaz, boş doğar. Fikir ve hürriyet sonradan gayret ve liyakat yoluyla elde edilmek lâzımdır. Biz kanunun değil ancak kafanın verdiği hürriyete lâyık olabiliriz. Küfür eden yazarlar elbette bu hürriyete lâyık değildirler ve adalete hesap vermeleri doğru olur. Fakat elinde kalemi, önünde kâğıdı, verilecek cevabı ve bunu yayınlayabileceği gazetesi olan bir yazarın hakarete uğradığını farzettiği hallerde yapacağı şey mahkemeden imdat istemek değildir. Birisi benim dinsiz olduğumu yazarsa, evvelâ bunu hakaret saymam; bu yanlış iddiayı yüzükoyun yere kapaklandırmak için iki kelime kâfidir: "Elhamdülillah Müslümanım!" Fikir münakaşala-rında, ispattan daha yıkıcı, delilden daha öldürücü silâh yoktur. Bunlara sahip olmağa çalışırım, sahip olduğum zaman da adaleti kendime siper edip er meydanından kaçmam. Birinci sebep bu. Başka bir sebep de, yüksek basın seviyesinden mahrum memleketlerde sert şekilleri tatbik edilen Basın ve Ceza Kanunlarının en seviyesiz muarızlarıma karşı benim arzumla harekete gelmesini doğru bulmayışımdır. Muharrir adına lâyık bir adam, kanundan evvel kendi vicdanından korkar. Bu vicdana sahip olmayanları kanun yoluyla bir müddet susturmak mümkün, fakat ikna yollarının dışında onlara bir vicdan kazandırmak imkânsızdır. Nihayet bir de mesleğinin meslekdaş seviyelerini aşan yüksek bir değer mertebesi vardır. Herhangi bir kalem sahibinin bir maznun sandalyesine oturttuğum zaman, ben o nasibsizin şahsında mesleğimi küçük düşürmüş, bana hakaret edildiği iddiasıyla herhangi bir kaleme hakaret etmiş olurum. Çünkü benim yazı müessesesine karşı beslediğim saygı, en âdisinden en kalitelisine kadar her çeşit kalemi düşürmeyi değil, yere düşerse onu alıp kaldırmayı bana emreder... Bu sebeplerden ötürü hiç bir kalem sahibini dâva etmedim, etmem ve bundan sonra prensibime sadık kalmak, sabrını bana vermesini Allah'tan dilerim. Tercüman, 1960

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
157
Baskı Tarihi
1981
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Yalçın Yayınları
Cengiz Çandar'ın seksenlerin başında İran üzerine kaleme aldığı eseri.

Musaddık'tan Humeyni'ye Devrim'in Tarihsel ve İdeolojik Kökleri

ÖZGÜRLÜK FIŞKIRMASI VE İKİ YAŞAM BİÇİMİ İman Humeyni, Ayetullah Talegani, 30’larındaki gen önderleri Mesut Recevi’nin afişlerini ve resimlerini tezgahlarına asanlar ise solcu-İslamcı olarak nitelenen Halk Mücahitleri Örgüt. Halk Mücahitleri’nin yayın tezgahlarında 1977 yılında SAVAK tarafından 44 yaşındayken öldürülen, İslam Devrimi’nin unutulmaz ideologlarından Dr. Ali Şeraiti’nin resimlerine de mutlaka rastlanır. S.25-26