Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir.

Ayağa Düşen Bir Edebiyatın Değeri!

Bir edebiyat konferansının bir stadyum kadar kalabalık toplandığı gün, gazeteler edebî hâdiseye de spor kadar alâka gösterirler. Fakat, Allah o günleri göstermesin. Futbol gibi ayağa düşen bir edebiyatın değerinden de, gelişme şanslarından da şüphe ve endişe etmek lâzımdır. Milliyet, 26 Şubat 1955

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir.

Lisanın Vatanı

Amasya elmasının, Yafa portakalının, Brezilya kahvesinin bile, yetişmek için tabiattan istedikleri toprak ve iklim hususîlikleri içinde birer vatanı olduğu halde, lisan gibi, tarih ve an'ane gibi yüzde yüz millî şartların mihrakı ortasından fırlayan san'atkâr, muhitine hiçbir tesir borçlu olmayan, köksüz ve topraksız bir semâvî tayf, san'at da yerini, yurdunu, ikametgâh tezkeresini kaybetmiş, hududdan hududa sürülen bir serseri heyecan mıdır? Shakespeare'in milletlerarası kıymeti, onun İngiliz olmasına mâni değildir; bu şöhret herhangi bir İngilizin İngiliz olmak gururunu azaltmıyor, çoğaltıyor ve herhangi bir Siyamlıya, beşeriyetin malı olduğu söylenen Hamlet müellifiyle bir İngiliz kadar öğünmek hakkını vermiyor. Cumhuriyet, 13 Temmuz 1939

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir.

Türk Romanı

Türk romanında hassasiyet ve hayal zenginliğine mukabil, halis fikir kıtlığının sebeplerine gelince görülecek şey, edebiyatımızda şiir nev'inin eski ve bütün nev'ilere hakim bir an'aneye sahip oluşudur. Bunun için bir şiir azmanı olan Türk romanı, felsefe ve ilim kültürü mahsulü ciddî bir tahlile kapılarını açmamıştır. ../ Geniş bir felsefe kültürü ile beslenerek iyice semirmedikçe Türk edebiyatının roman olarak da, tarih olarak da, tenkit olarak da, benzine kan gelmeyeceğinin anlamak için yalnız bir Paul Bourget'inin teşekkülünde ilim ve felsefenin büyük payına dikkat etmemiz lâzımdır. Muasır Türk edebiyatındaki yavanlığın cesur bir tahliline girişebilmemiz için kültürsüzlüğümüzü itiraf etmekten işe başlayalım.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir.

Kültür

- Sanatın ve ilmin birleşmesine mi taraftarsınız? - Hayır! Bu ikisi birleştiği zaman, sanattan ve ilimden ziyade felsefeye yakın bir idrak doğar; sanatkârın sezişiyle âlimin kontrolünü birleştiren bir felsefî idrak doğar, ki ne sanat, ne de ilim budur. İkisinin de vasıtalarını ve metodlarını ayırmaya mecburuz: Sanatın sezme, çakma, kapma, toplama vasıtası ruhun -seziş ve zekâ- bütünüdür; ilmin araştırma, bulma, ayırma, deneme ve kanunlaştırma vasıtası tahlilî düşüncedir. Fakat ikisinin de itiraf edilmiş veya edilmemiş tek hedefi var: Anlamak. Sonra ikisi de kendi esaslı metodunu yardımcısı olarak ötekinin vasıtasına muhtaçtır. Sezişsiz bir ilmî buluşa, az veya çok tahlilsiz bir romana, hattâ bütün terkibi vasıflarına rağmen tahlil süzgecinden geçmemiş bir şiire tesadüf edemezsiniz. Romana tabiat bilgilerinin metodunu uydurmak isteyen Zola'nın en büyük talihsizliği, sanatla ilim arasındaki hedef akrabalığını metod birliğine kadar götüren bir ifratın kurbanı olmasıydı.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
324
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Bir sanat eseri, yaratıldığı devre göre ve o devrin hassasiyetini, zevkini ve anlayışını en iyi ifade ettiği için mi değer kazanır? Yoksa o devri aşan, her zaman için taze, hatta her zaman yeni güzelikleri keşfedilen ebedi değerlere mi sahiptir? Başka ve daha kestirme bir deyimle, bir eserin, bilhassa bir şaheserin değeri "tarihi" midir, "ebedi" mi? Batıda bu mesele çok münakaşa edilmiştir. Geçen asrın büyük Fransız tarihçisi ve filozofu Ernest Renan "İlmin Geleceği" adlı meşhur eserinde tarihi görüşü savunur. "Mutlak bir hayranlık daima sathidir.

Kültür

İnsan kalbinde birer çizgi bırakmış eserlerin hatırasına kültür diyebilir misiniz? İnsanın kalbinden zekâsına giden yolun dışında, hattâ ne yalnız kalbin, ne de yalnız zekânın içinde kültür olamayacağını sanıyorum. Kültür, düşüncenin ve ihtirasın yekûnu değilse bile mahsulüdür. Eskiler, hele şark edebiyatı bunun için hep gönül ve ihtiras mevzularında kalmıştı; divan edebiyatı bunun için fikirsizdi. Hattâ... Sonraki edebiyatlarımız.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
278
Baskı Tarihi
1990
Yazılış Tarihi
1976
ISBN
975-437-035-4
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Objektif serisinin sekizinci kitabı.

Makinelere İsyan

Makine medeniyetinin aleyhinde şerefli bir kafile toplanmıştır. Wagner'den ve Nietzsche'den başlayınız, Fransa'da Georges Duhamel'e gelinceye kadar, Tagore'yi bir yana ayırınız, bu kafile içinde pek çok Avrupalı sanatkâr ve filozof sayabilirsiniz: Rathenau, Keyserling, Thomas Mann, Spengler, Huizinga... Bunların ve daha nicelerinin iddialarını şöyle hülâsa edebiliriz: İktidarın herhangi bir şekline, herhangi bir rejime, herhangi bir içtimaî sınıfa değil, makineleşmeğe isyan etmek lâzımdır. Derdin başı orada. Çünkü endüstrileşmenin bu derecesi, insan ruhuna karşı işlenen günahların en büyüğüdür. Makine, ruha ait bütün cevherleri tüketerek, insanı iç ve öz hürriyetinden mahrum ediyor. Aklın ve hesabın bu hâkimiyeti serbest fışkırma hamlelerini kaybeden ruhun kanatlarını kırmıştır. Paraya temerküz ettirerek yarattığı sermaye tahakkümüyle çalışan insanların hepsini köleleştiren de, filân içtimaî sınıf değil, tek başına odur: Makine; otomatlaştırıcı, ahmaklaştırıcı, ırgatlaştırıcı makine. Cumhuriyet, 17 Ağustos 1939

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
278
Baskı Tarihi
1990
Yazılış Tarihi
1976
ISBN
975-437-035-4
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Objektif serisinin sekizinci kitabı.

Batı'yı Niçin Yanlış Anlıyoruz

Geçen asrın ikinci yarısında, telefonun, dinamonun ve birçok elektrik cihazlarına münhasır gibi ahaliyi hayretlere düşüren, ilmin mucizelerine iman ettiren keşifler "Scientiste-İlimci" adını alan nesiller yetiştirdi. Bu gençlerin Taine, Renan ve Berthelot gibi üstadlan, müsbet ilmin insana ait bütün meseleleri halledeceğine, gıdaları bile fabrikalarda imâl edeceğine, dünyada açlık, harp, ihtilâl, adaletsizlik, müsavatsızlık bırakmayacağına, sosyal ve ferdî ahlâk yaratacağına inanmışlardı. İlmin hakikatleri mutlaktı ve hiçbir metafizik düşünceye ihtiyaç bırakmıyordu. Fransa'da ve Batı Avrupa'da bu hayâl uzun ömürlü olmadı. Emile Boutroux, Hamelin ve yirmi kadar büyük ilim adamı ve filozof, ilim kanunlarının kesin ve mutlak olmadığını, çünkü ölçülerimizin yetersiz olduğunu ispat ettiler. Sonsuz karışıklığı içinden ilmin tamamıyla indî olarak elverişli ve itibarî hadiseleri aldığım, bu hadiselerin de eşyanın sırrı ve mahiyeti değil, insan zekâsıyla eşya arasında bir uzlaşmadan, aşağı yukarı bir gerçekten ibaret olduğunu, mutlak (absolu) olmadığını izah ettiler. Türk Düşüncesi, 1 Şubat 1959

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
278
Baskı Tarihi
1990
Yazılış Tarihi
1976
ISBN
975-437-035-4
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Objektif serisinin sekizinci kitabı.

Batı'yı Niçin Yanlış Anlıyoruz

Teknik seviyenin yükselmesiyle manevî seviyenin alçalması arasındaki nispetsizlik bir dünya hadisesidir. Türkiye'ye has değildir. Tabiat ve madde ilimlerinin, endüstri ve tekniğin hayret verici gelişmesi, insanlara keyif hırsı aşılamış, manevî değerlere inana ve bağlılığı azaltmıştır. Dünya ile aramızdaki fark şudur: İleri memleketlerde bu nispetsizliğin şuuru, telâşı ve onu ortadan kaldırma gayreti vardır. Türk Düşüncesi, 1 Şubat 1959

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
278
Baskı Tarihi
1990
Yazılış Tarihi
1976
ISBN
975-437-035-4
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Objektif serisinin sekizinci kitabı.

Batı Batacak Mı?

Batı medeniyeti kendi kendinden davacıdır. Ona saldıran fikirlerin hepsi kendi tarihinin mahsulleridir. Bu bir itiraftır, pişmanlıktır, vicdan azabıdır. Ruhçularının diliyle, kendi kendine şöyle diyor: "Ben tarihin en büyük medeniyetiyim. Hiçbir çağ ve hiçbir kıta, insanları tabiatla mücadelesinde benim kadar zaferlere koşturmadı. Her biri bir Ortaçağ adamını hayretinden boğacak kadar şaşırtıcı teknik mucizelerim insan tarihinde eşsizdir. Fakat neye yarar? En ileri asrımda bu mucizeler, birbirinin peşi sıra iki dünya harbi doğurdu, üçüncüsünü hazırlıyor. İnsanın manevî köklerini kuruttu. Bugün kıymet ideallerim buhran içindedir. Nefes alamıyorum. Bütün keşiflerim birer intihar silâhı halini aldı ve beni ölüme çağırıyor. Ruhum bu dar makine cenderesi içinde bunalıyor ve yeni iman kadroları arıyor. Tıkanmak üzereyim." Batı medeniyeti, sosyalistlerin diliyle, kendi kendine şöyle diyor: "İnsanı tabiatın zulümlerinden kurtardım/fakat insanın zulümlerinden kurtaramadım. Gökyüzünü ve toprağı yendim, fakat içtimaî adaletsizliği ortadan kaldıramadım, çalışanla çalıştıran arasındaki âdil muvazeneyi kuramadım. Yaptığım endüstri inkılâbı insanı makineye ve onun sahibi olan sermayeye esir etti. Mülkiyeti iyi dağıtamadım. Bu haksızlıklar benim içtimaî metabolizma muvazenemi altüst etti. Yıkılmak üzereyim." Batı medeniyeti, komünistlerinin diliyle, kendi kendine şöyle diyor: "Ortaçağdan kalan her şeyi tasfiye ettim. Fakat mülkiyeti ortadan kaldıramadım. Bilakis, buharı keşfettikten sonra, mülkiyetin imtiyazlı bir sınıf elinde daha büyük bir istismar vasıtası olmasına meydan verdim. Şimdi kendi sosyal düzenimin kökünü kendi elimle kazımak için, varlığımın gayesini yokluğumda arayacak kadar tezat içindeyim. Selâmetimi ölüp yeniden doğmakta buluyorum." İntihar mı edecek, istihale mi? İntihar, yani üçüncü dünya harbi. İstihale, yani -komünistler gibi yıkıcı bir ifrata gitmeden- evvela insanın ruhunu kurtaran yeni iman kadroları içinde yeni kıymet ideallerine doğru şuurlu ve hamleli bir akın, Barış içinde yeni bir çağ inkılâbı. Hangisi? Bunun cevabı Peygamberlik olur. Fakat sezgileriniz size ikinci ihtimali ümit ettiriyorsa, ben de sizinle beraberim. Ulus, 20 Ocak 1951